Giriş
— Mehmet, kartım nerede?
Ayşe mutfağa öyle bir hızla daldı ki kapı duvara çarpıp sertçe geri sekti. Son on dakikadır çantasının içini altüst etmiş, paltosunun ceplerini tek tek yoklamış, hatta kanepenin altına bile bakmıştı. Oysa içten içe biliyordu: banka kartı kendi kendine ortadan kaybolacak bir şey değildi.
Mehmet masada oturuyordu. Telefonunda haberleri ağır ağır kaydırıyor, sanki evde hiçbir şey olmuyormuş gibi davranıyordu. Önündeki fincanda kahve çoktan soğumuştu. Ayşe’nin sesini duyunca irkilmedi bile.
Başını yavaşça kaldırdı. Karısına, karşısında yıllardır aynı evi paylaştığı kadın değil de kapıdan yanlışlıkla girmiş bir yabancı varmış gibi baktı.

Dudaklarının kenarında belli belirsiz, rahatsız edici bir gülümseme belirdi.
— Hangi karttan söz ediyorsun? — dedi sakin bir sesle. — Şu kendine lüzumsuz şeyler aldığın kart mı?
Ayşe’nin içi bir anda buz kesti.
Sekiz yıllık evlilik boyunca pek çok şeye alışmıştı: Mehmet’in bitmek bilmeyen sitemlerine, en küçük meselede yükselen öfkesine, sürekli memnuniyetsizliğine, attığı her adımı denetleme isteğine… Fakat bu kez sesinde daha önce duymadığı başka bir şey vardı.
Aşağılama.
Soğuk, açık ve saklanmaya bile gerek duyulmayan bir küçümseme.
— Benimle oyun oynama, — dedi Ayşe alçak bir sesle. — Kart cüzdanımdaydı. Şimdi yok. Nerede?
Mehmet telefonu masanın üzerine bıraktı.
Acele etmeden ayağa kalktı.
Her zaman Ayşe’den neredeyse bir baş uzundu. Tartışma anlarında bunu özellikle kullanır, ona birkaç adım fazla yaklaşarak üstünlüğünü hissettirmeye çalışırdı.
— Bende, — dedi.
Ayşe gözlerini kırpıştırdı.
Bir an yanlış duyduğunu sandı.
— Ne dedin?
— Kart bende. Üstelik geri vermeye de niyetim yok.
Birkaç saniye boyunca evin içine ağır bir sessizlik çöktü.
Dışarıdan geçen bir arabanın sesi duyuldu.
Komşulardan birinin çocuğu ağlamaya başladı.
Hayat, her zamanki akışıyla sürüp gidiyordu.
Ama Ayşe için sanki bir anda yer ayağının altından çekilmişti.
— Sen… benim kartımı mı aldın?
Mehmet başını salladı.
Sanki konuşulan şey önemsiz bir ayrıntıymış gibi.
Sanki masadan bir kaşık almış ya da televizyon kumandasını cebine koymuştu.
— Normal bir eş gibi davranmayı öğrenene kadar para benim kontrolümde olacak.
Ayşe ona baktı; baktı ama karşısındaki adamı tanıyamadı.
Evlendiği o insan nereye gitmişti?
İş çıkışında elinde papatyalarla gelen, onun ayakları üzerinde durmasından gurur duyduğunu söyleyen adam ne zaman kaybolmuştu?
Sevgi, hangi ara sessizce güç savaşına dönüşmüştü?
Gelişme
Ayşe büyük bir bilişim şirketinde finans analisti olarak çalışıyordu.
Rakamlarla uğraşmayı severdi.
Düzeni, planı, hesabı kitabı severdi.
En çok da yaptığı işin ona verdiği güven duygusuna tutunurdu.
Çalışma günü çoğu zaman akşam dokuzdan önce bitmezdi. Yorgun düşerdi belki, ama emeğinin karşılığını bilmek ona güç verirdi. İş onun için yalnızca mesai saatlerinden ibaret değildi; kendini geliştirmek ve ayakta kalmak için kurduğu sağlam dünyanın önemli bir parçasıydı.
