— Demek ben bu evde başkasının sırtından geçinen biriyim, öyle mi? Peki. O hâlde bundan sonra herkes kendi payını öder, — dedi Elif, sesini hiç yükseltmeden.
O cümleyi kurmadan önce işitmesi gerekeni fazlasıyla işitmişti.
O gün eve her zamankinden erken dönmüştü. Apartman girişinde ıslanmış ayakkabı kokusuna, zemin kattaki tadilattan yayılan taze boya kokusu karışıyordu. Katına çıktı, dairenin kapısını açtı; tam Murat’a seslenecekti ki antrede olduğu yerde kalakaldı.
Mutfaktan konuşma sesleri geliyordu.
— Murat, sen evin erkeğisin. Kimin senin sırtına yüklendiğini görmen lazım, — diyordu annesi Zehra. — Ben kör değilim. Her şeyi sen çekip çeviriyorsun; o ise süslenip püslenip dolaşıyor, sonra da yorulmuş gibi davranıyor.

Elif paltosunu ağır ağır çıkardı, askıya astı. Anahtarlarını her zamanki gibi ayakkabılığın üzerine bırakmadı; avucunun içinde sımsıkı tuttu. Soğuk metal parmaklarına acı acı battı ama elini gevşetmedi.
— Anne, yine başlama, — diye karşılık verdi Murat, yorgun bir sesle. — Bizim aramızda bir sorun yok.
— Sorun yok mu? — Zehra, sanki bu söz ona pek komik gelmiş gibi küçümseyerek güldü. — Bana masal anlatma. Eve alışverişi kim taşıyor, arabanın masrafıyla kim uğraşıyor, annesine kim yardım ediyor, tadilat parasını kim verdi; hepsini görüyorum ben.
Elif gözlerini hafifçe kıstı. Özellikle tadilat kısmı kulağına çarpmıştı. O evin tadilatı düğünden önce bitmişti. Parası da kararları da Elif’e aitti. Murat o dönemde yalnızca banyo fayansını seçerken yanında durmuş, bir de üç kez teslimat için gidip gelmişti. Ama anlaşılan Zehra’nın anlattığı hikâyelerde bu, oğlunun büyük fedakârlığına dönüşmüştü.
— Elif de katkı sağlıyor, — dedi Murat; fakat sesi kendinden emin değildi.
Onu savunmamıştı. İtiraz etmemişti. Annesine haddini bildirmek yerine, yalnızca konuyu kapatmaya çalışan cılız bir cümle kurmuştu.
— Katkı mı sağlıyor? — Zehra sesini alçalttı; ancak kelimeleri bu kez daha da keskin duyuldu. — Neyle katkı sağlıyor? Banyodaki şık kavanozlarıyla mı? Kargo kutularıyla mı? Bir bak etrafına, ne kadar çok eşyası var. Bugün bir şey alır, yarın başka bir şey. Sonra da sana dönüp “Niye yoruldun?” diye sorar. Elbette yorulursun; insanın boynuna biri oturursa yorulur tabii.
Elif koridorda birkaç adım ilerledi ve mutfağın kapısında durdu. Hemen içeri girmedi. Devamını duymak istedi. Hoşuna gittiği için değil. Sadece uzun zamandır ilk kez, kimseyi mahcup olmaktan kurtarmamaya karar vermişti.
Masada Murat ile Zehra oturuyordu. Önlerinde elektrik, su, doğal gaz faturaları; market fişi ve Zehra’nın iri, bastıra bastıra yazdığı bir defter duruyordu. Yanında da bir kalem vardı. Zehra hesap tutmayı severdi; hele söz konusu başkasının parasıysa daha da dikkatli olurdu.
— Ben onun kötü biri olduğunu söylemiyorum, — diye sürdürdü kayınvalidesi. — Ama bazı şeyleri adıyla anmak gerekir. Bu evde biri başkasının imkânıyla yaşıyor.
İşte o anda Elif mutfağa girdi.
Zehra önce başını kaldırdı. Yüzündeki ifade bir anlığına uzadı, dondu; fakat bu yalnızca bir saniye sürdü. Sonra hemen toparlandı, sanki olağanüstü hiçbir şey olmamış gibi dikleşti. Murat ise hızla başını çevirdi. Parmakları anında defterin üzerine kapandı; sanki yazılanları saklayabilecekti.
— Elif, geldin mi sen? — diyerek sandalyeden kalktı. — Biz de burada şey… konuşuyorduk…
— Masrafları, — diye tamamladı Elif.
Sesi düzdü. Hatta fazlasıyla düzdü. Bu sakinlik Murat’ı daha çok şaşırttı; gözlerini normalden sık kırptı, ellerini nereye koyacağını bilemedi.
— Yok canım, önemli bir şey değil, — dedi aceleyle. — Annem sadece kaygılanıyor. Bilirsin onu.
Elif bakışlarını Zehra’ya çevirdi. Kadın bakıştan kaçmadı; fakat parmakları, önündeki fişi belli belirsiz deftere doğru itti.
— Demek ben bu evde başkasının sırtından geçinen biriyim, öyle mi? Peki. O hâlde bundan sonra herkes kendi payını öder, — dedi Elif, hâlâ sakinliğini bozmadan.
Zehra ağzını açtı, ama tek kelime edemedi. Murat karısına doğru bir adım attı.
— Elif, dur bir dakika. Sen yanlış anladın.
— Hayır, gayet doğru anladım, — dedi Elif. — Sadece eskiden duymamış gibi yapıyordum.
Murat zayıf bir gülümseme denedi; belli ki bunun birazdan her zamanki aile atışmalarından birine döneceğini sanıyordu. Fakat Elif bağırmadı. Kapıları çarpmadı. Özür dilenmesini de talep etmedi. Masaya yaklaştı, defteri aldı ve kendine doğru çevirdi.
İlk sayfada şu başlıklar vardı: “Yemek, ev, araba, anne, ufak tefek şeyler.” “Ufak tefek şeyler” başlığının altında ise Zehra birkaç madde sıralamıştı: kozmetik, kargo, dışarıda yemek, kıyafet.
Elif listeyi baştan sona süzdü. Dudak kenarı hafifçe kıpırdadı; ama buna gülümseme demek mümkün değildi.
— Zehra, ne zamandan beri benim kremlerimin, makyaj malzemelerimin hesabını tutuyorsunuz?
— Ben kimsenin hesabını tuttuğum falan yok, — dedi Zehra, hırkasının önünü düzelterek. — Sadece konuşuyoruz. Aile giderlerini bilmek gerekir.
— Öyleyse gerçekten bilelim, — dedi Elif ve defteri yerine bıraktı. — Ama yalnızca sizin işinize gelen taraftan değil, baştan sona bakalım.
— Elif, lütfen, — diye fısıldadı Murat.
Elif ona döndü.
— Neden lütfen? Benim arkamdan, başkasının parasıyla yaşayan biri olduğum söylenince sorun yok. Ama ben hesabı dürüstçe yapmayı önerince mi sorun çıkıyor?
Murat gözlerini kaçırdı. Zehra bunu fark eder etmez yeniden cesaretlendi.
— Kimse senin arkandan öyle bir şey söylemedi. Sen konuşmanın bir parçasını duydun, şimdi de ortalığı karıştırıyorsun.
— Hayır, henüz ortalığı karıştırmıyorum, — dedi Elif ve anahtarlarını masaya bıraktı. — Şimdilik yalnızca yeni düzeni anlatıyorum.
Mutfağı terk edip salona geçti, çekmeceden evrak dosyasını aldı ve tekrar mutfağa döndü. Murat’ın yüzündeki gerginlik bir kat daha arttı. O dosyayı çok iyi tanıyordu. İçinde tapu evrakları, makbuzlar, garanti belgeleri, beyaz eşya sözleşmeleri ve Elif’in yıllardır titizlikle biriktirdiği bütün belgeler vardı.
Ev Elif’indi. Kocası tarafından alınmış değildi. Evlendikten sonra birlikte edinilmiş de değildi. “Ne olur ne olmaz” diye bir akrabanın üstüne yapılmış bir yer hiç değildi. Elif bu daireyi evlenmeden önce anneannesinden miras almış, yasal sürecin gerektirdiği altı ay geçtikten sonra üzerine almıştı. Ardından uzun süre uğraşıp evi yaşanır hâle getirmişti. Murat düğünden sonra onun yanına taşındığında Elif ondan olağanüstü bir şey istememişti. Tek beklentisi, ortak hayata normal bir şekilde katılmasıydı.
İlk aylarda Murat gerçekten de katkıda bulunmuştu. Market alışverişi yapıyor, evin bazı giderlerini ödüyor, yardım etmeyi kendisi teklif ediyordu. Sonra her şey yavaş yavaş değişmeye başlamıştı.
Önce aidat ve fatura payını göndermeyi unutur oldu. Ardından “Bir dahakine ben öderim” demeye başladı. Sonra Zehra’nın ilaçları için paraya ihtiyaç duyduğu ortaya çıktı; derken bir yolculuk masrafı, ardından yeni bir buzdolabı, sonra başka bir ihtiyaç çıktı. Elif bunlara karşı çıkmamıştı. Onu rahatsız eden, Murat’ın annesine destek olması değildi. Asıl canını sıkan, bu desteğin giderek onların ortak düzeninin üzerinden sağlanması ve buna rağmen Zehra’dan en küçük bir minnet bile görmemesiydi.
Zehra eve daha sık gelmeye başlamıştı. Buzdolabını açıp içindekileri yorumlayabiliyordu. Banyoya girip yeni alınmış bir kremi fark edebiliyordu. Elif’in neden ikinci bir kışlık ayakkabıya ihtiyaç duyduğunu sorabiliyordu; ne de olsa ilki hâlâ “gayet iyiydi.” Fakat kendi oğluna gelince onda hiç kusur bulmazdı.
Murat arabasına pahalı bir parça sipariş ettiğinde annesi şöyle derdi:
— Erkek adam aracına bakacak tabii.
Elif kendine bir kaban aldığında ise duyduğu söz şu olurdu:
— Şimdiki kadınlar kendilerini şımartmayı seviyor, sonra da para yetmiyor diye şaşırıyorlar.
Başlarda Elif bunu şakayla geçiştirmişti. Sonra cevap vermeyi bıraktı. Tartışmayı büyütmeye değmeyeceğini düşünüyordu. Murat’ın gerçeği gördüğüne, en azından içten içe bildiğine inanmıştı.
Artık anlamıştı: Ya görmüyordu ya da görmezden gelmeyi tercih ediyordu.
— Bunlar son ayların fatura makbuzları, — dedi Elif, dosyadan birkaç kâğıt çıkararak. — Elektrik, su, doğal gaz benim kartımdan ödenmiş. Bu internet faturası; o da benim ödemem. Eski makine bozulduktan sonra alınan çamaşır makinesinin belgesi burada; onun parası da benden çıktı. Şu da balkon tadilatı için gelen malzemelerin teslimat ve ödeme belgesi. Az önce duyduğuma göre onu da Murat ödemiş.
Murat birden başını kaldırdı.
— Ben yardım ettim!
— Evet, teslimatı sen karşıladın; çünkü ben işteydim, — dedi Elif. Sesinde öfke yoktu, ama bakışları öyle doğrudandı ki Murat yine susmak zorunda kaldı. — Bu yardımdır. Ödeme yapmak değildir.
Zehra parmaklarını masaya vurmaya başladı.
— Peki şimdi ne olacak? Bir adamı kâğıt parçalarıyla mı küçük düşüreceksin?
— Hayır, — dedi Elif. — Ben kendimi gerçeklerle koruyacağım.
— Gerçeklerle mi? — Zehra alayla soludu. — Bu evde ampulleri kim değiştiriyor? Arabayla kim ilgileniyor? Market poşetlerini kim taşıyor?
Elif kısaca başını salladı.
— Güzel. Onları da yazalım. Ampuller, poşetler, araba. Yalnız araba Murat’ın kişisel aracı; ben neredeyse hiç kullanmıyorum. Poşetlerdeki yiyecekleri de çoğu zaman ben alıyorum, sadece her seferinde onları yukarı taşımasını istemiyorum.
