Elif, kendi evinin kapısının önünde dikilmiş, avucunda sıktığı anahtarı kilitte döndürmeye çalışıyordu. Az önce Bodrum’dan dönmüştü; bir haftalık iş seyahatinin yorgunluğu omuzlarına çökmüş, tek istediği sıcak bir duş alıp yatağına uzanmaktı. Fakat kapı, sanki ona ait değilmiş gibi inatla açılmıyordu.
Bir kez daha denedi. Anahtar deliğe giriyor, ama içerideki düzenek hiçbir tepki vermiyordu. Kilidin içi değiştirilmiş gibiydi.
— Bu da ne şimdi? — diye mırıldandı Elif, çantasından telefonunu çıkarırken.
Kerem telefonu açmadı. Elif onu üç kez aradı; her seferinde uzun uzun çaldı, sonra sessizliğe gömüldü. Bunun üzerine mesaj yazdı: “Kapıdayım. Kilit açılmıyor. Evde misin?”
Yanıt bir dakika sonra geldi. Ama Kerem’den değil.

“İyi akşamlar Elifçiğim. Ben Fatma. Kerem şu an meşgul, yanımda. Siz yokken dairenin kilitlerini değiştirdim. Eski anahtarlar artık işe yaramaz. Eşyalarını almak istersen önceden haber ver, uygun bir zaman belirleriz.”
Elif mesajı baştan sona iki kez okudu. Sonra bir daha. Harfler gözünün önünde dağılıyor, ama cümlelerin anlamı değişmiyordu. Kayınvalidesi, onun evinin kilidini değiştirmişti. Üstelik bu, kredisinin yarısını Elif’in ödediği daireydi. İçeride onun koltuğu, onun kitaplığı, buzdolabında onun aldığı yiyecekler duruyordu.
Apartman merdivenine çöktü; betonun soğuğunu bile hissetmedi. Zihninde tek bir düşünce dönüp duruyordu: Bu bir yanlışlık olmalıydı. Saçma bir karışıklık. Kerem birazdan arayacak, her şeyi açıklayacaktı.
Telefon beş dakika sonra çaldı.
— Elif, merhaba, — dedi Kerem. Sesi tuhaf biçimde resmiydi; karısıyla değil de iş yerinden biriyle konuşuyor gibiydi. — Döndün mü?
— Kapımızın önündeyim, Kerem. Annen kilitleri değiştirdiğini yazmış. Bu bir şaka mı?
— Hayır, — dedi Kerem, kısa bir sessizliğin ardından. — Dinle, sen yokken annemle uzun uzun konuştuk. Böyle olmasının herkes için daha doğru olduğuna karar verdik.
— “Böyle” derken neyi kastediyorsun? — Elif, sesindeki titremeyi bastırmak için bütün gücünü topladı. — “Daha doğru” olan ne?
— Bu daire babaannemden bana kaldı, Elif. Annem, evin aile içinde kalması gerektiğini düşünüyor. Sen de… yani, anlıyorsun. Zaten çocuk yapmayı da düşünmüyoruz. O hâlde ne anlamı var?
— Neyin anlamı yok? — diye sordu Elif. Aslında cevabı sezmişti, ama zihni hâlâ bunu kabul etmeyi reddediyordu.
— Evliliğimizin, — Kerem derin bir nefes verdi. Bu nefeste, ağır bir yükten kurtulmuş birinin rahatlığı vardı. — Annem başından beri senin bana uygun olmadığını söylüyordu. Fazla bağımsızsın, işine fazla düşkünsün. Tarhana çorbasını bile her seferinde tutturamıyorsun. Üç yıl sabrettim, Elif. Artık yeter.
Elif telefonun ekranına baktı. Ekranda, ona gülümseyen Kerem’in fotoğrafı duruyordu. O kareyi geçen yıl Bolu’da çekmişlerdi. O zamanlar Kerem gerçekten mutlu görünüyordu.
— Kerem, — dedi Elif; sesi artık buz tutmuş bir göl yüzeyi kadar sakin ve düzdü. — Ben bu eve yaklaşık beş yüz yirmi beş bin lira yatırdım. Bütün dekontlar, bütün belgeler elimde. Beni öylece kapının önüne koyamazsın.
— Annem her şeyi düşündü, — dedi Kerem.
O anda telefonun öbür ucundan Fatma’nın sesi duyuldu. Kerem, hiç tereddüt etmeden telefonu annesine verdi.
— Elifçiğim, yavrum, — diye söze başladı Fatma; sesi yine o tanıdık, yapmacık yumuşaklığıyla akıyordu.
