“Ev benim, bölünemez” dedi Murat, nikâhın ardından payını alacağını düşünen Ayşe’yi şoke ederek

Hikâyeler
Adaletsiz bu söz kalbimi yakıp geçiyor.

— “Ev benim, bölünemez” de ne demek oluyor? Nikâhtan sonra payıma düşeni alacağımı düşünmüştüm… — diye söylendi kocam, evlenmeden çok önce bana ait olan daireden söz ederken.

Ayşe için boşanma davasına dair gelen mahkeme kâğıdı şaşırtıcı değildi. Murat’la geçirdikleri son bir yıl, sanki ağır ağır sönen bir kandil gibiydi; acı veriyor ama kaçınılmaz biçimde bitişe doğru gidiyordu. Onun bitmek bilmeyen mesaileri, soğuk davranışları, gözlerinin sürekli uzaklara dalması… Bütün bunlar Ayşe’nin içinde hiçbir kuşku bırakmamıştı. Bir ay önce de Murat eve gelmiş, eşyalarını toplamış ve “başka birini bulduğunu”, “böylesinin daha doğru olacağını” söylemişti. Daha doğru… İhaneti anlatmak için ne tuhaf bir kelimeydi bu.

Ayşe onu durdurmaya çalışmadı. İçindeki sızı, yıllar önce alınmış ama havalar değişince yeniden kendini belli eden eski bir yara gibiydi. Yine de o acının yanında tuhaf bir hafifleme de vardı. Artık rol yapmak zorunda kalmayacaktı. Konuşma başlatmak için çırpınmayacak, Murat’ın suskunluğuna anlam yüklemeye uğraşmayacak, kusuru kendinde aramayacaktı. Her şey bitmişti.

Kendi evinde yaşıyordu; Murat’la tanışmasından çok önce anne babasından kalan, geniş ve aydınlık iki odalı bir daireydi burası. O ev, onun kalesi, sığınağıydı. Murat gittikten sonra duvarlar bile sanki yeniden Ayşe’ye ait olduğunu hatırlamıştı. Uzun zamandır ertelediği şeylere girişti: yatak odasının duvar kâğıdını değiştirdi, yıllardır aklında olan rahat bir koltuk aldı. Kendi hayatını baştan kurmaya başlamıştı.

Mahkeme evrakını aldıktan bir hafta sonra Murat aradı. Sesi kuru, mesafeli ve neredeyse resmi bir ton taşıyordu.

— Merhaba Ayşe. Görüşmemiz gerekiyor. Mal paylaşımının ayrıntılarını konuşalım. Avukatlara para kaptırmadan, kendi aramızda hallederiz.

Ayşe kabul etti. İçinde hâlâ, ayrılığı insanca yürütebileceklerine dair küçücük bir umut vardı.

Bir kafede buluştular. Murat elinde dosyayla gelmişti; sanki eski karısıyla değil de bir ticari anlaşmanın tarafıyla masaya oturacaktı.

— Şimdi, — dedi dosyanın kapağını açarken. — Ortak mallara gelelim. Araba bende kalır, zaten ben kullanıyorum. Garaj senin olsun; değer biçtiririz, benim payımdan düşeriz. Yazlık meselesi de…

On yıllık evliliklerini, iflas etmiş bir şirketin tasfiye raporunu okur gibi anlatıyordu. Ayşe’nin kalbi sıkıştı, fakat yüzünü bozmadı.

Sonunda Murat asıl konuya geldi:

— Tabii bir de ev var.

— Evle ilgili ne var? — diye sordu Ayşe, sesini düz tutmaya çalışarak.

— Kanun ne diyorsa ona göre paylaşacağız.

Ayşe kaşlarını hafifçe kaldırdı.

— Murat, o daire evlilikten önce benim üzerimeydi. Kişisel mal sayılır, ortak mal değildir. Paylaşıma girmez. Kanun açık.

Murat başını kaldırıp ona baktı. Bakışlarında ne utanma vardı ne de tereddüt. Yalnızca soğuk, inatçı bir hoşnutsuzluk okunuyordu.

— “Paylaşıma girmez” ne demek? — diye gerçekten incinmiş gibi çıkıştı. — Ben evlendikten sonra oradan pay alacağımı hesap etmiştim!

Ayşe bir an ona bakakaldı. “Hesap etmiştim.” Demek daha nikâh kıyılırken bile kafasında bu hesabı yapmıştı.

— Nasıl bir pay düşünmüştün, Murat? — diye sordu, elinden geldiğince sakin kalarak.

— Yarısı elbette! — Murat’ın sesi yükselmeye başladı. — On yıl o evde yaşadım ben! Aidatı, faturaları ben ödedim! Ampulleri ben değiştirdim, musluğu ben tamir ettim! Zamanımı verdim, emeğimi koydum! Bunların hiç mi kıymeti yok sence?

— Bence bunun adı evli olmak, — dedi Ayşe keskin bir sakinlikle. — Ben de yemek yaptım, çamaşır yıkadım, evi temizledim. İstersen ben de sana ev işleri için fatura çıkarayım.

— Lafı eğip bükme! — diye bağırdı Murat ve avucunu masaya indirdi. — Bu aynı şey değil! Ben erkeğim, asıl mala yatırım yapan bendim! Boşandığımızda medeni insanlar gibi davranır, daireyi satar ve bedelini aramızda bölüşürüz diye düşünmüştüm.

Şükrüye'nin Penceresinden