— Ne demek şimdi bu, o yoksa beni içeri almayacak mısın? — diye çıkıştı Zehra daha ilk seferinde.
Elif’in sesi değişmedi.
— Hayır. Sizinle bugün geleceğinize dair konuşmadık.
— Anladım. Oğlumu annesine karşı doldurmuşsun.
— Oğlunuz yetişkin bir adam. Kendi fikri varsa kimse onu kolay kolay dolduramaz.
Bu sözün ardından Zehra telefonu yüzüne kapattı.
Murat olanları bir saat sonra öğrendi. Elbette annesi ondan önce davranmış, oğlunu arayıp meseleyi öyle bir anlatmıştı ki sanki Elif onu kış günü kapının önüne atmıştı.
Murat eve girer girmez, daha ayakkabılarını doğru dürüst çıkarmadan söze başladı:
— Annem, ona çok kaba davrandığını söyledi.
Elif o sırada alışveriş poşetlerini boşaltıyordu. Hiç cevap vermeden paketten bulguru çıkardı, mutfak dolabına yerleştirdi. Sonra yavaşça Murat’a döndü.
— Ben yalnızca şunu söyledim: Haber vermeden benim evime gelemez.
— Bunu daha yumuşak söyleyemez miydin?
— Söylenebilirdi. Bana “başkasının sırtından geçinen” denirken de daha yumuşak davranılabilirdi. Ama siz bunu tercih etmediniz.
Murat ağır bir nefes alıp sandalyeye çöktü.
— Bundan sonra her konuşmayı dönüp dolaştırıp buraya mı getireceksin?
— Hayır. Sadece siz hiçbir şey yaşanmamış gibi davranmaya kalktığınızda hatırlatıyorum.
Murat yorgun bir hareketle yüzünü avuçlarının arasına aldı.
— Ben böyle yaşamaya alışık değilim.
— Ben de hem herkesin işine gelen kişi olup hem de suçlu sayılmaya alışmak istemiyorum.
Murat’ı en çok öfkelendiren de buydu. Elif bağırıp çağırmıyordu. Tabak çanak kırmıyor, onu hemen kapının önüne koymuyor, yanında arkadaşlarını arayıp dert yanmıyor, gösterişli sahneler kurmuyordu. Sadece düzeni değiştiriyordu. Sakin, kararlı ve geri adım atmadan.
Bir hafta sonra Murat markete kendi gitti. Eve iki poşetle döndü. Aldıklarını uzun uzun masanın üzerine dizdi, sonra tereddütle sordu:
— Bunlar ortak mı sayılacak, yoksa benim mi?
Elif yiyeceklere baktı.
— Ortak olmasını istiyorsan listeye ekleriz.
Murat içini çekti.
— Ekleyelim.
Elif tek kelime etmeden kâğıdı aldı. Murat aldıklarını tek tek söyledi, Elif yazdı. Ne alay etti ne de yüzüne “gördün mü” der gibi bir ifade yerleştirdi. Bu tarafsızlık Murat’ın canını daha çok sıktı. Keşke iğneleyici bir söz söyleseydi; o zaman kırılacak, kendini mağdur hissedecek bir sebep bulurdu. Oysa şimdi karşısında durup kabul etmesi gereken yalın bir gerçek vardı: Evin yükü onun hafta sonları yaptığı büyük görünen alışverişlerle değil, daha önce emek saymadığı sayısız küçük işle taşınıyordu.
İkinci haftanın içinde Zehra bu kez haber vermeden kapıya dayandı.
Elif evdeydi. Odasında bilgisayarının başında çalışırken kapının önünden gelen hafif bir uğraşma sesi duydu. İlk anda Murat’ın erken geldiğini sandı. Fakat kilitte anahtar dönmedi. Ardından biri daha kuvvetli denedi.
Elif yerinden kalkıp antreye gitti, kapı dürbününden dışarı baktı.
Sahanlıkta Zehra duruyordu. Bir elinde çanta, diğerinde eski bir anahtar vardı. Demek ki ya geri vermemişti ya da çok önceden bir yedeğini yaptırmıştı.
Elif kapıyı açtı ama zinciri çıkarmadı.
— Zehra Hanım, ne yapıyorsunuz?
Zehra elini kilitten apar topar çekti.
— Aa, sen evde miydin? Ben kimse yok sanmıştım.
— O yüzden mi kapıyı açmaya çalıştınız?
— Oğluma geldim.
— Murat evde değil.
— Beklerim.
— Hayır.
Zehra’nın yüzü bir anda gerildi.
— Hayır ne demek?
— Davet edilmeden bu eve girmeyeceksiniz demek.
— Sen iyice… — diye başladı Zehra, fakat Elif’in öfkeden çok dikkatle baktığını görünce sözünü yarıda kesti. — Ben Murat’ın annesiyim.
— Ben de bu evin sahibiyim.
— Yine mi aynı konu?
— Zaten bitmemişti. Az önce elinizde olmaması gereken bir anahtarla benim kapımı açmaya çalıştınız.
Zehra anahtarı avucunun içine sakladı.
— Büyütecek ne var bunda? Eskiden oluyordu.
— Eskiden kendi evimde fazlalık gibi görüldüğümü bilmiyordum.
Tam o sırada yandaki kapı aralandı. Beşinci kattaki komşu Meryem başını uzattı. Yaşlıydı ama dinçti; apartmandaki herkesi tanır, en gergin anlarda nasıl oluyorsa mutlaka ortaya çıkardı.
— Bir sorun mu var kızım? — diye sordu.
Elif bakışını Zehra’dan ayırmadı.
— Yok Meryem Hanım. Eski bir anahtarla yanlış kapıyı açmaya çalışan biri var sadece.
Zehra kıpkırmızı kesildi.
— Beni komşuların önünde rezil etme!
— O hâlde başkasının kapısını açmaya kalkmayın.
Zehra arkasını döndü, asansöre doğru yürüdü. Çantası yanına çarpa çarpa sallandı ama durmadı. Elif kapıyı kapattı, zinciri çıkardı, kilidi çevirdi ve hiç vakit kaybetmeden bir çilingir aradı. Ne şikâyetle uğraştı ne fazladan konuşmayla. Yapılması gereken belliydi: kilit değişecekti.
Akşam Murat yeni anahtarı gördüğünde yüzü taş gibi oldu.
— Kilidi değiştirdin mi?
— Evet.
— Bana sormadan mı?
— Kapı da bana sorulmadan açılmaya çalışıldı. Denge bozulmadı yani.
— O benim annem.
— Bu da benim kapım.
Murat mutfağa gitti, sonra geri geldi, sonra yeniden aynı tarafa yürüdü. Elif onun bu gidip gelmelerini fark etti ama yorum yapmadı.
Murat sonunda dayanamadı:
— Annemin ne kadar üzüldüğünü biliyor musun?
— Üzüldüğü şey izinsiz içeri girememek.
— Beni beklemek istemiş.
— Ben yokmuşum gibi davranarak, benim evimde.
Murat avucunu kapı pervazına vurdu. Çok sert değildi ama çıkan ses keskin oldu.
— Sen her şeyi savaşa çeviriyorsun!
Elif birkaç adım yaklaştı. Dibine kadar gitmedi; yalnızca Murat’ın koridorla konuşmayı bırakıp yüzüne bakacağı kadar yaklaştı.
— Hayır Murat. Savaş, sen ve annen benim katkımı görmezden gelmeye, sınırlarımı kendi rahatınıza göre esnetmeye ve susmamı onay saymaya karar verdiğinizde başladı.
Murat cevap verecek gibi oldu, fakat telefonu çaldı. Ekranda “Annem” yazıyordu. Önce Elif’e baktı, sonra aramayı açtı.
Zehra’nın sesi hoparlör açık olmadığı hâlde duyulacak kadar yüksekti.
— Oğlum, ben artık senin evine adımımı atmam. Karın sevinsin. Muradına erdi. Anneni kovdu, anahtarını aldı, kilidi değiştirdi. Yakında seni de kapının önüne koyar.
Elif sakince elini uzattı.
— Telefonu ver.
Murat kaşlarını çattı.
— Ne yapacaksın?
— Senin yanında söyleyeceğim. Sonra kimse kimseye başka türlü anlatmasın.
Murat kısa bir an tereddüt etti, ardından telefonu Elif’e uzattı.
— Zehra Hanım, ben sizi kovmadım. Davet edilmediğiniz bir eve anahtarla girmeye çalıştığınız için içeri almadım. Bunlar aynı şey değil. Murat sizinle istediği yerde, istediği zaman görüşebilir. Ama benim evim artık denetleme, hesap sorma ve habersiz baskın yeri olmayacak.
— Vay vay, nasıl da konuşuyor! — Zehra öfkesinden neredeyse nefessiz kaldı. — Duyuyor musun oğlum?
— Duyuyorum anne, — dedi Murat alçak sesle.
Elif telefonu ona geri verdi.
Bundan sonra Zehra birkaç gün ortalıkta görünmedi. Ama bu sessizlik rahatlık getiren bir sessizlik değildi; aldatıcıydı. Yöntem değiştirmişti yalnızca. Akşamları Murat’ı aramaya, onunla uzun uzun konuşmaya başladı. Murat bu konuşmalardan sonra eve daha gergin dönüyor, önemsiz ayrıntılara takılıyor, Elif’e laf dokundurmaya çalışıyordu.
Bir gün banyodaki kavanozu görünce sordu:
— Şu krem de yine ortak gider mi sayılıyor?
Elif aynadan ona baktı.
— Hayır. Tıpkı senin tıraş köpüğün gibi. Aradaki fark şu: Ben seninkini konu etmiyorum.
Murat mahcup bir ifadeyle banyodan çıktı.
Başka bir gün, buzdolabının önünde dururken alaycı bir sesle konuştu:
— İstersen kendine ayrı bir raf ayırıp kilit de taktır.
Elif saklama kabının kapağını kapattı.
— İzin almadan almaya başlarsan düşünürüm.
— Sen çok değiştin.
Elif ona döndü.
— Hayır. Ben sadece işinize gelen kadın olmaktan vazgeçtim.
Asıl dikkat çekici an ay sonunda geldi. Ortak masrafların ödenme zamanıydı. Elif listeyi Murat’ın önüne koydu. Murat kâğıdı eline aldı, göz gezdirdi ve kaşlarını çattı.
— Bu niye bu kadar fazla?
— Çünkü hayat, senin hafta sonu getirdiğin iki poşetten ibaret değil.
Murat satırları tek tek okumaya başladı. Aidat, internet, su, ev için alınan temizlik malzemeleri, mutfak alışverişi, banyodaki küçük tamirat, değişen ampuller… Fazladan bir şey yoktu. Elif’in kişisel alışverişleri yoktu, ona ait özel harcamalar yoktu.
Sesi biraz daha alçaldı.
— Bu kadar tuttuğunu düşünmemiştim.
— Biliyorum.
— Daha önce niye söylemedin?
Elif elindeki kalemi masaya bıraktı.
— Söyledim. Sen hep “sonra bakarız” dedin.
Murat gözlerini kâğıttan kaçırdı. “Sonra bakarız” onun sorumluluğu belirsiz bir geleceğe ertelemek için en sevdiği cümleydi. Şimdi o gelecek bir kâğıt parçası olarak masanın üzerinde duruyordu.
— Gönderirim, — dedi.
— Tamam.
Parayı hemen göndermedi. Önce balkona çıktı, birini aradı, bir süre konuştu, sonra içeri döndü. Elif hiçbir şey sormadı. Birkaç dakika sonra telefonundan kısa bir bildirim sesi geldi. Havale ulaşmıştı.
O günden sonra Murat birkaç gün sessizleşti. Şefkatli değildi, pişman görünmüyordu; yalnızca suskundu. Elif’i, sanki eski yumuşak hâline dönmesini sağlayacak gizli bir düğme arıyormuş gibi izliyordu. Fakat öyle bir düğme yoktu. Karşısında, uzun süre her şey yolundaymış gibi davranmış ama artık buna son vermiş bir kadın vardı.
İki hafta sonra Murat, hiç beklenmedik biçimde bir öneriyle Elif’in karşısına çıktı.
