Kadın, kocasıyla kayınvalidesinin konuşmasına istemeden kulak misafiri oldu; sabah olunca da eşyalarını toplamaya karar verdi.
Ayşe, mutfak tarafından gelen boğuk seslerle uyandı. Başucundaki saate baktığında vakit gece yarısını çoktan geçmiş, saat bir buçuğa yaklaşmıştı. Yatağın içinde kıpırdamadan kaldı; bu saatte kim ayakta olabilirdi? Birkaç saniye sonra o keskin, tanıdık tonu ayırt etti: kayınvalidesi Fatma konuşuyordu.
— Mehmet, buna daha ne kadar katlanacaksın? — diye dişlerinin arasından fısıldadı Fatma. — Kadın iyice tepene çıktı!
Ayşe’nin bedeni bir anda kaskatı kesildi. Kimden söz ediyorlardı?
— Anne, sesini alçalt. Ayşe uyuyor — dedi kocası alçak bir sesle.

— Uyusun da duysun da umurumda değil! Belki o zaman ne yaptığını anlar!
Ayşe’nin kalbi öyle sert çarpmaya başladı ki, sanki sesi duvarlara vurup bütün eve yayılıyordu. Artık kuşkusu kalmamıştı; konu kendisiydi.
— Dün ona patatesleri soyması gerektiğini söyledim. Bana ne dese beğenirsin? “Ne zaman soyacağımı ben bilirim,” dedi! Sen böyle saygısızlık gördün mü? Hem de bana, bu yaştaki kadına!
— Anne, abartma artık…
— Sakın onu savunma! Otuz beş yıldır susuyorum ben! Aklı başına gelir, bu evde kimin sözünün geçtiğini anlar sandım. Ama yok, her geçen gün daha da azıtıyor!
Ayşe gözlerini kapattı. Allah’ım, bu kadın neden bahsediyordu? Hangi patates? Dün bütün gün evi toparlamış, yemek yapmış, çamaşırlarla uğraşmıştı. Bunca işin içinde mesele gerçekten patates miydi?
— Hem zaten — diye sürdürdü Fatma — bir de yürüyüşüne, haline bak! Sanki saraydan çıkmış hanımefendi! Elinden ne gelir ki onun? Doğru dürüst yemek yapamaz, evi çekip çevirmeyi bilmez…
— Anne, yeter.
— Yetmez! Mehmet, sen erkek misin değil misin? Karının sana ne yapacağını söylemesine niye izin veriyorsun?
— Bana kimse bir şey söylediği yok!
— Bal gibi söylüyor! Hatırlıyorum, arabayı değiştirmek istedin, o karşı çıktı. Yazlık alalım dedin, yine o istemedi. Her işte dönüp onun fikrine bakıyorsun!
Ayşe yatağın içinde doğrulmuş, ağzı açık kalmıştı. Hangi araba? Hangi yazlık? Onlar her önemli kararı birlikte almamışlar mıydı? Yoksa bunca yıl boyunca yalnızca kendisi mi öyle sanmıştı?
— Ben sana ne diyeceğim, biliyor musun? — Fatma’nın sesi biraz daha kısıldı ama içindeki zehir daha da belirginleşti. — O kadın senin kıymetini bilmiyor. Hiç bilmiyor!
— Anne…
— Bana “anne” deyip durma! Ben görüyorum olanı. Sen yük hayvanı gibi çalışıyorsun, o ne yapıyor? Kanepeye uzanıp televizyon seyrediyor!
Ayşe nefessiz kalmış gibi oldu. Kanepeye uzanmak mı? Bu kadın kör müydü? Yoksa sabahın erken saatinden geceye kadar durmadan koşturduğunu görmemek için özellikle mi bakmıyordu?
— Bir de nankör! — diye ekledi kayınvalidesi. — Onun için neler yaptım ben! Hastalandığında başında ben bekledim. Para sıkışınca elimden geleni ben yaptım. Şimdi kalkmış bir de burnundan kıl aldırmıyor!
— Kimsenin burnundan kıl aldırdığı yok, anne.
— Var işte! Dün sordum, niye telefonlarımı açmıyorsun dedim. “Meşguldüm,” dedi. Meşgulmüş! Neyle bu kadar meşgul olabilir acaba?
Ayşe önceki günü hatırladı. Kayınvalidesinden gelen beş cevapsız arama vardı. Gerçekten açamamıştı; çünkü o sırada ocağın başındaydı, bütün aile için öğle yemeği hazırlıyordu.
— Mehmet — dedi Fatma bu kez neredeyse duyulmayacak kadar kısık bir sesle — sence de artık bazı şeylerin değişme zamanı gelmedi mi?
— Ne demek istiyorsun?
— Yani… Onunla ciddi ciddi konuş. Nasıl davranması gerektiğini anlat. Çünkü kendini her şeye hakkı var sanıyor!
— Anne, biz otuz beş yıldır birlikteyiz…
— Tam da bunu söylüyorum! Otuz beş yıldır katlanıyorsun. Peki o senin için ne yaptı? Çocukları bile doğru dürüst yetiştiremedi, ev desen zaten darmadağın…
Ayşe parmaklarını avucunun içine bastırıp yumruk yaptı. Çocuklar mı? Onları tek başına mı büyütmüştü sanki? Ya ev… Allah’ım, Fatma nasıl böyle konuşabiliyordu?
— Onu kapının önüne koy demiyorum — diye devam etti kayınvalidesi. — Ama haddini bildirmek şart. Nerede duracağını öğrenmeli!
Ardından uzun, boğucu bir sessizlik çöktü. Ayşe kulağını kapıya çevirmiş, nefesini bile tutmuştu.
— Tamam anne. Geç oldu. Git artık yat.
— Söylediklerimi iyi düşün, Mehmet. Öyle üstünkörü değil, iyice düşün.
Terliklerin yerde sürtünerek uzaklaşan sesi duyuldu, ardından bir kapı kapandı. Biraz sonra Mehmet banyoya gitti, sonra yatak odasına döndü ve hiçbir şey olmamış gibi yerine uzandı. Nefesi kısa sürede düzenli, sakin bir ritme kavuştu.
Ayşe ise gözlerini tavana dikmişti. Uyku ondan tamamen uzaklaşmıştı.
Sabah olduğunda Mehmet, gece yaşananlardan habersizmiş gibi kalktı. Duşta neşeyle ıslık çaldı, sonra kahvaltı masasına oturup telefonundan haberleri okumaya başladı.
