“Siz yokken dairenin kilitlerini değiştirdim” diye yazan kayınvalidesinin mesajı, Meryem’i kapının önünde donup kalmaya zorladı

Hikâyeler
Bu haksızlık tarifsiz, utanç verici ve kabul edilemez.

Fatma, kendine özgü o bal gibi akıp insanı boğan sesiyle sözü devraldı.

— Büyütme bunu, kızım. Eşyalarını tek tek topladım, güzelce kolilere yerleştirip bodruma indirdim. Hiçbir şeyin kaybolmadı, için rahat olsun. Paraya gelince… onu da zamanla öderiz. Parça parça. Mustafa biraz toparlanınca.

Meryem’in içinde buz gibi bir öfke kabardı.

— Neyi toparlayacakmış? — dedi dişlerinin arasından. — Senin şirketinde çalışıyor, maaşını alıyor. Daha neyin ayağına kalkmasından söz ediyorsun?

Fatma’nın sesi bir anda yumuşaklığını kaybetti; keskin, buyurgan bir tona büründü.

— Benimle böyle konuşma. Üç yıl boyunca rahmetli annemin evinde oturdun. Bedavaya mı sandın? Onu kira say. Hesabımız kapandı.

Ardından hat kesildi.

Meryem apartman merdivenlerinde bir süre daha kıpırdamadan kaldı. On dakika mı geçti, daha mı fazla, anlamadı. Komşular yanından geçiyor, selam veriyor, kapının önünde valiziyle oturan hâline şaşkın şaşkın bakıyordu. O ise hiçbirini görmüyor gibiydi. Sadece düşünüyordu.

Üç yıl önce Mustafa’yla evlenirken onun güvenilir, sakin, ayakları yere basan biri olduğuna inanmıştı. Büyük sözler eden, tutkuyla seven bir adam değildi belki; ama düzgün, dengeli, ailesine bağlı görünüyordu. Tek sorun annesiydi. Fatma, oğlunu yetişkin bir erkek gibi değil, kendi malıymış gibi gören sert ve hükmetmeye alışmış bir kadındı.

Eve haber vermeden gelir, koltukların yerini değiştirir, Meryem’in yaptığı yemeğe kusur bulur, gömleklerin nasıl ütülenmesi gerektiğine kadar akıl verirdi. Meryem susmuştu. Gülümsemişti. Zamanla Fatma’nın onu aileden biri gibi kabul edeceğini sanmıştı.

Oysa Fatma’nın böyle bir niyeti hiç olmamıştı. Sadece beklemişti. Üç yıl boyunca ince ince ağını örmüş, oğlunun aklına damla damla zehir akıtmıştı. Meryem iş için şehir dışına çıkar çıkmaz da, köşesinde pusuda bekleyen bir örümcek gibi hamlesini yapmıştı.

Sonunda Meryem ayağa kalktı. Paltosunun eteklerini silkeledi, telefonunu çıkarıp Elif’i aradı.

— Elif, merhaba. Bu gece sende kalabilir miyim? Yüz yüze anlatırım.

Sonraki üç gün Meryem için adeta bir mücadele dönemiydi. Bir avukat tuttu, evle ilgili ne kadar belge varsa hepsini toparladı, üç yıllık banka dökümlerini tek tek çıkardı. Kısa sürede şunu öğrendi: Fatma’nın, tüm hak sahiplerinin rızası olmadan kilitleri değiştirmeye hakkı yoktu. Üstelik evlilik cüzdanı ve konut kredisi sözleşmesine göre o evde Meryem’in de hakkı vardı.

Avukat, yorgun bakışlarının ardında çok şey görmüş geçirmiş olduğu belli, aklı başında bir adamdı. Belgeleri incelerken alaycı bir nefes verdi.

— Bildiğimiz mesele, — dedi. — Anne, oğlunu “yanlış” gelinden kurtarmaya kalkmış. Benzerini defalarca gördüm. Ama burada fazla ileri gitmişler. Sizin izniniz olmadan kilit değiştirmek, fiilen sizi kendi malınıza erişemez hâle getirmek demek. Bunun için polise başvurabilir, savcılığa da dilekçe verebiliriz.

Meryem hemen sordu:

— Peki ev ne olacak?

Avukat dosyadan başını kaldırdı.

— Evlilik içinde krediyle yürütülmüş, tadilatına para koymuşsunuz. Miras yoluyla gelmiş olması tek başına her şeyi değiştirmez. Ödemelere ve eve yaptığınız katkıyı ispatlayabiliyor musunuz?

— Hepsinin dekontu var. Bir tanesi bile eksik değil.

— O zaman boşanma aşamasında ciddi bir tazminat ve alacak hakkınız doğar.

Meryem başıyla onayladı. Boşanma… Birkaç gün önce bu kelime ona uçurum gibi görünürdü. Şimdi ise kulağına başka türlü geliyordu: özgürlük.

Dördüncü gün Mustafa’yı aradı.

— Görüşmemiz gerekiyor. Konuşmalıyız.

Mustafa isteksizce kabul etti. Belli ki annesinin yönlendirmesiyle hareket ediyordu; Fatma muhtemelen “para iadesi” meselesini kendi denetiminde tutmak istiyordu. Sonunda, o malum daireye çok uzak olmayan bir kafede buluşmaya karar verdiler.

Şükrüye'nin Penceresinden