Ayşe, Mehmet’in önüne kahvesini bıraktı.
— Mehmet, konuşmamız gerekiyor.
Mehmet gözünü telefondan bile ayırmadı.
— Hı hı.
— Ciddiyim. Gerçekten konuşmamız lazım.
— Akşama bırakalım Ayşe. Bugün acelem var. Önemli bir sunum yapacağım.
Kalkarken yanağına alışılmış, kısa bir öpücük kondurdu ve çıktı. Aynı sabah, aynı hareket, aynı kayıtsızlık… Sanki gece aralarında geçen o konuşma hiç yaşanmamıştı.
Ayşe sandalyeye çöktü. Mehmet’in yarım bıraktığı kahve fincanına baktı durdu. İnsan nasıl böyle yaşayabilirdi? Aynı evin içinde biriyle yıllar geçirip de onun içini, yorgunluğunu, kırgınlığını hiç görmeden nasıl devam edebilirdi?
Saat dokuzu biraz geçe telefon çaldı. Arayan Fatma’ydı.
— Ayşe, dün niye telefonlarımı açmadın?
— İşim vardı.
— İşin mi vardı? — Fatma’nın sesi hemen sertleşti. — Ne işin varmış da telefonu açamayacak kadar meşgul olmuşsun?
Ayşe cevap vermedi. Anlatmanın bir anlamı yoktu. Ne söylese anlaşılmayacaktı.
— Dinle beni, — diye sürdürdü Fatma. — Bugün size geleceğim. Konuşmamız gereken şeyler var.
— Ne konuşacağız?
— Gelince öğrenirsin. Öğlene doğru orada olurum.
Hat kapandı. Ayşe bir süre telefonu elinde tuttu, ekrana boş boş baktı. O an, içinde bir şey kesin biçimde yerine oturdu. Artık buna dayanamayacağını anladı. Sürekli azarlanmaya, bitmeyen imalara, her sözünün sorgulanmasına katlanacak gücü kalmamıştı. Kendi evinde, sanki dışarıdan gelmiş yabancı biriymiş gibi hakkında konuşulmasına daha fazla tahammül edemezdi.
Ayağa kalktı, yatak odasına geçti. Dolabın üst rafından eski valizi indirdi. Mehmet’le balayına giderken aldıkları valizdi bu. Üzerine ince bir toz tabakası çökmüş, sapı da bir yerinden kopmuştu.
Yavaş yavaş eşya yerleştirmeye başladı. Elbiseler, bluzlar, iç çamaşırları… Her parçayı özenle katladı. Parmakları titriyordu ama durmadı.
“Nereye gideceğim?” diye geçirdi içinden. “Elif’e mi? Kızım şaşıracak. ‘Anne, babamla kavga mı ettiniz?’ diye soracak. Peki ben ona ne diyeceğim? Babanla babaannen, beni bu evde hiçbir işe yaramayan biri gibi görüyor mu diyeceğim?”
Çocukların fotoğraflarını aldı, kimliklerini, birkaç belgeyi, sevdiği kitaplardan ikisini valize koydu. Valiz kısa sürede doldu. Otuz beş yıllık bir hayatın tek bir valize sığması tuhaf ve acıydı.
Yatağın kenarına oturdu. Gözlerinden yaşlar süzüldü. Sesini çıkarmadan ağladı; ne hıçkırdı ne de kendini bıraktı. Sadece içinde yıllardır biriken şeyler sessizce akıp gitti.
Tam o sırada apartman zili çaldı. Fatma beklediğinden erken gelmişti.
— Aç kapıyı! — diye seslendi diafondan.
Ayşe yüzünü sildi, derin bir nefes aldı ve kapıya yöneldi. Fatma içeri adımını öyle sert attı ki, sanki bir eve değil de cepheye giren bir komutan gibiydi.
— Evet, konuşalım bakalım, — dedi. Doğruca mutfağa geçti, masanın başına oturdu. — Sen de otur.
Ayşe karşısındaki sandalyeye geçti. Fatma’ya baktı ve içinden şaşkınlıkla şunu düşündü: “Ben otuz beş yıl boyunca gerçekten bu kadından mı korktum?”
Fatma söze başladı:
— Durum hiç iyi değil Ayşe. Dün Mehmet’le konuştum. Uzun uzun konuştuk.
— Duydum.
— Duydun mu? — Fatma kaşlarını çattı. — O zaman ne demek istediğimi anlamışsındır.
— Pek sayılmaz.
Fatma’nın sesi birden sahte bir şefkate büründü.
— Sen akıllı kadındın. Olup biteni görmüyor olamazsın.
— Ne olup bitiyor?
— Değiştin. Hem de çok değiştin. Böyle… başına buyruk biri oldun.
Ayşe suskun kaldı.
— Eskiden sözümü dinlerdin, nasihatimi dikkate alırdın. Şimdi öyle mi? Şimdi hemen karşılık veriyorsun.
— Size ne zaman karşılık verdim?
— Her zaman! Dün mesela. Telefonu niye açmadığını sordum, sen de ters ters cevap verdin.
— Sadece işim olduğunu söyledim.
— İşte o tavırla söyledin! — Fatma avucunu masaya vurdu. — Önceki gün de aynıydı. Tarhana çorbasının tuzlu olduğunu söyledim. Sen sustun. Bir özür bile dilemedin.
Ayşe ona bakarken hayretini gizleyemedi. Bunca yıl bu tuhaflığı nasıl görmezden gelmişti?
Sakin bir sesle konuştu:
— Fatma Hanım, o çorbadan yediniz mi?
— Bunun konuyla ne ilgisi var?
— Yediniz mi, yemediniz mi?
— Tadına baktım işte.
— Bir kaşık aldınız ve tuzlu dediniz.
— Evet, dedim. Ne olmuş?
— Mehmet ise koca tabağı bitirdi. Üstelik bir tabak daha istedi.
Fatma bir an duraksadı. Fakat hemen toparlandı.
— Nezaketinden! Benim Mehmet’im ince düşüncelidir, seni kırmak istememiştir.
— Anladım, — dedi Ayşe ve ayağa kalktı. — Fatma Hanım, benim gitmem gerekiyor.
— Nereye gidiyorsun? Daha konuşacaklarımız bitmedi!
— Bence bitti.
Ayşe mutfaktan çıktı, koridorda duran valizin yanına gitti. Fatma arkasından geldiğinde gözleri valize ilişti ve yüzündeki ifade bir anda dondu.
