Meryem, kendi evinin kapısının önünde dikilmiş, avucunda tuttuğu anahtarı kilidin içinde çevirmeye çalışıyordu. Anahtar deliğe giriyor, fakat ne kadar zorlasa da dönmüyordu. Bir haftalık iş seyahati için Bodrum’a gitmişti; yoldan yeni dönmüş, aklında sadece sıcak bir duş almak ve yumuşacık yatağına uzanmaktan başka hiçbir şey yoktu. Ne var ki kapı ona inatla direniyordu.
Bir kez daha denedi. Anahtar yerindeydi, ama mekanizma en ufak bir çıtırtı bile çıkarmadı. Sanki kilidin içi tamamen değiştirilmiş, eski anahtarla hiçbir ilgisi kalmamıştı.
— Bu da ne şimdi? — diye mırıldandı Meryem, çantasından telefonunu çıkarırken.
Mustafa açmadı. Numarasını üç kere aradı; her seferinde çalan telefon boşluğa karıştı, cevap veren olmadı. Sonunda kısa bir mesaj yazdı: “Kapının önündeyim. Kilit açılmıyor. Evde misin?”
Cevap bir dakika sonra geldi. Fakat Mustafa’dan değil.

“İyi akşamlar Meryemciğim. Ben Fatma. Mustafa şu an meşgul, benim yanımda. Siz yokken dairenin kilitlerini değiştirdim. Eski anahtarlar artık açmaz. Eşyalarını almak istersen önceden haber ver, uygun bir zaman belirleriz.”
Meryem ekrana bakakaldı. Mesajı iki kez okudu, sonra inanamadığı için bir kez daha baştan sona geçti. Harfler gözlerinin önünde bulanıklaşıyor, ama yazılanların anlamı değişmiyordu. Kayınvalidesi, onun oturduğu evin kilidini değiştirmişti. Üstelik Meryem’in kredi taksitlerinin yarısını ödediği evin. Koltuğunun durduğu, kitaplığının yer aldığı, buzdolabında kendi aldığı yiyeceklerin beklediği evin kapısı artık ona kapatılmıştı.
Apartman merdivenine çöktü. Betonun soğuğunu bile hissetmiyordu. Zihninde dönüp duran tek düşünce şuydu: Bu bir yanlışlık olmalıydı. Mutlaka bir karışıklık vardı. Mustafa birazdan arayacak, her şeyi açıklayacaktı.
Telefonu beş dakika sonra çaldı.
— Meryem, selam, — dedi Mustafa. Sesi tuhaf biçimde resmîydi; sanki karşısında eşi değil de iş yerinden bir tanıdığı varmış gibi konuşuyordu. — Döndün mü?
— Kapımızın önündeyim, Mustafa. Annen kilitleri değiştirdiğini yazmış. Bu bir şaka mı?
— Hayır, — dedi ve kısa bir süre sustu. — Bak, sen yokken annemle uzun uzun konuştuk. Düşündük taşındık. Böyle olmasının herkes için daha hayırlı olacağına karar verdik.
— “Böyle” derken neyi kastediyorsun? — Meryem sesinin titremeye başladığını fark etti, ama kendini tutmak için bütün gücünü topladı. — Neyin daha iyi olacağından söz ediyorsun?
— Bu daire babaannemden bana kaldı, Meryem. Annem, evin aile içinde kalması gerektiğini düşünüyor. Sen de… yani ne demek istediğimi anlıyorsun. Zaten çocuk yapmayı da düşünmüyoruz. O zaman bunun ne anlamı var?
— Neyin anlamı yok? — diye sordu Meryem. Cevabı aslında sezmişti, ama yine de o gerçeği kabul etmeyi reddediyordu.
— Evliliğimizin, — dedi Mustafa iç geçirerek. Bu iç çekişte, uzun zamandır taşıdığı bir yükten kurtulmuş birinin rahatlığı vardı. — Annem yıllardır senin bana uygun olmadığını söylüyordu. Fazla başına buyruksun, fazla işine düşkünsün. Tarhanayı bile her seferinde aynı kıvamda yapamıyorsun. Üç yıl dayandım, Meryem. Artık yeter.
Meryem telefonun ekranına baktı. Duvar kâğıdında Mustafa’nın ona gülümseyen fotoğrafı duruyordu. O kareyi geçen yıl Abant’ta çekmişlerdi. O gün ne kadar mutlu görünüyordu.
— Mustafa, — dedi Meryem, sesi birden alçalıp dümdüzleşmişti; donmuş bir gölün yüzeyi kadar soğuk ve sakindi. — Ben bu eve yaklaşık beş yüz yirmi beş bin lira yatırdım. Bütün dekontlar, bütün banka dökümleri elimde. Beni öylece kapının önüne koyamazsın.
— Annem her şeyi düşündü, — dedi Mustafa.
O sırada hattın öbür ucundan Fatma’nın sesi duyuldu. Mustafa telefonu ona uzatmış olmalıydı; çünkü bir an sonra kayınvalidesinin yumuşak ama insanın içine işleyen sesi konuşmaya başladı.
— Meryemciğim, yavrum…
