Elif onu antrede karşıladı. Bir şey söylemeden elini tuttu; yüzündeki ifade, konuşmanın ertelenemeyeceğini anlatmaya yetiyordu.
— Seninle ciddi bir şey konuşmamız lazım, dedi. Ama annenin yanında değil.
İkisi birlikte daireden çıkıp merdiven boşluğuna geçtiler. Elif kapıyı arkalarından dikkatlice kapattı.
— Emre, annen sadece evi Zeynep’e devretmemiş. Ömür boyu oturma hakkından da vazgeçtiğine dair kâğıt imzalamış. Zeynep onu baştan sona kandırmış. Şimdi elimizde mahkemeye gitmek için dayanak var.
Emre bitkin bir halde duvara yaslandı.
— Mahkeme mi? Annem buna yanaşmaz. Zeynep’in üzerine titriyor, sanki kırılacak bir cam eşya gibi.
— Peki ya sen? Annenle aynı odada sıkışıp yaşamaya, üstelik ikinizin yükünü omuzlayıp kredi ödemeye razı mısın? Kız kardeşinin senin sırtından rahat etmesini kabulleniyor musun?
Emre cevap vermedi.
— Kardeşimle savaşmak istemiyorum, diye mırıldandı sonunda. Sonuçta ailemiz.
— Aile… — Elif’in sesi acıyla sertleşti. — Annen bize geldi çünkü kız kardeşin tapuyu üzerine alır almaz onu kapının önüne koydu. Buna aile denmez, Emre. Bu, kendi annesini bile harcayan bir yırtıcılık. Biz susarsak sıra bize de gelir.
Emre gözlerini yere indirdi. Elif onun ne kadar zorlandığını görüyordu. Bir adım yaklaştı, sesini yumuşattı.
— Ben intikam peşinde değilim. Sadece hakkın yerini bulmasını istiyorum. Sen de söyledin; babanın bıraktığı mirastan mahrum edildin. O daire ikinize kalmıştı. Senin payın sende olmalıydı.
Emre başını kaldırdı.
— Biliyorum. Ama annem…
— Annen minnettarlığın ne olduğunu bilmiyor. Kendini feda etmeyi biliyor sadece. Zeynep uğruna ezilmeye hazır. Ama senin daha iyisini hak ettiğini kabul etmeye bile yanaşmıyor.
Emre’nin yumrukları sıkıldı.
— Ne yapmamı istiyorsun?
— Bir avukata gidelim. En azından şansımızı öğrenelim. Dairenin bir kısmını ya da karşılığında bir tazminatı geri alma ihtimali varsa denemek zorundayız. Yoksa bu evde darlıkla, kırgınlıkla ve öfkeyle çürüyüp gideceğiz.
Emre kısa bir sessizlikten sonra başını salladı.
— Tamam. Yarın gideriz.
Ertesi sabah bir avukatın odasında oturuyorlardı. Elli yaşlarında, kırlaşmış saçlarını ensesinde toplamış bir kadın, sözleşme fotokopisini dikkatle inceliyordu.
— Kâğıt üzerinde işlem usule uygun görünüyor, dedi sonunda. Fakat önemli bir nokta var. Anneniz, bu feragat beyanını yanılgı ya da aldatma sonucu imzaladığını kabul ederse, sözleşmenin geçersiz sayılması için dava açabiliriz. Yalnız şunu bilmeniz gerekir: Bu tür dosyalarda bağış yapan taraf lehine karar çıkması kolay değildir. Mahkemeler bağış işlemlerini iptal etmeye pek hevesli olmaz. Kızının bakım sözü verdiğini, fakat bunu yerine getirmediğini ve annenizin imzanın sonuçlarını kavramadığını ispatlamamız gerekir.
— Elimizde delil var, dedi Elif. Zeynep’in imza atmazsa ne olacağına dair baskı kurduğu yazışmalar var. Ayrıca annenin apar topar evden çıkarıldığını gören komşular da tanıklık edebilir.
Avukat başıyla onayladı.
— O hâlde önce ihtarname gönderelim. Kız kardeşinizden malın iadesini ya da uygun bir bedel ödemesini talep ederiz. Kabul etmezse dava yoluna gideriz.
Hatice, oğluyla gelininin planlarını öğrenince öfkeye kapıldı.
— Zeynep’imi hapse mi attıracaksınız? diye bağırdı. Onun elindeki son şeyi de mi alacaksınız? O benim kızım! Ben ona karşı mahkemeye gitmektense ölürüm daha iyi!
— Kimse kimseyi hapse attırmıyor, diye sakince karşılık verdi Elif. Mesele, haksız alınan malın geri verilmesi ya da bunun karşılığının ödenmesi. Siz o feragat kâğıdını imzaladınız ama ne yazdığını okumadınız. Zeynep de sizin güveninizi kullandı.
— Kızım hakkında böyle konuşmaya hakkın yok!
Emre, annesiyle Elif’in arasına girdi.
— Yeter anne. Ben de senin oğlunum. Babamın bıraktığı şey üzerinde benim de hakkım vardı. Sen tek kelime etmeden bu hakkı elimden aldın, her şeyi Zeynep’e verdin. Şimdi benden yine susmamı mı bekliyorsun?
Hatice ağlamaya başladı.
— Sen erkeksin, güçlü olmalısın. Zeynep tek başına yapamaz.
— O sandığın kadar yalnız değil, dedi Elif. Çevresinde ona yardım eden insanlar, arkadaşları, borçları ve artık yeni bir dairesi var. Emre’nin ise ben varım, bir de bitmek bilmeyen konut kredisi. Kız kardeşinin onun sırtına binmesine izin vermeyeceğim.
Tartışma giderek büyüdü. Hatice evi terk edeceğini söyleyip durdu ama gidecek hiçbir yeri yoktu. Elif geri adım atmadı; avukatın ihtarnameyi göndermesinde ısrar etti. Mektup Zeynep’in eline geçince, ilk işi ağabeyini aramak oldu.
— Sen ne yaptığını sanıyorsun? diye telefonda çığlık attı. Evimi elimden mi alacaksın? Ben senin kardeşinim! Aynı kandanız!
— Sen annemi kapının önüne koydun, dedi Emre. Onu kandırıp feragatname imzalattın. Bir kez bile nasıl yaşadığını merak etmedin. Bana hangi kardeşlikten söz ediyorsun?
— O daireyi vermem. Gerekirse satarım. Siz de hiçbir şey alamazsınız.
Elif telefonu Emre’nin elinden aldı.
— Satmaya kalkarsan dolandırıcılıktan başın derde girer. Aldatma olduğuna dair karakola başvurumuzu yaptık. Tanıklarımız da var. Ayrıca annenin imzasının feragat belgesinde usulsüz kullanıldığını biliyoruz. İnceleme yapıldığında bu ortaya çıkar.
Karşı tarafta bir anda ses kesildi. Ardından yalnızca kısa kısa kapanma tonları duyuldu.
Birkaç gün sonra Zeynep apartmanın girişinde belirdi. Her zamanki gösterişli hâlinden eser yoktu. Pahalı kürkünün yerinde sade bir mont vardı; yüzü solmuş, yanakları çökmüştü.
— Annemle konuşmak istiyorum, dedi kapının önünde dikilerek.
Elif kapıyı tutuyordu.
— O seni görmek istemiyor.
— Çekil önümden. Buna hakkım var.
— Onu evinden attığın gün bütün haklarını kaybettin.
Zeynep, Elif’i kenara itmeye çalıştı; fakat Elif kapıyı bırakmadı. Tam o sırada asansörün kapısı açıldı ve Emre dışarı çıktı.
— Burada neler oluyor?
— Kız kardeşin kavga çıkarmaya gelmiş, dedi Elif.
Emre Zeynep’in karşısına geçti.
— Git buradan. Seni ben çıkarmadan git.
Zeynep onun koluna yapıştı.
— Emre, ne olur affet beni! Hata yaptım! Annemi yanıma alırım, söz! Sadece kendi dertlerimi çözmeye çalışıyordum!
— Çok geç, dedi Emre soğuk bir sesle. Annemi de beni de aldattın. Bundan sonra hiçbir şey olmamış gibi davranmayacağım.
