“Kart bende. Üstelik geri vermeye de niyetim yok” Ayşe’nin içi bir anda buz kesti

Hikâyeler
Küçümseyici sessizlik acımasızca boğucu ve utanç verici.

Uluslararası çalışmalarda görev alıyor, mesleğiyle ilgili ek eğitimlere katılıyor, yeni yazılımları öğrenmek için gecelerini bile ayırıyordu.

Aldığı maaş, Mehmet’in kazancından belirgin biçimde fazlaydı.

Fakat Ayşe bunu bir kez olsun onun yüzüne vurmadı.

Onu küçümsemedi.

Gururunu incitecek tek bir cümle kurmadı.

“Ben senden daha çok kazanıyorum,” demedi hiçbir zaman.

Tam tersine, elinden geldiğince onun yanında durmaya çalıştı.

Mehmet bir motosiklet almak istediğinde, ödemenin bir kısmını Ayşe tamamladı.

Arabası tamire girdiğinde gereken parayı yine Ayşe birikim hesabından çekip verdi.

Mehmet neredeyse altı ay işsiz kaldığında ise evin bütün yükü Ayşe’nin maaşıyla taşındı.

Ayşe bunların hiçbirini fedakârlık destanı gibi görmüyordu.

Ona göre bu, evlilikti.

Sevdiği insan için omuz vermekti.

Ne var ki Mehmet, Ayşe’nin başarısını zamanla ortak bir sevinç olarak değil, kendi yenilgisi gibi algılamaya başladı.

Önce masum görünen alaylar çıktı ortaya.

— Tabii, hanımefendi her şeyi herkesten iyi bilir.

Ardından sitemler başladı.

— İş yerinde fazla kalıyorsun.

Sonra beklentiler sertleşti.

— Düzgün bir kadın, kocasından önce eve gelir.

Bir süre sonra bu sözler yasaklara dönüştü.

— Arkadaşlarınla buluşmaya gitme.

— Yogaya yazılma.

— Akşamları geç kalma.

Ayşe her defasında geri adım attı.

Çok değil, azıcık.

Bir tartışma büyümesin diye.

Evde huzur bozulmasın diye.

Yine suçlanmamak için.

Farkına bile varmadan kendinden parça parça vazgeçmeye başlamıştı.

Dostlarıyla görüşmeleri seyrekleşti.

Gitmek istediği yerlere gitmez oldu.

Severek giydiği elbiseleri dolabın arkasına kaldırıp daha sade kıyafetler seçti.

Sürekli açıklama yapan, kendini savunmak zorunda hisseden birine dönüştü.

Hem de kendi kocasının karşısında.

Bir zamanlar ona bakıp,

— Güçlü olman hoşuma gidiyor, diyen adamın karşısında.

Oysa bazı erkekler güçlü kadınları yalnızca kendi düzenlerine uydukları sürece severdi.

Kadın kendi sınırlarını çizmeye, kendi kararlarıyla yaşamaya başladığında, o güç birden rahatsız edici görünürdü.

Ayşe boğazında düğümlenen acıyı yutmaya çalıştı.

— Sence düzgün bir eş nasıl davranmalı? diye sordu.

Sesi titriyordu.

Korktuğu için değil.

Canı yandığı için.

Mehmet dudaklarının kenarıyla küçümseyen bir gülümseme yaptı.

— Akşam yemeği hazır olur. Ev derli toplu olur. Kadın kocasının yanında durur; öyle arkadaşlarının peşinde dolaşıp durmaz.

Ayşe ona sessizce baktı.

Söylediği her kelime, içinin bir yerine ağır bir taş gibi çöküyordu.

Demek bunca zamandır onu böyle mi görmüştü?

Evi çekip çevirmekle, ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü biri olarak mı?

Bir hayat arkadaşı değil.

Sevdiği kadın değil.

Sırdaşı değil.

Sadece iş gören bir varlık.

Ayşe yavaşça konuştu:

— O para benim emeğimle kazanıldı.

Mehmet hiç beklemeden, keskin bir sesle karşılık verdi:

— Hayır. O para ailenin parası.

Ayşe’nin bakışları sertleşti.

— Öyleyse neden bana danışmadın?

Şükrüye'nin Penceresinden