“Sazan gibi ağzını kapatsın da ortalıkta gölge etmesin!” diye Ayşe’nin tarafına küçümseyerek el sallayan kayınvalidesi Fatma

Hikâyeler
Evdeki sessizlik utanç verici ve haksız.

“Bu ev artık bizim, ailemizin evi! Sen buranın erkeğisin… Şu da,” diye kayınvalidesi Fatma, Ayşe’nin tarafına küçümseyerek el salladı, “sazan gibi ağzını kapatsın da ortalıkta gölge etmesin!”

Ayşe ile Mehmet’in tanışması, karanlığa düşen küçük bir kıvılcım gibiydi. Öyle büyük sözlerle başlayan bir aşk değildi bu; kalabalık bir dolmuşta Mehmet’in yanlışlıkla Ayşe’nin ayağına basmasıyla başlamıştı. Ayşe kızmak yerine mahcup, içten bir tebessüm edince, Mehmet’in dili tutulmuştu.

Bir yıl sonra yaptıkları düğün de onların hâline uygundu: gösterişten uzak, sadece sevdikleriyle. Ayşe sade, gömlek kesimli bir elbise giymişti; Mehmet’in boynunda kravat yoktu. Deniz kıyısında içilen şerbet, martı sesleri ve Mendelssohn marşı yerine rüzgârın uğultusu vardı. Mehmet onu öpüp “Hadi başlayalım,” dediğinde Ayşe bunun yalnızca o gün için değil, ömürlerinin geri kalanı için söylendiğini hissetmişti.

Ayşe’nin kahve, eski ahşap ve yeni umutlar kokan iki odalı sıcak evine yerleştiler. İlk iki ay, koyu kıvamlı bal gibi tatlı geçti. Birbirlerinin alışkanlıklarını keşfediyor, sabah kahvesini Mehmet hazırlıyor, Ayşe banyoda sesi detone olsa da yüksek sesle şarkı söylüyordu. Kimse kimseye kaş çatmıyordu. Mehmet her sabah gülerek, “Uçuş nasıl gidiyor kaptan?” diye sorar, Ayşe de kahkahasını tutamayıp, “İnişe hazırlanıyoruz,” derdi.

Sonra evin üstüne kara bir bulut gibi Fatma çöktü.

Kapıdan misafir gibi değil, sanki denetime gelmiş yetkili biri gibi girdi. Başta sözleri masum öğüt kılığına bürünmüştü: “Buradan cereyan geliyor Mehmet, sen hemen üşürsün,” ya da “Ayşeciğim, çorba dediğin biraz kıvamlı olur; bu bildiğin su.”

Ardından eşyaların yeri değişmeye başladı. “Mutfağı biraz daha kullanışlı yaptım,” diyordu Fatma. Ayşe tavaları sessizce eski yerlerine koyarken, içinde ağır ağır büyüyen boğuk bir öfke hissediyordu. Yine de kendini tutuyordu. Terbiye, saygı, annesinin kulağına kazınan sözü: “Sabret kızım, o onun annesi.”

Ama sabrın da bir sınırı vardı.

Ayşe için o sınır, yatak odasındaki şifonyer oldu.

O gün Ayşe işten her zamankinden erken dönmüştü.

Şükrüye'nin Penceresinden