Sözde “yardım” niyetine söyledikleri de hiç bitmiyordu:
— Bu taşeron firmaya dikkatli yaklaş, biraz pohpohlanmayı severler. Üstlerine sert gidersen işi yokuşa sürerler.
— Şu müşteriyle şimdilik fazla temas kurmasan daha iyi. Ali’ye saygı duyardı, sana henüz güvenmiş değil.
— Bu bülteni ben olsam baştan aşağı değiştirirdim. Tabii sen bilirsin, böyle de bırakabilirsin… Sonunda zaten benim önerdiğim hâle döneriz.
Ayşe’nin içinden geçenleri tek kelimeyle anlatmak mümkün değildi. “Sinirlendi” demek hafif kalırdı.
Ama sustu.
Şimdilik.
Bir akşam ofiste yalnızca ikisi kalmışken Zeynep, hiç beklenmedik bir anda başını kaldırıp sordu:
— Sana terfiyi Mustafa’yla baş başa yaptığın bir görüşmeden sonra teklif etmişler, doğru mu?
Ayşe gözlerini dizüstü bilgisayarın ekranından ayırdı.
— Bunu nereden çıkardın?
Zeynep omuz silkti.
— Öyle… Bir şeyler duydum işte.
Ayşe’nin sesi buz gibi çıktı:
— Elinde bilgi olmayan insanların en sevdiği oyundur dedikodu.
Sonra yeniden belgelerine döndü.
— Yanlış anlama, sadece sordum — dedi Zeynep, yapmacık bir masumiyetle. — Yalnız tuhaf tabii. O kadar aday varken özellikle seni seçmeleri…
— Demek ki beni seçmeleri için bir sebepleri vardı — diye karşılık verdi Ayşe, sakinliğini bozmadan.
Zeynep’in dudaklarında ince, belli belirsiz bir gülümseme gezindi.
— Olabilir. Ama burada kararları her zaman başarı çizelgeleri belirlemez. Bazen… yakınlık da işe yarar.
Ayşe bilgisayarın kapağını yavaşça indirdi.
— Zeynep, söylemek istediğin bir şey varsa açık konuş.
— Yok canım, ne münasebet — dedi Zeynep, ellerini iki yana açarak. — Sadece düşünüyorum. Üstüne alınma.
Ayşe cevap vermedi.
O an ilk kez çok net anladı: Evde verilen mücadeleyle iş yerindeki mücadele arasında aslında pek fark yoktu. Sadece yüzler değişiyordu.
Hafta sonu annesi aradı. Mehmet’in ailesi değil, kendi annesi.
— Kızım, neredesin sen? — Sesi sıcacıktı, tanıdıktı. — Aradım, açmadın.
— Çalışıyorum anne — dedi Ayşe. — Yeni görev, işler çok yoğun.
Annesi hafifçe güldü.
— Hiç olmazsa sıkılmaya vaktin kalmıyordur. Ama kendini de tüketme. Bir de sana “yapamazsın” diyen kimseyi dinleme.
Ayşe telefonu kulağında tutarken gözlerinin dolduğunu hissetti. Kendini zor tuttu.
Ne kadar uzun zamandır birinin sadece şunu söylemesini beklemişti: “Sana inanıyorum.”
Mehmet’ten bunu hiç duymamıştı. Annesinden duyuyordu. O da şimdilik yetiyordu.
Konuşma bittikten sonra kanepeye oturdu. Bir süre hiç kıpırdamadan öylece kaldı.
Aklında iş vardı, insanlar vardı, bir de güvenin kaybolduğunda her şeyin nasıl kolayca dağılıp gittiği düşüncesi…
Ve insanın yanında kimse yoksa, o güveni yeniden kurmanın ne kadar zor olduğu.
İlk gerçek çatışma pazartesi toplantısında patlak verdi.
Ayşe sunumunun ortasındayken Zeynep sözünü kesti:
— Ayşe, kusura bakma ama dördüncü çeyreğin reklam bütçesinin zaten dağıtıldığını hesaba katmamışsın. Şimdi yön değiştirirsek fazla harcama çıkar.
Ayşe hiç acele etmeden cevap verdi:
— Hesaba kattım. Bütçe yanlış hesaplanmıştı. Ben gerçek veriler üzerinden yeniden düzenledim.
— Kim onayladı bunu? — Zeynep’in sesi bir anda keskinleşmişti.
— Ben.
— Bölümle görüşmeden mi?
— Bir yöneticinin karar alma yetkisi vardır — dedi Ayşe, bu kez daha net bir tonla. — İtirazın varsa toplantıdan sonra konuşuruz.
Odaya ağır bir sessizlik çöktü.
Genel müdürün yüzünde çok hafif bir tebessüm belirdi. Neredeyse fark edilmeyecek kadar küçüktü ama Ayşe gördü.
Toplantıdan sonra, asansörlerin yanında Zeynep yanına yaklaştı.
— Ne kadar kararlı olduğunu göstermeye mi çalışıyorsun? Dikkat et, insanı burada parça parça ederler.
Ayşe gözlerini kaçırmadan baktı.
— Denesinler. Ben alışığım.
O akşam Mehmet’ten yeni bir mesaj geldi.
Mehmet: “Ayşe, görüşelim. Her şeyi anladım. Aramızın böyle bitmesini istemiyorum.”
Ayşe uzun süre cevap yazmadı. Sonra yalnızca şu satırları gönderdi:
Ayşe: “Bakarız. Şu an zamanı değil.”
Mehmet neredeyse hemen karşılık verdi.
Mehmet: “Çok değiştin. Buz gibi oldun.”
Ayşe ekrandaki kelimelere baktı. Belki de gerçekten değişmişti. Fakat Mehmet’in sandığı anlamda değil. Soğumamıştı; sadece ayılmıştı.
Hafta koşuşturmayla geçti. Ay sonuna gelindiğinde bölüm beklenenden iyi sonuçlar elde etmişti. Yeni müşteriler kazanılmış, ciro yükselmiş, gelen başvurular artmıştı. Mustafa herkesin önünde onu ayrıca övdü:
— Güzel iş çıkardınız. Özellikle Ayşe… İşleri toparladığı belli oluyor.
Ayşe teşekkür etti ama gülümsemesi içten değildi. Artık biliyordu: Başarı her zaman yalnızca sevinç getirmiyordu. Övgüden sonra bazı bakışlar değişmişti.
Kimi samimiyetle tebrik etti.
Kimi ise alaycı bir yarım gülümsemeyle yetindi.
Akşam herkes çıktıktan sonra Ayşe ofiste tek başına kaldı. Ortalık sessizdi; yalnızca dışarıdan gelen uzak uğultu ve ekrandan yayılan soluk ışık vardı.
Mesajları açtı, annesine yazdı:
Ayşe: “Anne, oluyor galiba. Başarıyorum. Ama çok zor.”
Annesinin cevabı gecikmedi.
Anne: “Zorsa doğru yoldasın demektir kızım.”
Ayşe istemsizce gülümsedi.
Ve uzun zamandan sonra ilk kez, “zor” kelimesi ona korkutucu gelmedi.
Fakat ertesi gün her şey birden yön değiştirdi.
Sabah ofise adımını atar atmaz Zeynep elinde bir dosyayla yanına geldi.
— Taşeronla ilgili evraklar burada. İmzalanması gerekiyor.
— Önce bakayım.
Ayşe dosyayı açıp sayfaları çevirdi. Daha ilk incelemede bir şey dikkatini çekti. Rakamlar tutmuyordu. Eski sözleşmede bedel daha düşüktü. Bu belgede ise tutar 40.000 ₺ fazla görünüyordu.
Başını kaldırdı.
— Bu ne?
Zeynep son derece sakin duruyordu.
— Yeni fiyat listesi. Ücretlerini artırmışlar.
— Neye dayanarak?
— Enflasyon, maliyetler… Her şey pahalanıyor sonuçta.
Ayşe dosyayı kapatmadı. Sayfaların üstünde parmaklarını gezdirdi, sonra yavaşça konuştu:
— Firmayı ben arayacağım.
— Nasıl istersen — dedi Zeynep, omuzlarını kaldırarak. — Yalnız sonra özür dilemek zorunda kalırsan şaşırma.
On beş dakika geçmeden Ayşe gerçekten de firmayı aradı.
Ve ortada herhangi bir yeni fiyat listesi olmadığını öğrendi.
Telefonu kapattıktan sonra birkaç saniye yerinden kıpırdamadı. Sonra ayağa kalktı ve neredeyse fısıltıyla konuştu:
— Demek asıl şimdi başlıyoruz.
O akşam eve her zamankinden daha geç döndü. Masanın üstünde yarım kalmış bir çay bardağı duruyordu. Telefonunda Mehmet’ten bir mesaj daha vardı:
“Özledim. Konuşmak istiyorum. Hata yaptığımı biliyorum.”
Ayşe cevap vermedi. Telefonu sessize almakla yetinmedi; tamamen kapattı.
Pazartesi sabahı ise her şey, sıradan görünen bir toplantıyla başladı.
