“Aç kapıyı, bundan sonra senin dairede yaşayacağız!” diye kapıya dayanan kayınvalidenin tehdidine alaycı bir sakinlikle polise haber veren Elif

Hikâyeler
Bu haksızlık içimi yakıyor, adalet istiyorum.

— Kayınvalidem, oğlunu da yanına alıp eşyalarıyla kapıma dayandı: “Aç kapıyı, bundan sonra senin dairede yaşayacağız!” dedi. Ben de alaycı bir sakinlikle bunu anlatırken bir yandan polisi aramaya başlamıştım.

Elif, telefonu avucunun içinde sıkı sıkı tutarak kıpırdamadan oturuyordu. Noterden gelen mesajı üçüncü kez baştan sona okumuştu. Dedesinden kalan mirasla ilgili bütün işlemler nihayet tamamlanmış, şehir merkezindeki üç odalı daire resmen onun adına geçirilmişti. İçini önce tarifsiz bir sevinç kapladı; kalbi yerinden fırlayacak gibiydi. Fakat bu mutluluk uzun sürmedi. Yerini yavaş yavaş sıkıntılı bir düşünce aldı: Kayınvalidesi bunu duyunca nasıl davranacaktı?

Mehmet’in annesi Fatma, son beş yıldır genç çiftle birlikte, şehrin kenar mahallesindeki küçük iki odalı evde yaşıyordu. Kendi dairesini sattıktan sonra oğlunun yanına taşınmış, ileride doğacak torunlara bakarken yardımcı olacağını söylemişti. Ne var ki ortada henüz torun falan yoktu. Kayınvalidenin “yardımı” ise zaman içinde Elif’in attığı her adımı izleyen, her işine karışan günlük bir denetime dönüşmüştü.

Elif derin bir nefes aldı ve Mehmet’i aradı.

— Mehmet, merhaba. Sana önemli bir haberim var.

— Ne oldu? — diye sordu Mehmet, sesinde hemen bir telaş belirmişti.

— Noter aradı. Dedemin dairesiyle ilgili işlemler bitmiş. Ev artık tamamen benim üzerime geçmiş.

— Harika! — diye sevindi Mehmet. — Sonunda genişçe, ferah bir evimiz olacak!

Elif’in yüzündeki ifade bir anda değişti.

— Bir dakika, Mehmet — dedi temkinli bir sesle. — Biz bunu konuşmuştuk. O daire benim kişisel malım olacak. Dedem özellikle bana bıraktı.

— Elbette canım, elbette — diye karşılık verdi Mehmet. — Ama sonuçta biz bir aileyiz. Tapuda kimin adı yazıyormuş, bunun ne önemi var?

Bu sözler Elif’in içine buz gibi bir ürperti düşürdü. Son zamanlarda Mehmet, onun özel eşyaları, kararları ya da hakları söz konusu olduğunda “biz aileyiz” cümlesine fazlasıyla sık başvurur olmuştu.

Akşam Elif eve döndüğünde Fatma onu mutfakta bekliyordu. Masanın başına kurulmuş, önündeki çay bardağını parmaklarının arasında çeviriyor, yüzünde pek hayra alamet olmayan bir gülümseme taşıyordu.

— Elif kızım, gel otur. Seninle konuşmamız lazım.

Elif onun karşısındaki sandalyeye geçti. İçinden kendini hazırlamaya çalıştı. Çünkü kayınvalidesi böyle bir tebessümle söze başladığında, arkasından genellikle huzursuzluk çıkardı.

— Mehmet bana dedenin dairesini anlattı — diye başladı Fatma. — Allah hayırlı etsin, ne güzel haber! Şehir merkezinde üç odalı ev… İnsan daha ne ister?

— Sağ olun — dedi Elif ölçülü bir sesle. — Ben de sevindim.

— O hâlde çok iyi! — Fatma’nın gözleri parladı. — Yarın eşyaları toplamaya başlayalım. Hep birlikte oraya taşınırız.

Elif, içtiği çayı neredeyse boğazına kaçırıyordu.

— Nasıl yani? Ne dediniz siz?

— Ne demek nasıl? — Fatma gerçekten şaşırmış gibi kaşlarını kaldırdı. — Yeni eve geçeceğiz işte. Ben hangi odada kalacağımı bile düşündüm. Balkonlu olan bana uygun olur. Temiz hava benim sağlığım için çok önemli, biliyorsun.

Elif sakin kalmak için dudaklarını birbirine bastırdı.

— Fatma Hanım — dedi dikkatle — Mehmet’le ben henüz taşınma meselesini ayrıntılı konuşmadık.

— Bunun konuşulacak neyi var? — Kayınvalidesi elini havada savurdu. — Ev büyük, herkese yer yeter. Benim mobilyalarım da rahat rahat sığar. Hem zaten oranın baştan elden geçmesi gerekir. Duvar kâğıtları kim bilir ne kadar eskidir.

Elif’in göğsünde biriken öfke ağır ağır yükselmeye başladı. Artık sessiz kalmak istemiyordu.

— Bu benim mirasım — dedi net bir ifadeyle. — Onunla ne yapılacağına da ben karar veririm.

Fatma bir anda donup kaldı. Kaşları hayretle yukarı kalktı.

— Senin mirasın mı? Elif, sen evli bir kadınsın. Kocan var, ailen var. İnsan bu kadar bencil davranmaz.

— Bencillik etmiyorum — diye karşılık verdi Elif. — Sadece dedemin bana bıraktığı şey üzerinde kendi kararımı vermek istiyorum.

— Öyle mi? — Fatma sandalyesini sertçe geriye itti. — Demek biz artık sana yabancıyız! Beş yıldır aynı çatının altındayız, ama sen hâlâ bizi aileden saymıyorsun!

Bunu söyledikten sonra elini gösterişli bir tavırla göğsüne bastırdı, sanki kalbi kırılmış da ayakta zor duruyormuş gibi odasına doğru yürüdü. Bir dakika bile geçmeden içeriden yüksek sesli iç çekmeler, burnunu çekmeler duyulmaya başladı.

Mehmet o akşam eve asık bir suratla girdi. Ayakkabılarını çıkarır çıkarmaz doğruca mutfağa yöneldi. Elif o sırada akşam yemeğini hazırlıyordu.

— Annem ağlıyor — dedi selam bile vermeden. — Ne oldu burada?

Elif elindeki işi bırakmadan sakin bir sesle cevap verdi:

— Annen, hepimizin dedemin dairesine taşınacağına kendi başına karar vermiş. Üstelik planı epey ilerletmiş.

Şükrüye'nin Penceresinden