— Şu istediğiniz şey… Artık yüzsüzlüğün de ötesi. Dilinizi biraz tutun da evimden çıkın! — Zeynep, apartman kapısını sert bir hareketle ardına kadar açtı.
— Oğlunuz zaten bir yıldır sırtıma binmiş durumda. Şimdi de bütün aileyi benim omuzlarıma yüklemeyi mi uygun gördünüz? Benim de belim kırılmayacak mı sanıyorsunuz? — Gelin, elindeki paltoyu şaşkınlık içinde kalan kayınvalidesine doğru uzattı.
— Sizde ölçü falan kalmamış galiba. Vicdan dağıtılırken yanlış sıraya mı girdiniz, anlamadım ki! — Zeynep, Fatma’ya tiksintiyle karışık bir öfkeyle baktı.
— Zeynep, ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? — diye homurdandı Fatma. Gitmeye hiç niyeti yok gibiydi.
— Oğlumun kardeşine yardım etmek bu kadar mı zor? Para sende var. Hem de fazlasıyla var. — Fatma, göz ucuyla evin yeni ve pahalı döşenmiş salonuna baktı.

— Evet, param var. Ama sizin o parayla ilginiz, çöle düşen kar tanesi kadar bile değil. — Zeynep’in sesi iyice sertleşti. — Ben neden kocamın kardeşinin tadilat masrafını üstleneyim? Eli ayağı tutmuyor mu onun?
— Zeynep, çocuk şu sıralar çok sıkışık. Üç aydır doğru düzgün iş bulamadı… Evlerinin tadilatı da yarıda kaldı. Küçücük çocukla inşaatın ortasında yaşıyorlar. — Fatma her zamanki gibi derin, acıklı bir iç çekti.
Fatma ne zaman gelininden para koparmaya kalksa, önce böyle uzun uzun iç çeker, sonra da hayatın ağırlığından, talihsizliğinden, çaresizlikten söz etmeye başlardı.
Zeynep çoğu zaman onu geri çevirmezdi. Önce itiraz eder, söylenir, tartışırdı ama sonunda istenen meblağı gönderirdi. Fakat bu kez işler değişmişti. Oğlunun karısı açıkça “hayır” demişti. Fatma, o gün ilk defa Zeynep’ten kesin bir ret cevabı alıyordu.
— İkinci oğlunuzun tembel ve beceriksiz olması benim meselem değil. Sözde iş bulamıyormuş… — Zeynep hâlâ kapının yanında dimdik duruyordu.
— Sanki para bana gökten yağıyor. — Dudaklarını sımsıkı birbirine bastırdı. — Siz benden her para istediğinizde, benim daha fazla çalışmak zorunda kaldığımı hiç düşündünüz mü? Bir kere olsun aklınızdan geçti mi?
— Zeynep, ben senden öyle büyük şeyler istemedim ki. Hep ufak tefek şeylerdi… — Fatma, paltosunu koridordaki küçük dolabın üzerine bıraktı.
— Hayatımda ilk kez gerçekten önemli bir ricayla kapına geldim. Sen de… İşte böyle… Beni geri çevirdin. — Fatma cümlesini sürdürmek istedi, fakat Zeynep ona fırsat vermedi.
— Hayatınızda ilk kez mi? — Zeynep’in gözleri hayretle büyüdü. — Geçen ay size çamaşır makinesi aldım. İki ay önce tatil paranıza on yedi bin beş yüz lira ekledim. Ekimde de eşinize kış lastiği aldım. Bunların hepsi hayatınızda bir kez olan şeyler miydi?
Fatma bir an duraksadı. Ne diyeceğini toparlayamadan gelini devam etti.
— Yoksa sizin için yardım, ancak benden üç yüz elli bin liradan fazla para çıkınca mı yardım sayılıyor? — Zeynep artık sinirini saklamaya çalışmıyordu.
— Gitme vaktiniz geldi. Burada kaldığınız her dakika beni biraz daha çileden çıkarıyorsunuz. — Hızlı adımlarla Fatma’nın yanına gitti. Dolabın üzerindeki paltoyu kaptı, kayınvalidesinin eline tutuşturdu ve neredeyse iterek onu kapı dışarı etti.
— Bunu oğluma anlatacağım. Annesine nasıl davrandığını tek tek söyleyeceğim. Kendi kanından sayılan insana para vermedin! — diye fısıldadı Fatma, ardından asansöre doğru kayboldu.
— Siz benim kanımdan değilsiniz! — diye arkasından seslendi Zeynep.
— Bu gidişle oğlunuz da uzun süre akrabam kalmayacak zaten. — Kapıyı sertçe kapattı.
— Olacak iş değil… Her şeyi birbirine karıştırmışlar. — Zeynep kendi kendine söylenerek pencereye yöneldi. — Bütün sülaleyi ben mi besleyeceğim? Safı buldular tabii. — Kayınvalidesinin ağır parfüm kokusu evden çıksın diye pencereyi açtı.
Sonra eline bir kitap aldı. Satırları mekanik bir dikkatle okumaya başladı; ne kadar zaman geçtiğini bile fark etmedi. Asıl mesele ise bundan sonra başlayacaktı.
Saat sekiz olduğunda kocası Emre işten döndü. Kardeşinin aksine Emre’nin bir işi vardı. Ne var ki maaşı, evin mutfak masrafına ancak yetiyordu. Buna rağmen karısının parasını kullanmakta en ufak bir rahatsızlık duymazdı.
Başkalarının emeğiyle geçinme isteği, herhâlde aileden miras kalmıştı.
— Zeynep, anneme neden yardım etmedin? — Emre daha eşiği geçer geçmez karısının üzerine yürür gibi konuştu.
— Hangi konuda? — Zeynep, kitabından başını kaldırıp soran gözlerle ona baktı.
— Yani… Annem senden ağabeyim için para istemiş.
