“Dinle, sen yokken annemle uzun uzun konuştuk. Böyle olmasının herkes için daha doğru olduğuna karar verdik” dedi Kerem, soğuk ve resmi bir sesle

Hikâyeler
Adaletsizlik sevginin en nazik yanını paramparça eder.

— Abartacak bir şey yok, — diye sürdürdü Fatma, bal damlatılmış gibi duran ama içten içe insanın sinirini törpüleyen o sesiyle. — Eşyalarını tek tek topladım, kolilere yerleştirdim, bodruma indirdim. Hiçbir şeyin kaybolmadı, merak etme. Paraya gelince… Onu da zamanla öderiz. Parça parça. Kerem biraz kendini toparlasın hele.

Elif’in içinde buz gibi bir öfke kabardı.

— Neyi toparlayacakmış? — dedi dişlerinin arasından. — Kendi şirketinizde çalışıyor, maaşını alıyor. Daha hangi ayağa kalkmadan söz ediyorsunuz?

— Benimle böyle konuşma, — Fatma’nın sesi bir anda ipeksi halini kaybedip sertleşti. — Sen üç yıl boyunca rahmetli annemin evinde oturdun. Bedavaya mı sandın? Onu da kira say. Hesabımız kapandı.

Ve telefonu kapattı.

Elif merdiven basamağında bir süre daha öylece kaldı. Belki on dakika, belki daha fazla. Apartmana girip çıkan komşular selam verdi, şaşkın bakışlarla dönüp ona baktı. Elif hiçbirine karşılık vermedi. O sırada yalnızca düşünüyordu.

Üç yıl önce Kerem’le evlenirken güvenilir, sakin, hayatını yaslayabileceği bir adam bulduğunu sanmıştı. Kerem tutkulu ya da romantik biri değildi; ama düzgün, ağırbaşlı, dengeli görünüyordu. Elif’e göre tek sorun annesiydi: Oğlunu yetişkin bir insan değil, kendi malı gibi gören buyurgan bir kadın.

Fatma kapıyı çalmadan eve gelir, koltukların yerini değiştirir, Elif’in yemeğini beğenmez, gömleklerin nasıl ütüleneceğine kadar akıl verirdi. Elif hepsini sineye çekmişti. Gülümsemiş, alttan almış, zamanla Fatma’nın onu aileden biri gibi kabul edeceğine inanmak istemişti.

Ama Fatma’nın böyle bir niyeti hiç olmamıştı. Sadece uygun zamanı beklemişti. Üç yıl boyunca ince ince ağ örmüş, oğlunun zihnine her gün birkaç damla zehir akıtmıştı. Elif iş seyahati için evden ayrılır ayrılmaz da, avını bekleyen bir örümcek gibi hamlesini yapmıştı.

Elif ayağa kalktı. Paltosunun üzerindeki tozu silkeledi. Telefonunu çıkarıp en yakın arkadaşını aradı.

— Merve, merhaba. Bu gece sende kalabilir miyim? Yüz yüze anlatırım.

Sonraki üç gün Elif için adeta bir savunma savaşı gibi geçti. Bir avukat tuttu; daireyle ilgili ne kadar evrak varsa önüne serdi, üç yıllık banka hareketlerini tek tek çıkardı. Kısa sürede şunu öğrendi: Fatma’nın, bütün hak sahiplerinin rızası olmadan kilitleri değiştirmeye hakkı yoktu. Üstelik nikâh belgeleri ve konut kredisi sözleşmesine göre o ev üzerinde Elif’in de hakkı vardı.

Avukat, yorgun gözlerinin ardında çok şey görmüş bir adamın sakinliğiyle dosyaları karıştırdı.

— Çok tanıdık bir hikâye, — diye mırıldandı. — Anne, oğlunu “yanlış” gelinden kurtardığını zannetmiş. Böyle dosyaları az görmedim. Ama burada fazla ileri gitmişler. Sizin onayınız olmadan kilit değiştirip sizi içeri almamaları, kendi malınıza erişiminizin engellenmesi demek. Bunun için emniyete başvurabilir, ayrıca hukuki işlem başlatabiliriz.

— Peki ya ev? — diye sordu Elif.

— Evlilik içinde düzenlenmiş işlemler var. Evin eşinize miras kalmış olması her şeyi tek başına belirlemez. Siz konut kredisine ödeme yapmışsınız, tadilata para koymuşsunuz. Belgeleriniz duruyor mu?

— Hepsi var. Bir tanesi bile eksik değil.

Avukat başını salladı.

— O zaman boşanma aşamasında ciddi bir tazminat ve alacak hakkınız doğar. Küçük bir tutardan söz etmiyoruz.

Elif sessizce onayladı. Boşanma kelimesi artık onu korkutmuyordu. Aksine kulağına “özgürlük” gibi gelmişti.

Dördüncü gün Kerem’i aradı.

— Görüşmemiz gerekiyor. Konuşacağız.

Kerem isteksizce kabul etti. Elif, bu kararın arkasında yine annesinin olduğunu hemen anladı; belli ki Fatma, “para iadesi” denen oyunu bizzat yönetmek istiyordu. Sonunda, o malum daireye çok uzak olmayan bir kafede buluşmak üzere sözleştiler.

Şükrüye'nin Penceresinden