Birinci Aşama: Hayalin Yarısı
— Yapamıyor musunuz? — diye sordu kayınvalidesi, sesindeki ince alayla. — Yoksa yapmak mı istemiyorsunuz?
Ayşe, Fatma’nın gözlerinin içine sakin sakin baktı.
— Bir evin peşinatı için biriktirdiğimiz parayı, hesabı kitabı belli olmayan bir işe yatırmak istemiyoruz.
Sofranın üzerine ağır bir sessizlik çöktü. Yan odada boya kalemleriyle oynayan Elif bile kâğıt hışırtısını kesti.

Zeynep burnundan solur gibi güldü.
— Yani sizin için ev almak, benim hayatımdan daha mühim, öyle mi?
Ayşe’nin sesi yükselmedi.
— Bizim için kızımızın hayatı ve ailemizin güvende olması daha mühim.
Fatma çay bardağını yavaşça ileri itti.
— Aile diyorsun demek. Peki, o zaman açık konuşalım. Altı senedir benim evimde neredeyse bedavaya oturuyorsunuz. Kiraya çıksaydınız, şimdiye kadar yabancı birine en az üç yüz elli bin lira vermiştiniz. Ben size el uzattım. Şimdi sıra Zeynep’e destek olmaya geldi.
Mehmet sonunda kaşığını masaya bıraktı.
— Anne, biz evin faturalarını, aidatını ödüyoruz. Mutfağı yaptırdık, pencereleri değiştirdik, tesisatı yeniledik…
— Kendiniz için yaptınız onları! — diye kesti Fatma. — Bana burada tek tek vida hesabı çıkarma.
Ayşe’nin içinden soğuk bir dalga geçti. Kayınvalidesinin sözleri canını yakmıştı ama bir bakıma işe de yarıyordu; zihninde kalan son iyi niyet kırıntılarını da silip götürüyordu.
— Fatma, şimdi bize şunu mu söylüyorsunuz? Ya Zeynep’e iki yüz on bin lira vereceğiz ya da evden çıkacağız.
— Aynen öyle, — dedi Fatma. — Aile olmak istemiyorsanız ay sonuna kadar daireyi boşaltın.
Mehmet sandalyesini sertçe geriye itti.
— Anne, bizim çocuğumuz var, bunun farkında mısın?
— Zaten çocuk için minnet bilmeniz gerekir. Sizin yerinizde başkası olsa o evin kapısını öperdi.
Ayşe de ayağa kalktı.
— Elif, kalemlerini topla kızım. Eve gidiyoruz.
Zeynep dudak büktü.
— Eve mi? Şimdilik ev tabii.
Ayşe ona döndü.
— Bu söylediğini aklında tut. Bir gün nasıl duyulduğunu sen de anlarsın.
İkinci Aşama: Suskun Yol
Şehre dönene kadar arabada kimse konuşmadı.
Elif, kâğıttan bebeğini göğsüne bastırmış, daha yolun başında uyuyakalmıştı. Mehmet direksiyona öyle sıkı sarılmıştı ki parmaklarının boğumları bembeyaz görünüyordu. Ayşe ise yol kenarındaki ışıklara bakıyor, altı yıl boyunca “evimiz” dediği o daireyi düşünüyordu. Oysa içten içe hep biliyordu: Bir yerin gerçekten yuva sayılması için anahtarlarının da insana ait olması gerekiyordu.
Bir süre sonra Mehmet alçak sesle konuştu.
— Özür dilerim.
Ayşe hemen dönüp bakmadı.
— Tam olarak ne için?
Mehmet acı acı gülümsedi.
— Birikimimizden söz ettiğim için. Annemin, para biriktirmemize gerçekten sevindiğini sandığım için. Bunu daha önce anlayamadığım için.
— Sen annene güvenmek istedin.
— O ise bizim paramızı hesaplamış.
— Evet.
Mehmet arabayı apartmanın avlusuna soktu. Dördüncü kattaki pencereleri sıcak, sarı bir ışıkla yanıyordu. Elif’in ilk adımlarını attığı daireydi orası. Ayşe’nin eski bir taburenin üstüne çıkıp mutfak duvarlarına duvar kâğıdı yapıştırdığı yerdi. Mehmet’in, yeni doğan kızlarını uyandırmamak için gece yarısı fısıltıyla söylene söylene bebek yatağı kurduğu evdi.
Ve bütün bunların geçici olduğu şimdi açıkça ortaya çıkmıştı.
Eve girince Ayşe önce Elif’i yatırdı. Sonra bilgisayarı açıp masaya oturdu.
— Ne yapıyorsun? — diye sordu Mehmet.
— Satılık dairelere bakıyorum.
— Şimdi mi?
— Evet, şimdi. Bize ay sonuna kadar süre verdiler.
Mehmet yanına oturdu.
— Dört yüz otuz dört bin liramız var. Acil durum parasına dokunmazsak peşinatı çıkarabiliriz.
— O zaman acil durum parasına dokunmuyoruz. Gücümüz neye yetiyorsa ona bakacağız.
Mehmet elini Ayşe’nin elinin üstüne koydu.
— Ayşe, bu parayı Zeynep’e vermeyeceğim.
Ayşe dikkatle yüzüne baktı.
— Annen baskı yaparsa da mı?
— Beni kötü evlat ilan etse bile.
Ayşe o gün ilk kez derin bir nefes alabildi.
Üçüncü Aşama: Seçmedikleri Ev
Sonraki günler baş döndürücü bir koşuşturmacaya dönüştü. İş, anaokulu, ev gezmeleri, emlakçılarla telefon konuşmaları, konut kredisi hesapları… Ayşe tablolar hazırlıyor, masrafları tek tek yazıyordu. Mehmet ise vardiyasından çıkar çıkmaz uygun görünen daireleri gezmeye gidiyordu.
Fatma her akşam arıyordu.
İlk günlerde sesi yumuşaktı:
— Mehmetciğim, bir daha düşün. Zeynep yabancı biri değil ki.
Sonra kırgın bir tona büründü:
— Senden böyle katılık beklemezdim.
Ardından sözlerini sakınmadan konuşmaya başladı:
— Seni Ayşe dolduruyor. Ondan önceki hâlini hatırlatacak daha ağır sözlere de giriyordu.
