— Aslı için de kurs parası biriktirilirdi!
Elif kaşlarını hafifçe kaldırdı.
— Aslı sizin küçük kızınız. Otuz iki yaşında. Hangi eğitimden söz ediyorsunuz?
— Kursa yazılmak istiyor!
— Peki Mert’in arabaya ne ihtiyacı var? Ehliyeti bile yok.
— Alır!
Elif gözlerini bir an kapattı. Konuşma, akıl sınırlarını zorlayan bir hâle gelmişti.
— Emine Hanım, o para benimdi. Babaannemden kaldı. Kendime bir ev almaya hakkım vardı.
— Evin var ya işte, burası!
— Burası sizin eviniz. Benim değil.
— Biz aile değil miyiz?
— Beş yıldır bu ailede sığıntı gibi yaşıyorum. Kendi başıma sofraya yemek koymak için bile sizin yüzünüze bakmam gerekiyor.
Emine iki elini havaya kaldırıp bağırdı:
— Mert! Duyuyor musun, karın benimle nasıl konuşuyor?
Mert duvar dibinde durmuş, ağzını açmadan olanları izliyordu.
Elif ona döndü.
— Mert, bir şey söyle.
Adam başını kaldırdı. Önce annesine, sonra karısına baktı.
— Şey… Annem haksız sayılmaz, Elif. Böyle büyük bir karar almadan önce konuşmamız gerekirdi.
— Benim paramla ilgili büyük bir karardı bu.
— Ama sonuçta biz bir aileyiz…
Elif’in sesi alçaktı; fakat her kelimesi sertçe yere düşen bir taş gibiydi.
— Yani annen haklı, öyle mi? Ben o parayı size vermeliydim; kendime ev almamalıydım?
Mert huzursuzca kıpırdandı.
— Vermeliydin demiyorum… Ama oturup konuşulmalıydı.
— Kiminle konuşacaktım? Seninle mi? Annenle mi? Yoksa ayda bir gelip para isteyen kız kardeşinle mi?
Emine öfkeyle araya girdi:
— Elif, kendinde değilsin sen!
— Gayet kendimdeyim. Sadece beş yıl sonra ilk defa sizin değil, kendi istediğim bir şeyi yaptım.
Bunu söyledikten sonra arkasını döndü. Zeynep’in uyuduğu odaya girdi, kızının omzuna usulca dokundu.
— Canım, oyuncaklarını topla. Taşınıyoruz.
Zeynep uykulu gözlerle doğruldu.
— Nereye anne?
— Bizim yeni evimize.
Elif’in hazırlanması yirmi dakika bile sürmedi. İki çantaya birkaç parça kıyafet, evraklar ve Zeynep’in en sevdiği oyuncaklar sığdı. Geri kalan hiçbir şey artık gerekli görünmüyordu.
Mert kapının eşiğinde duruyordu.
— Gerçekten gidecek misin?
— Evet.
— Elif, bu yaptığın saçmalık. Ne var yani?
Elif durdu, gözlerini onun gözlerine dikti.
— Beş yıl boyunca bir kere bile benim yanımda durmadığın için. Bir kez olsun annene “Yeter” demediğin için. Beni hiç savunmadığın için.
— Ben sadece kavga çıkmasın istedim…
— Ben de artık saygı görmediğim bir evde yaşamak istemiyorum.
Emine arkalarından nankörlükten, bencillikten, şimdiki gençlerin bozulmuşluğundan söz ederek bağırıp durdu. Elif dönüp bakmadı.
Zeynep’in elini tuttu, taksi çağırdı ve o evden ayrıldı.
Yeni daireye vardıklarında vakit epey ilerlemişti. Zeynep boş odaların içinde merakla koşturuyor, sesi duvarlardan yankılanıyordu. Elif yere bir battaniye serdi, çantasından çay dolu termosu çıkardı.
— Anne, artık burada mı yaşayacağız? — diye sordu Zeynep.
— Evet, güzel kızım.
— Peki babam?
Elif kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi.
— Baban şimdilik babaannenin yanında kalacak.
— Neden?
Elif kızını kollarına aldı.
— Çünkü bazen büyüklerin ayrı kalıp düşünmesi gerekir.
Zeynep başını salladı. Çocuklara özgü o sade kabulleniş, Elif’in içini hem burktu hem rahatlattı.
Yerde yan yana oturdular. Aynı kupadan çay içtiler, gecenin içindeki şehre baktılar. Ev bomboştu ama tuhaf biçimde huzurluydu.
Elif beş yıl sonra ilk kez gerçekten nefes alabildiğini hissetti.
Mert her gün aradı. Önce öfkelendi, sonra dönmesi için yalvardı, en sonunda sesi kırılıp yumuşadı.
— Elif, artık inadı bırak. Eve dön.
— Hayır.
— Annem çok kırıldı.
— Ben de kırıldım.
— Ne var ki?
