“Sazan gibi ağzını kapatsın da ortalıkta gölge etmesin!” diye Ayşe’nin tarafına küçümseyerek el sallayan kayınvalidesi Fatma

Hikâyeler
Evdeki sessizlik utanç verici ve haksız.

Elinde Mehmet’e aldığı küçük bir hediye vardı: üzerinde “Kahvenin reisi” yazan bir kupa. Ev, kulakları sızlatan tuhaf bir sessizliğe bürünmüştü. Yatak odasının kapısı aralıktı. Ayşe içeri bakınca kanı bir anda şakaklarına hücum etti.

Fatma, kapıya sırtı dönük biçimde, açık şifonyerin önünde duruyordu. Başparmağıyla işaret parmağının arasında tuttuğu şey, Ayşe’nin iç çamaşırıydı. Sade, pamuklu, üstünde rengi solmuş bir ayıcık bulunan eski bir parça. Kadın ona bakmakla yetinmiyor, adeta ince eleyip sık dokuyordu. Kumaşı yokluyor, dikişleri gözlerini kısarak süzüyordu; sanki ileride doğacak torunların kaderi o küçücük bezin sağlamlığına bağlıymış gibi.

“Fatma Hanım…” Ayşe’nin sesi boğuk çıktı; sanki az önce biri boğazını sıkmıştı. “Ne yapıyorsunuz siz?”

Fatma ağır ağır döndü. Yüzünde, kendini evin gerçek sahibi sanan birinin sarsılmaz sakinliği vardı. Çamaşırı fırlatmadı; usulca yerine koydu. Bu hareket, onaydan çok bir hüküm vermeye benziyordu. “Kontrol ediyorum Ayşeciğim. Bir evin hanımı, evdeki… önemli hazırlıkların ne durumda olduğunu bilmelidir. Dikişler pek sağlam görünmüyor, söyleyeyim.”

Bu yalnızca patavatsızlık değildi. Ayşe’nin en gizli, en dokunulmaz alanına girilmişti. İncecik bir lastik gibi gerile gerile dayanan sabrı, kuru bir çıtırtıyla koptu.

“Buna hakkınız yok!” diye patladı Ayşe. Sesi ilk kez bu kadar güçlüydü. “O benim! Benim şifonyerim, benim eşyalarım! Siz hangi cesaretle karıştırırsınız?”

Fatma’nın yüzündeki müşfik akıl hocası perdesi bir anda düştü; altından soğuk, taş gibi bir ifade çıktı. Bir adım yaklaştı, gölgesi Ayşe’nin üzerine çöktü.

“Vay vay, gelin hanım nasıl da tısladı,” dedi bal gibi akan ama zehir taşıyan bir sesle. “Sen ciddi misin? Aklın başında mı senin?”

Sonra sesi bıçak gibi sertleşti.

“Burası oğlumun evi! Bu evdeki tek erkek o! Burada söz sahibi sensin sanma, evin sahibi o. Sen de şimdi hemen çeneni kapatacaksın.”

Şükrüye'nin Penceresinden