“Hiçbir şeyi bölüştürmeyeceğim! Bu ev bana ait, konu kapanmıştır!” diye Zeynep kocasının gözlerinin içine bakarak sertçe çıkıştı

Hikâyeler
Bu ev haksızca paylaşılamayacak kadar kutsaldı.

— Hiçbir şeyi bölüştürmeyeceğim! Bu ev bana ait, konu kapanmıştır! — diye Zeynep, kocasının gözlerinin içine bakarak sertçe çıkıştı.

Zeynep kendi dairesinin kapısını açtı ve son yıllarda alışkanlık hâline getirdiği gibi eşikte bir an durup içeriyi seyretti. Yüksek tavanlı, geniş pencerelerinden gün ışığı dolan ferah salon; anne babasının vaktiyle kendi elleriyle döşediği parke zemin… Her şey yerli yerindeydi ama her köşenin içinde geçmişten kalma bir sızı saklıydı.

Şehrin merkezindeki üç odalı bu daire, anne babasının vefatından sonra ona kalan mirastı. Evin duvarlarında onların sesi, birlikte geçirilen akşamların sıcaklığı, sofradaki kahkahalar ve kaybolup gitmiş aile huzuru hâlâ dolaşıyor gibiydi.

Murat ona evlenme teklif ettiğinde Zeynep hiç tereddüt etmeden, “İstersen benim yanıma taşın,” demişti. Ev büyüktü, yer sıkıntısı yoktu. Murat da bu fikri sevinçle kabul etmiş; onu kollarına alıp öpmüş, bunun çok güzel bir başlangıç olacağını söylemişti. Nikâhlarını sade bir törenle yapmışlar, gösterişten uzak durmuşlardı. Balayından döndükten sonra da evi birlikte düzenlemeye koyulmuşlardı.

Zeynep iç mimar olarak çalışıyordu. Murat ise bir bilişim şirketindeydi. Daireyi elden geçirme kararını beraber verdiler. Salona yeni bir kanepe aldılar, eski perdelerin yerine modern storlar taktırdılar, mutfağı baştan aşağı yenilediler; açık renk dolaplar, ankastre cihazlar, düzenli ve aydınlık bir görünüm… Zeynep yapılan her değişiklikte içten içe mutlu oluyordu. Ev yavaş yavaş başka bir şekle bürünmüş, onların ortak yuvası hâline gelmişti.

Murat arkadaşlarını sık sık eve çağırırdı. Mutfakta oturur, çaylarını yudumlayarak futbol ya da bilgisayar oyunları üzerine uzun uzun konuşurlardı. Gelenler neredeyse her seferinde hayranlıklarını gizleyemezdi:

— Murat, sen hayatını iyi kurmuşsun doğrusu. Böyle bir ev, böyle güzel bir eş… Allah şansını açık etmiş.

Murat yalnızca gülümser, itiraz etme gereği duymazdı. Zeynep bu sözleri duyardı ama alınmazdı. Daire gerçekten güzeldi ve onu eşiyle paylaşmak ona gayet doğal geliyordu.

İlk altı ay dingin geçti. Zeynep çoğu zaman evden çalışıyor, çalışma odasında bilgisayarının başına geçip çizimler hazırlıyordu. Murat akşamları eve geç dönüyor, yorgun olsa da keyfi yerinde görünüyordu. Birlikte yemek yiyor, dizi izliyor, hafta sonu için planlar yapıyorlardı. Hayatları sakin, düzenli ve kavgasız akıp gidiyordu.

Fakat kayınvalidesi eve daha sık uğramaya başlayınca her şeyin rengi değişti. Emine, yakındaki bir semtte, yıllardır kirada oturduğu eski iki odalı bir dairede yaşıyordu. Önceleri ancak bayramlarda ya da özel günlerde gelir giderdi. Ne var ki düğünden sonra ziyaretleri gözle görülür biçimde arttı.

Başlarda elinde kurabiyelerle çıkagelirdi.

— Zeynepciğim, biraz kurabiye yaptım, tadına bakın istedim. Benim Murat elmalısını pek sever.

Zeynep teşekkür eder, çayı ocağa koyardı. Emine masaya oturur, çayını içer, sonra kalkıp odaların arasında ağır ağır dolaşmaya başlardı.

— Her yer ne kadar güzel olmuş böyle. Planı rahat, ışığı bol. Tadilat da yeni belli ki; insan emek verildiğini hemen anlıyor.

— Sağ olun Emine Hanım, — derdi Zeynep nazikçe.

Kayınvalidesi yatak odasına girer, dolaplara göz gezdirir, ardından çalışma odasının kapısından içeri de bakardı.

— Burası da çalışma odası mı?

— Evet, işimi evden yürütüyorum.

— Rahat olsa gerek tabii. Koca bir odayı çalışmaya ayırmak… Büyük nimet.

Sesi övgü dolu çıkıyordu, fakat Zeynep o cümlelerin ardında başka bir anlam sezmeden edemiyordu. Bu açık bir kıskançlık değildi; daha çok ölçüp biçen, hesaplayan bir bakıştı. Sanki Emine bu alanın başka türlü nasıl kullanılabileceğini kafasında tartıyordu.

Ziyaretler bitmek bilmedi. Emine bazen elinde tatlıyla gelir, bazen de “Yolum düşmüştü, uğrayıverdim,” derdi. Murat’ın evde olmadığı gündüz saatlerinde kapıya dayandığı da olurdu. Zeynep kapıyı açar, onu içeri buyur ederdi ama içinde giderek büyüyen bir huzursuzluk vardı. Kayınvalidesi daireyi fazla dikkatli inceliyor, odaların dağılımını, metrekareyi, semtteki ev fiyatlarını gereğinden çok soruyordu.

Bir gün Emine çalışma odasının penceresinin önünde durdu, avluya doğru baktı.

— Manzarası da hoşmuş. Sessiz, yeşilliği bol… Böyle yerin kıymeti bilinmeli.

— Evet, annemle babam bu semti çok severdi, — dedi Zeynep.

Emine başını hafifçe çevirdi.

— Annenle baban mı dedin? Yani bu daire sana onlardan mı kaldı?

Şükrüye'nin Penceresinden