Mehmet annesinin sözlerini sessizce dinliyor, yüzü kızarıyor, telefonu avucunda ezer gibi sıkıyordu. Ama her defasında cevabı değişmiyordu:
— Anne, para vermeyeceğiz. Üstelik o evden de çıkacağız.
Beşinci gün Fatma bu kez Ayşe’ye mesaj attı:
“İstediğini sonunda yaptın. Oğlumu annesinden kopardın. Umarım bir gün kızının yüzüne bakarken utanmazsın.”
Ayşe mesajı mutfak masasının başında okudu. O sırada Elif, kırmızı çatılı küçük bir evi oyun hamuruyla şekillendiriyordu. Başını kaldırmadan birden sordu:
— Anne, bizim kendi evimiz ne zaman olacak?
Ayşe’nin eli havada asılı kaldı.
— Yakında, Elif’im.
Küçük kız bu kez gözlerini annesine çevirdi:
— Öyle bir ev mi olacak, babaanne bizi oradan çıkaramayacak mı?
Ocağın yanında duran Mehmet bir anda arkasını döndü; yüzünü göstermemeye çalıştı. Ayşe ise kızının yanına çömeldi, sesini titretmemek için kendini zorladı.
— Evet, yavrum. Kimsenin bizi kovamayacağı bir ev olacak.
O akşam aradıkları daireyi buldular. Semtin öbür ucunda, eski bir binada küçük bir iki artı bir… Kusursuz tadilatı yoktu; mutfağı eskiydi, duvarlarında zamanın izi vardı. Ama yakınında okul, park ve otobüs durağı bulunuyordu. Fiyatları imkânlarının son sınırına dayanıyordu, yine de ulaşılmaz değildi.
Mehmet fotoğraflara uzun uzun baktı. Sonra kısık bir sesle:
— Bu, — dedi. — Burası olabilir.
Ayşe başını salladı.
— Yarın gidip görelim.
Aşama 4. Aşağılanmak yerine sözleşme
Daire beklediklerinden daha aydınlıktı. Eski mutfağın dolapları yıpranmış, parkeler yürüdükçe hafifçe gıcırdıyor, pencereler ise geniş bir avluya bakıyordu. Avluda yıllanmış kavaklar göğe doğru uzanmıştı. Elif içeri girer girmez balkona yakın odayı seçti.
— Yatağım buraya olur, masam da şuraya, — diye ciddi ciddi anlattı. Sonra emlakçıya bakıp ekledi: — Buradan da kimse “çıkın” demeyecek, değil mi?
Emlakçı kadın mahcup bir tebessümle sustu. Ayşe’nin göğsüne ince, acı bir sızı saplandı.
Mehmet kızının başını okşadı.
— Kimse demez, — dedi. — Yeter ki banka onay versin.
Banka üç gün sonra başvurularını kabul etti.
Fatma bunu onlardan öğrenmedi. Mehmet, bağ evinden Elif’in montunu almak için uğradığında Zeynep telefonunda açık kalan ilanı görmüş, daha akşam olmadan haberi annesine yetiştirmişti.
O gece Fatma’nın telefonu bu kez kırgın değil, öfkeli çaldı.
— Demek eve para buluyorsunuz da kardeşine yardım etmeye gelince yok, öyle mi?
Mehmet telefonu hoparlöre aldı. Ayşe yanında, sessizce duruyordu.
— Anne, o para üç yıldır biriktirdiğimiz ev parası.
— Ne olmuş yani? Zeynep de insan gibi yaşamak istiyor!
— O zaman çalışır, biriktirir.
— Kız kardeşin hakkında böyle konuşmaya nasıl cüret edersin?
Mehmet’in sesi bu kez ilk defa sertleşti.
— Sen bize evi boşaltın derken nasıl cüret ettiysen, ben de öyle konuşuyorum.
Hattın öbür ucunda uzun bir sessizlik oldu.
Sonra Fatma daha alçak bir sesle:
— Ben onu sizi düşündürmek için söyledim, — dedi.
Ayşe o ana kadar susmuştu. Fakat şimdi kelimeleri tane tane, açıkça söyledi:
— Biz de düşündük. Ve kendi evimizi alıyoruz.
Fatma onun sesini duyunca yeniden parladı.
— Demek öyle! Yani artık benim evime ihtiyacınız kalmadı?
— O evi boşaltmamızı siz istediniz, — dedi Mehmet.
— Ben bunu böyle harfi harfine yapacağınızı sanmamıştım!
Ayşe kocasına baktı. İşte gerçek buydu. Fatma aslında onların taşınmasını istememişti. Korkmalarını, geri adım atmalarını, boyun eğmelerini beklemişti.
Ama korku çoktan banka dosyasına, imzaya ve yeni bir anahtar ihtimaline dönüşmüştü.
Aşama 5. Son ay
Eşyaları toplamaya başladılar.
Önce kitaplar, mevsimlik giysiler, Elif’in artık oynamadığı oyuncaklar kutulara girdi. Ardından tabaklar, nevresimler, evraklar… Ayşe her kutunun üzerine özenle yazdı: “Mutfak”, “Çocuk odası”, “Belgeler”, “Kışlıklar”.
Her kutu doldukça sanki o evin içinden hayatlarının bir parçası eksiliyordu.
Fatma o ay iki kez geldi.
İlk gelişinde, “fazla” bir şey götürüp götürmediklerini kontrol etmeye gelmiş gibiydi. Koridorda durup dolabı gösterdi.
— Bu dolabı ben almıştım.
Ayşe hiç tartışmadan cevap verdi:
— Alabilirsiniz. Biz zaten yenisini sipariş ettik.
Fatma’nın yüzünden kısa bir şaşkınlık geçti. Böyle sakin bir cevap beklemediği belliydi.
— Peki perdeler?
— Onları da isterseniz bırakırız.
— Ben onu demek istemedim!
Ayşe gözlerini kaldırdı.
— Neyi demek istediniz?
Fatma dudaklarını sımsıkı kapattı, sonra mutfağa geçti. Raftan, yıllar önce Elif’e doğum gününde verdiği küçük kupayı aldı.
— Bu benim.
Elif kapının yanında durmuş onları izliyordu. İncecik bir sesle:
— Babaanne, onu bana doğum günümde hediye etmiştin, — dedi.
Fatma bir an duraksadı. Yüzünde kısa, çok kısa bir mahcubiyet belirdi. Ama hemen silindi.
— Verdiysem verdim… O zaman sen al, — diye mırıldandı.
Ayşe hiçbir şey söylemeden kupayı “Çocuk odası” yazılı kutuya yerleştirdi.
Fatma ikinci gelişinde Zeynep’i de yanında getirdi. Zeynep, yarısı boşalmış, duvar diplerinde kutular dizilmiş daireye göz gezdirdi. Sonra gayet doğal bir şey söylüyormuş gibi konuştu:
— Siz çıkınca ben burada kalabilir miyim? Nasıl olsa ev boşalacak.
Fatma kızına keskin bir bakış attı.
— Bakarız, — dedi.
İşte o anda Ayşe her şeyi anladı. Zeynep çoktan kendini bu evin yeni sahibi gibi görmeye başlamıştı. Fakat Fatma’nın da kendine göre başka hesapları vardı.
