“Boşanmadan sonra annem buraya yerleşecek” dedi Emre, soğukkanlıca karısının evini sahiplenirken

Hikâyeler
Bu adaletsizlik utanç verici ve derinden kahredici.

Bu işin sonunda kazanan yine onlardı: Emre düzenini bozmayacak, Zeynep Yıldız da kendi evini kiraya verip ayrıca gelir elde edecekti.

Adres değiştirmek, ev bakmak, eşyaları kolilere doldurmak, yeni bir yerde baştan düzen kurmak ise yalnızca bana düşüyordu.

Üstelik bütün bu parlak planın dayandığı yer benim dairemdi.

Elimi kaldırıp sakin ama kesin bir sesle konuştum:

“Şifonyeri şimdilik sökmeyin. Sizin buraya taşınmanız konusunda kimse benimle anlaşmadı.”

Emre’nin yüzü bir anda asıldı.

“Peki sen ne öneriyorsun?” dedi. “Bu ev varken ben gidip kirada mı oturayım?”

“Bu ev benim, Emre. Senin değil.”

“Ben burada yedi yıldır yaşıyorum.”

“Bunu unutmuş değilim.”

Zeynep Yıldız hemen araya girdi. Sanki ortada incelenecek bir haksızlık değil de küçük bir yanlış anlaşılma varmış gibi konuşuyordu.

“Kimse senden bir şey almıyor ki kızım. İnsanlar medeni şekilde ayrılabilir. Emre için burası daha uygun, benim için de öyle. Sen genç bir kadınsın, kendine güzel bir yer bulursun.”

Ona baktım.

“Yani medeni ayrılık dediğiniz şey, rahatlığın sizde kalması, taşınma zahmetinin bana bırakılması.”

Zeynep Yıldız’ın yüzündeki yumuşak ifade hemen silindi. Memnuniyetsiz bir hareketle mezurayı çantasına koydu. Kapıdan çıkmadan önce oğluna, bu meseleyi sonra sakince konuşacaklarını söyledi.

Benimle konuşulacak bir şey kalmadığını çoktan belli etmişti zaten.

İki gün geçmeden Emre telefonuma başka bir semtteki küçük bir dairenin ilanını gönderdi. Bağlantının altına da şu cümleyi yazmıştı:

“Bir bak. Tek başına sana fazlasıyla yeter.”

Fotoğrafları açtım.

Sıradan bir evdi. Bir oda, küçük bir mutfak, dar bir antre. Ulaşım duraklarına ne kadar uzak olduğuna baktım. Çalışma masamı nereye koyabileceğimi, eşyalarımın sığıp sığmayacağını düşünmeye başladım.

Akşam olduğunda birkaç ilan daha bulmuştum.

Bugün dönüp bakınca, o aramaya neden başladığımı kendime bile tam anlatamıyorum. Galiba iki insan günlerce karar çoktan verilmiş gibi davranınca, insan bir süre sonra o karara karşı çıkmak yerine ona nasıl uyum sağlayacağını düşünmeye başlıyor.

Emre telefonumda açık duran ilanları görünce belirgin biçimde rahatladı.

“Bak işte,” dedi. “Gayet uygun yerler var. Önemli olan tek bir semte takılıp kalmamak.”

Başımı kaldırıp ona baktım.

Kendisi alıştığı için bu semtten ayrılmayı kesinlikle reddediyordu. Ama aynı gerekçeyi benim için bir hak olarak görmüyordu.

Bu çelişkinin farkında bile değildi.

Ertesi gün bütün ilanları kapattım ve daireye ait belgeleri çıkardım.

Sözleşme yıllardır diğer evrakların arasında duruyordu. Evi ne zaman aldığımı hatırlamak için onu sürekli elime almama gerek yoktu.

2015 yılı.

Biz Emre’yle 2019’da evlenmiştik.

Aynı gün hukuki danışmanlık aldım ve bundan sonra nasıl ilerlemem gerektiğini sordum. Bana anlatılan şey çok netti: Boşanma sürecini sakin biçimde yürütmek, evrakları düzenli tutmak ve kendi başıma usulsüz bir adım atmamak. Emre gönüllü olarak çıkmak istemezse, mesele yasal yollarla çözülmeliydi.

Bunu duymam yetti.

Eve döner dönmez kaydettiğim bütün kiralık daire ilanlarını sildim.

Akşam Emre kendisi sordu:

“Ne oldu, uygun bir yer bulabildin mi?”

“Buldum.”

Birden dikkat kesildi.

“Hangi semtte?”

“Bu semtte.”

Kaşlarını çattı.

“Anlamadım.”

“Ben burada kalıyorum. Bundan sonra yeni evi sen arayacaksın.”

Emre birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden yüzüme baktı.

Şükrüye'nin Penceresinden