— Bir hafta sonra kız kardeşim eşiyle gelecek; yeğenlerim de ailelerini alıp geliyorlar. Herkese söyledim, deniz kıyısındaki ev artık bizim aile evimiz, — dedi kayınvalidesi, evin asıl yatak odasındaki dolaba kendi eşyalarını yerleştirirken.
Elif, elindeki fincanla olduğu yerde kalakaldı. Az önce keyifle içtiği sabah kahvesi birden ağzında acı bir tada dönüştü.
— Affedersiniz… “gelecekler” derken ne demek istiyorsunuz?
— Toplam sekiz kişi. Telaşlanma, bir şekilde sıkışırız. Çocuklara deniz havası iyi gelir.
Elif, karşısındaki kadına inanamaz gibi baktı. Daha bir yıl önce bu eve “enkaz” diyen, Elif’in onu kurtarmak için çabalamasına alayla gülen aynı kadındı bu. Şimdi ise hiç çekinmeden elbiseleri askılara geçiriyor, sanki yıllardır burada oturuyormuş gibi rahat davranıyordu. Yatağın üstünde makyaj çantaları açılmış, komodinin üzerine torunlarının fotoğrafının bulunduğu bir çerçeve çoktan yerleştirilmişti. Baharda kendi elleriyle diktiği güllerin kokusu açık pencerelerden içeri doluyor, güneş ışığı Elif’in son birikimini harcayarak taktırdığı yeni camlardan odaya yayılıyordu.

Deniz kenarındaki o eski ev, Elif’in anneannesinden kalmıştı. Anneannesinin vefatından sonra, aileyle yıllardır görüşmeyen uzak akrabalar birden ortaya çıkmış ve mirasta hak iddia etmeye başlamışlardı.
— Cenazeye bile gelmediler, — diye o günlerde Mehmet’e dert yanmıştı Elif. — Şimdi ne oldu da akrabalıkları akıllarına geldi?
Mehmet o zaman temkinli bir sesle:
— Belki de vazgeçsen daha iyi olur, — demişti. — Çok yıpranacaksın.
Dava neredeyse iki yıl sürdü. Elif evrak peşinde koştu, duruşmalara gidip geldi, avukatlara para ödedi; bütün bunların yanında bir de çevresindekilerin küçümseyen sözlerine katlanmak zorunda kaldı.
En çok da kayınvalidesi üstüne geliyordu.
— Bırak artık şu viraneyi, — derdi pazar sofralarında. — Kendi kendine yıkılacak zaten.
— Orası anneannemin hatırası, — diye anlatmaya çalışırdı Elif.
— Hatıra dediğin albümde de saklanır. Onun yerine daha geniş bir daire alsaydınız ya.
Mehmet bazen annesine karşı çıkmaya niyetlenir, fakat sesi pek güçlü çıkmazdı.
— Anne, bu bizim kararımız, — derdi yalnızca.
Kayınvalidesi ise hemen hesabı ortaya dökerdi:
— Avukatlara para yetiştiriyorsunuz. Ne kadar gitti şimdiye kadar? On yedi bin lira mı? Otuz beş bin lira mı?
Mehmet’in bazı akrabaları da Elif’i inatçı, hatta açgözlü buluyordu. Aile toplantılarında “hayalet ev” diye takılanlar olur, “boş hayaller peşinde koşuyor” diyenler çıkardı.
Fakat Elif sonunda davayı kazandı.
Tapu işlemleri tamamlanınca Mehmet’le birlikte miras kalan evi görmeye gittiler. Ev bakımsızdı, duvarları yorgun görünüyordu; ama temeli sağlamdı, ayakta durmaya niyetli gibiydi. Pencereye yaklaştıklarında ikisi de istemsizce sustu.
