“Boşanma davasını açtım. Ev bende kalacak, para da. Sen de biliyorsun, her şey benim üzerime kayıtlı” — Ayşe fincanları silerken parmakları titreyip sessizce yutkundu

Hikâyeler
Bu acımasız karar utanç verici ve aşağılık.

Boşanma dilekçesini veren eski koca, karısını parasız ve evsiz bırakabileceğini sandı; fakat onu hiç beklemediği bir sürpriz bekliyordu.

Ayşe neredeyse on dakikadır aynı fincanları silip duruyordu. Zihni karmakarışıktı; parmakları titriyor, bez avucunda durmadan buruşuyordu. Mehmet’in sesi hâlâ kulaklarının içinde yankılanıyordu:

“Boşanma davasını açtım. Ev bende kalacak, para da. Sen de biliyorsun, her şey benim üzerime kayıtlı.”

Otuz iki yıllık evlilik… Tam otuz iki yıl. Ve bütün o yıllar, sanki tek bir cümleyle silinip atılmıştı. Üstelik bunu ciddi bir konuşma sırasında bile söylememişti. Akşam yemeğinde değil, karşısına oturup açıklama yaparak hiç değil… Evraklarını çantasına yerleştirirken, sıradan bir haber verir gibi ağzından çıkıvermişti.

Telefon titredi. Arayan oğluydu.

— Anne? Nasılsın? — Can’ın sesinden kaygısı açıkça anlaşılıyordu.

— İyiyim, — dedi Ayşe, boğazına düğümlenen acıyı yutmaya çalışarak. — Her şey yolunda.

— Babam aradı. Doğru mu bu?

— Doğru.

— Allah’ım, anne, nasıl bu kadar sakin konuşabiliyorsun? O… o senden boşanmak istiyor!

— Ne yapayım Can? Bağırıp çağırayım mı? Kendimi mi kaybedeyim?

Ayşe fincanı rafa yerleştirdi. Otuz iki yıl boyunca fincanları hep boylarına göre dizmişti. Mehmet düzenli evi severdi.

— Evin de hesapların da kendisine ait olduğunu söyledi, — diye ekledi alçak sesle.

— Ne? Bunu nasıl söyleyebilir! Hepsini birlikte kazanmadınız mı?

— Birlikte… — Ayşe’nin dudaklarında acı bir tebessüm belirdi. — Ama kâğıt üzerinde hepsi onun adına, Can.

Kapı zili çaldı. Eşikte komşusu Fatma duruyordu. Yıllar içinde, Mehmet’in içine kapanık ve mesafeli tavırlarına rağmen onlardan kopmayan tek dost oydu.

— Ayşeciğim! — Fatma onu sıkıca kucakladı. — Duydum. Herkes konuşuyor. Bu adam… senin kocan olacak bir de!

— Nereden duydun? — Ayşe’nin sorabildiği tek şey bu oldu.

— İkinci bloktan Emine görmüş. Yanında genç bir kadın varmış. Yeni yapılmış bir daireye bakıyorlarmış. Kocan da ona, “Boşanmadan sonra buraya taşınırız,” demiş.

Ayşe sırtını duvara verdi. İçinde bir şeyin kopup düştüğünü hissetti.

— Yani onun… başka biri mi var?

— Sen bilmiyor muydun? — Fatma eliyle ağzını kapattı. — Ah, ben ne yaptım şimdi…

O gece Ayşe’nin gözüne uyku girmedi. Eski fotoğraf albümlerini açıp tek tek baktı. İşte düğün günleri… Üzerinde sade beyaz bir elbise, yüzünde pırıl pırıl bir mutluluk. Sonra ilk tatilleri… Deniz, güneş, gülüşler. Küçücük Can’ın kucağında uyuduğu fotoğraflar. Ama son beş yıla gelince birlikte çekilmiş kare neredeyse yoktu. Mehmet vardı; toplantılarda, iş gezilerinde, sunumlarda… Ayşe ise sanki yavaş yavaş hayatın kenarına itilmişti.

Sabah olduğunda Mehmet’in çalışma odasındaki kasanın açık olduğu ortaya çıktı. Bütün evrakları almıştı. Birlikte yaptırdıkları evin belgelerini bile götürmüştü. Oysa Ayşe hâlâ hatırlıyordu; inşaat sırasında tuğlaları nasıl taşıdığını, duvar kâğıtlarını seçerken nasıl uğraştığını, öğretmen maaşını tek kuruşuna kadar nasıl ortaya koyduğunu…

Aynanın karşısına geçti. Yüzüne baktı.

— Bu kadar kolay pes edemem, — diye fısıldadı kendi yansımasına.

Avukatlık bürosu serindi; içeride hafif bir kahve kokusu vardı.

— Ben Zeynep, — dedi avukat hanım kendini tanıtarak. — Bana baştan anlatın. Ne oldu?

Ayşe konuşurken sık sık durdu. Kelimeler boğazında takılıyor, cümleler yarım kalıyordu.

— Hep aile olduğumuzu düşündüm… Belgeleri önemsemedim. Sonuçta aynı evin insanıydık…

Zeynep anlayışla başını salladı.

— Pek çok kadın böyle davranıyor. Fakat iyi bir haberim var. Malların tamamı eşinizin adına kayıtlı olsa bile, evlilik birliği içinde edinilmişse kanunen paylaşılır. Kural olarak yarı yarıya değerlendirilir.

— Gerçekten mi? — Ayşe birden başını kaldırdı. — Ama o bana…

— Elbette öyle diyecek, — dedi Zeynep hafifçe gülümseyerek. — “Her şey benim” demesi şaşırtıcı değil. Bu tür durumlarda sıkça duyduğumuz bir söz. Elinizde herhangi bir belge var mı? Fatura, makbuz, borç senedi, yazılı bir kayıt?

Eve dönünce Ayşe ortalığı altüst etti. Dolapları, çekmeceleri, eski kutuları tek tek karıştırdı. Sonunda yıpranmış bir karton kutunun içinde, evin yapımı için alınan malzemelere ait faturaları buldu. Bir de Mehmet’in, iş için ondan “borç” aldığında imzaladığı alındı kâğıtları vardı. Neden sakladığını kendisi bile bilmiyordu. Belki de öğretmenlik alışkanlığıydı bu; her şeyi kayda geçirmek, hiçbir belgeyi atamamak.

Telefon yeniden çaldı.

— Sen ne yapmaya çalışıyorsun? — Mehmet’in sesi buz gibiydi. — Hemen avukata mı koştun?

— Bunu nereden…

— Önemi yok. Dinle Ayşe, — sesi bir anda yumuşadı. — Bu savaşa ne gerek var? Medeni biçimde ayrılalım. İlk zamanlar idare etmen için sana biraz para bırakırım.

— Biraz mı? — Ayşe telefonu avucunda sıktı. — Peki ya evin yarısı? Ya ortak işimiz?

Şükrüye'nin Penceresinden