“Sana dokunmak bile içimi kaldırıyordu” dedi Mehmet — Ayşe alyansını ağır ağır çıkarıp masaya bıraktı, gözleri kuru ve kararlı

Hikâyeler
Utanç verici bir zafer, onursuz bir gurur taşıyordu.

Ayşe avucunu masanın örtüsü üzerinde gezdirdi. Parmaklarının altında kalan küçücük ekmek kırıntısı çıtırdadı. Belediyenin kültür salonu uğultuyla doluydu; içeride kavurma kokusu, ağır parfümler ve kalabalığın sıcak nefesi birbirine karışmıştı. On beş yıllık evlilik… Davetliler masaların çevresinde toplanmış, bardaklarını tokuşturuyor, yüksek sesle gülüşüyordu.

Mehmet yanı başında oturuyordu; iri yapılıydı, lacivert ceketinin içinde kendini olduğundan daha önemli göstermeye çalışıyordu. İkide bir kravatını düzeltiyor, yakasını çekiştiriyordu. Heyecandan mı? Yoksa söyleyeceklerine mi hazırlanıyordu?

Ayşe parmağındaki alyansı yavaş yavaş çevirdi. Yüzük zor dönüyordu. Eskiden parmağında gevşek dururdu, şimdi derisine gömülür gibiydi. Son altı aydır takmamıştı; yalnızca bugün, bilerek takmıştı. Mehmet ağzından o sözleri çıkarırken yüzük parmağında olsun istemişti.

Çünkü Ayşe biliyordu. Hem de çok zamandır biliyordu.

Mehmet ayağa kalktı, mikrofonu eline aldı. Salondaki sesler bir anda azaldı. Omuzlarını dikleştirdi, kalabalığa göz gezdirdi, sonra ağır ağır karısına döndü. Yüzünde zafer kazanmış gibi bir ifade vardı; ama bu ifadeye tiksinti de karışmıştı.

— Ayşe, — dedi yüksek ve tane tane. — Ben bugünü tam on beş yıldır bekliyorum. İlk geceden beri senden hoşlanmadım, anlıyor musun? Bana hep itici geldin. Sana dokunmak bile içimi kaldırıyordu. Sen benim için rahat bir hayata açılan kapıydın, başka hiçbir şey değil. İlaç kokan, sıkıcı bir eczacıdan ibarettin. Yarın boşanma davasını açıyorum. İş bende kalacak. Sana da ilaçlarınla koca bir boşluk kalır.

Salon öyle bir sessizliğe büründü ki, birinin güçlükle yutkunduğu bile duyuldu. Ayşe’nin babası Hasan, yerinde sarsıldı; eliyle masanın kenarına tutundu. Kadınlardan biri dehşetle iç çekti.

Ayşe alyansı çıkardı. Bunu ağır ağır yaptı; kocasına bakmadı bile. Yüzüğü önündeki masaya bıraktı. Ardından gözlerini kaldırdı. Bakışları kuru, sakin ve kararlıydı. Duvar kenarında dizüstü bilgisayarın başında oturan yeğeni Emre’ye başıyla işaret verdi.

— Aç.

Duvardaki ekran birden aydınlandı. Davetliler ilk anda neye baktıklarını anlayamadı. Sonra tanıdık bir ses duyuldu.

Görüntüde Mehmet, otobüs garajındaki odasında oturuyordu. Karşısında sevkiyat bölümünde çalışan kızıl saçlı Elif vardı; dar boğazlı kazağıyla masaya doğru eğilmişti.

— Ya gerçekten hiçbir şey fark etmeyecek mi? — diye sordu Elif, ona yaklaşarak.

— O mu? Safın teki, — diye güldü Mehmet. — Bütün gün eczanede oturup hap sayıyor. Şirketin üstüne üç ayrı kredi çektim, ruhu bile duymadı. Boşanınca borçlar onun sırtına kalacak, iş de bana. Sonra seninle, güzelim, nihayet keyfimize bakacağız.

Elif kıkırdadı, elini ona doğru uzattı.

Masadaki Mehmet’in yüzü bembeyaz kesildi. Birden Ayşe’ye döndü.

— Bu ne biçim…

Ayşe cevap vermedi. Emre görüntüyü değiştirdi.

Bu kez ekranda Mehmet’in gençliği vardı. Zayıf, buruşuk gömlekli bir adam… Hasan’ın ona zamanında kullanması için verdiği garajların önünde duruyordu. Elinde düğün şerbeti dolu bir bardak vardı. Uzakta kurulan düğün çadırı seçiliyor, müzik sesi geliyordu. Yanında iki arkadaşı duruyordu.

— Sevmiyorum işte, zerre kadar sevmiyorum, — diyordu Mehmet, bardağından bir yudum alıp sırıtarak. — Ama kayınpederin belediyede tanıdıkları var, arazisi var, imkânı var. On yıl kadar katlanırım. Ayaklarımın üstünde durunca kendime doğru düzgün bir kadın bulurum. Bu eczacıyla ömür geçmez.

Arkadaşları kahkahaya boğuldu. Mehmet bardağını yeniden doldurdu.

Hasan yavaşça ayağa kalktı. Yüzü kül gibi olmuş, dudakları ince bir çizgiye dönüşmüştü. Önce ekrana baktı, sonra damadına çevirdi gözlerini. Uzun uzun, ağır bir bakıştı bu.

— Mehmet, — dedi kısık bir sesle. — Sen bunları gerçekten söyledin mi?

Mehmet irkildi, ağzını açıp bir şeyler gevelemeye çalıştı. Fakat Emre çoktan sonraki dosyayı başlatmıştı.

Ekranda bu kez belgeler belirdi. Kredi sözleşmeleri, hesap dökümleri, para aktarımlarının kayıtları… Hepsi yakın çekimle gösteriliyordu. Mehmet’in Ayşe’nin şirketi üzerinden nasıl borçlandığı, paraları Elif’in hesaplarına nasıl aktardığı ve karısını yüklü borçlarla baş başa bırakmaya nasıl hazırlandığı tek tek ortaya seriliyordu.

Şükrüye'nin Penceresinden