Maaşımın yattığı gün, telefonum sanki emir eri çağırır gibi keskin ve sabırsız bir sesle çalmaya başladı. Ekranda kayınvalidemin adı görünüyordu. Ahizeyi ağırdan alarak açtım; fakat alışık olduğum selamlaşma yerine, itiraza kapalı, buyurgan bir ses kulağıma çarptı.
“Elif, hemen bankadan ekran görüntüsü gönder. Hesabına ne kadar para yatmış, göreyim.”
Kahkahamı tutamadım; üstelik doğrudan telefonun içine güldüm. Emine belli ki emekliliğin sakin sularından sıkılmış, kendini bir anda benim şahsi mali denetçim ilan etmeye karar vermişti.
— Hayırlı günler Emine Hanım, — dedim koltuğa rahatça yerleşirken. — Bana vergi iadesi mi hazırlayacaksınız, yoksa tahsilat bürosu mu açtınız?
Telefonun öbür ucunda öfkeyle soludu.

— Ne vergi iadesi! — diye çıkıştı. Emrini yerine getirmek için telaşla koşmamış olmam onu açıkça şaşırtmıştı. — Ben bu ailenin bütçesini bilmek zorundayım! Gönder diyorum sana. Seninle ciddi bir mesele konuşacağım!
Hiç cevap vermeden aramayı kapattım. Ne nezaketen veda etmeye ne de açıklama yapmaya gerek duydum. Otuz sekiz yaşındaydım; büyük bir şehir hastanesinde göz hastalıkları uzmanı olarak çalışıyor, kendi isteklerimi kendi emeğimle karşılıyor, başkasının yüksek sesinden ürkecek yaşları çoktan geride bırakmış bulunuyordum.
Dışarıda tipi uğulduyor, rüzgâr sivri kar tanelerini camlara savuruyordu. Bizim sıcak mutfakta ise yeni demlenmiş kekikli çayın kokusu ve ev huzuru vardı. Eşim Murat masanın başında oturmuş, dizüstü bilgisayarından iş yazışmalarını dikkatle inceliyordu. Hemen yanında, sandalyeye bütün heybetiyle yayılmış, masadaki alanın neredeyse yarısını tek başına kaplayan dayım Hasan çayını yudumluyordu. Hasan dayı, iri yapısıyla dağ ayısını andıran, gür sesiyle evi dolduran, hazırcevaplığı ve kendine has nükteleriyle bulunduğu yere neşe taşıyan renkli bir adamdı. Kuzeydeki bir görevden dönerken bize uğramıştı; onun gelişi, akşamın sıkıcı geçmeyeceğinin garantisiydi.
Aradan kırk dakika bile geçmemişti ki koridordan kilidin sertçe döndüğünü duyduk. Emine, evimizin kapısını kendi yedek anahtarıyla açmayı alışkanlık hâline getirmişti; bu kez de aynı rahatlıkla içeri daldı. Üzerinde kalın bir mont vardı ve insana iyilik yapacağım derken ortalığı savaş alanına çevirmeye hazır kişilere özgü o telaşlı, yıkıcı enerjiyle etrafa bakıyordu. Anlaşılan kapattığım telefon, onu bizzat harekete geçirmişti.
— Merhaba gençler! — diye yüksek sesle ilan etti; ayakkabılarındaki karları tertemiz paspasın üzerine silkeleyerek. — Elif, sen telefonu niye yüzüme kapatıyorsun? Ben açık açık söyledim, önemli bir para meselesi var!
Koridora çıktım. Acele etmeden kollarımı göğsümde birleştirdim ve sakin bir sesle konuştum.
— Emine Hanım, sanırım kapıyı karıştırdınız. Para işleri banka şubesinde görüşülür. Burası bizim evimiz. Ayrıca özel alanımıza girerken kapı çalınır.
Kayınvalidem omzunu sinirli bir hareketle silkti, botlarını çıkardı ve kendini ev sahibesi sanan bir özgüvenle mutfağa yöneldi.
— Biz bir aileyiz! Aile içinde sır olmaz! — dedi, şapkasını çıkarıp masanın baş köşesine yerleşirken. — Murat’ın maaşının tamamı ev kredisinizle mutfak masrafına gidiyor, bunu gayet iyi biliyorum. Senin maaşın da artık bizim ortak yedek kasamız sayılır. Ben oturdum düşündüm; akrabalık sorumluluğuyla aile bütçesinin idaresini elime almam gerekiyor. Siz gençsiniz, parayı gereksiz şeylere harcarsınız. Oysa benim sağlığım için acilen ciddi bir harcama yapmam lazım!
Tam o sırada gözleri Hasan dayıya takıldı ve cümlesi yarıda kaldı. Dayım kocaman kupasını havaya kaldırdı; akıllı ve güleç gözlerini hafifçe kısarak ona baktı.
— Hoş geldin Emine, — dedi tok sesiyle. Öyle gür konuşmuştu ki çay kaşıkları tabakların içinde ince ince şıngırdadı. — Bu havada seni buraya hangi rüzgâr attı?
— Merhaba Hasan, — diye karşılık verdi Emine, dudaklarını büzerek. Fazladan bir tanığın varlığından memnun olmadığı her hâlinden belliydi. Yine de kurduğu planı uygulamaktan vazgeçecek gibi görünmüyordu.
Kendine daha rahat bir oturuş buldu, derin ve acıklı bir iç çekti. Ellerini göğsünün üzerinde birleştirip sesine mağdur bir tını kattı.
— Aslında doğrudan konuya geleceğim. Tedavi için acilen paraya ihtiyacım var. Yaş ilerliyor, malum; insanın sağlığı eskisi gibi kalmıyor. Doktor, çok pahalı bir işlem gerektiğini söyledi.
