“Annem haksız sayılmaz, Zeynep. Böyle olması daha uygun olabilir” kocasının beklenmedik ihanetiyle sarsıldı

Hikâyeler
Adaletsiz ve onursuz o an beni parçaladı.

— Kimse senden bir şey koparmaya çalışmıyor! — diye alındı Emine. — Ama doğru düzgün bir ailede mal mülk erkeğin üstünde olur!

Zeynep’in bakışı sertleşti.

— Doğru düzgün bir ailede insanlar birbirine saygı duyar, — dedi. — Para uğruna birinin üstüne çullanmazlar.

— Üstüme çullanmak mı? — Fatma yine elini göğsüne bastırdı. — Murat, duydun mu? Bana ne dedi… Ah, fenalaşıyorum!

Fakat bu kez Zeynep o gösteriye kanmadı. Yıllardır aynı sahneyi, aynı iç çekişleri, aynı mağdur bakışları görmüştü.

— Yeter artık! — sesi ilk kez bu kadar keskin çıktı. — Üç yıldır sizin imalarınızı, kaprislerinizi, her adımımı denetleme çabanızı sineye çekiyorum. Ama evimi kimseye vermeyeceğim!

Murat öfkeyle bağırdı:

— O zaman defol git buradan! Benim evimden çık!

Zeynep acı bir tebessümle ona baktı.

— Senin evin mi? — dedi usulca. — Bu daireyi birlikte kiraladık. Kirasını da yarı yarıya ödüyoruz. Ama biliyor musun, haklısın. Gidiyorum. Kendi evime gidiyorum.

Arkasını döndü, yatak odasına geçti ve valizini çıkardı. Salondan Fatma’nın tiz sesi, Emine’nin yalvarmaları, Murat’ın tehditleri birbirine karışarak geliyordu. Zeynep ise artık duymuyordu bile. İçinde bir şey kopmuştu; karar çoktan verilmişti.

İki saat sonra valizi elinde kapının önündeydi. Murat yolunu kesti.

— Ciddi misin sen? Bir daire yüzünden aileyi yıkacaksın, öyle mi?

Zeynep yorgun bir ifadeyle başını kaldırdı.

— Mesele daire değil, Murat, — dedi. — Mesele saygı. Benim de insan gibi görülme hakkım. Annenin gölgesi gibi yaşamamak istemem.

Fatma dudaklarını büzerek tısladı:

— Sen aile nedir bilir misin ki? İçi boş bir kadınsın! Üç yıldır evlisiniz, ortada çocuk bile yok!

Bu söz, Zeynep’in içine bıçak gibi saplandı. Çocuk sahibi olmakta zorlandıklarını ikisi de biliyordu; doktorlara gitmişler, tetkikler yaptırmışlardı. Böyle bir acıyı silah gibi kullanmak… İşte bu, artık son çizgiydi.

Zeynep kapının koluna uzandı.

— Size hayırlı günler, Fatma Hanım, — dedi soğuk bir sakinlikle. Sonra Murat’a döndü. — Konuşmak istersen numaram sende var.

Yeni daire onu sessizlikle ve taze boya kokusuyla karşıladı. Tek odalıydı, küçüktü; ama onundu. Zeynep valizini antreye bıraktı, yavaşça pencereye yürüdü. Aşağıda sakin bir avlu, köşede de çocuk parkı görünüyordu.

Telefonu durmadan çalıyordu. Murat, Fatma, hatta Emine bile arıyordu. Zeynep telefonu sessize aldı, o gün teslim edilen yeni kanepeye uzandı. Tavanı seyrederken üç yıl gözlerinin önünden geçti.

Kendisini kaybede kaybede, başkalarının beklentilerine uymaya çalışmıştı. Fatma’nın beğeneceği gelin olmak için sustukça susmuş, yutkundukça yutkunmuştu. Murat ise sevgi dolu bir eş olmaktan çıkıp annesinin sözünden çıkamayan bir adama dönüşmüştü. Zeynep o gece şunu bütün açıklığıyla anladı: Sevmek, insanın kendini ezdirmesine gerekçe olamazdı.

Sabah kapı ziliyle uyandı. Üzerine alelacele bir sabahlık geçirdi, kapı deliğinden baktı. Dışarıda Murat duruyordu. Yüzü buruşmuş, gözleri kızarmıştı.

— Zeynep, ne olur aç, — dedi boğuk bir sesle. — Konuşalım.

Zeynep kısa bir tereddütten sonra kapıyı açtı.

— Gir.

Murat içeri adım attı, etrafına bakındı.

— Güzelmiş, — dedi. — Küçük ama… sıcak bir yer.

— Sağ ol, — dedi Zeynep. Mutfağa yöneldi. — Çay ister misin?

— İsterim.

Murat sandalyeye oturdu. Ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi.

— Zeynep, bu işi konuşalım. Annem dedi ki…

Zeynep hemen araya girdi.

— Dur. Buraya annenin sözlerini bana taşımaya geldiysen hiç yorulma, çıkabilirsin.

— Hayır, ben… — Murat afalladı. — Ben konuşmak istiyorum. Annem endişeleniyor. O hep her şey kendi bildiği gibi olsun diye alışmış.

Zeynep çayı bardaklara doldururken başını çevirmeden konuştu:

— Sen de buna alışmışsın.

Murat beklenmedik bir dürüstlükle başını salladı.

— Belki. Ama bu, ailemizi parçalamamız için sebep değil.

Zeynep karşısına oturdu, bardağı önüne itti.

— Peki bizim yaşadığımız şey sence aile miydi? — diye sordu. — Hayatımızı annen yönetiyordu. Ne giyeceğime, ne pişireceğime, nasıl davranacağıma karışıyordu. Sen de her seferinde onun yanında duruyordun.

Murat gözlerini kaçırdı.

— O benim annem. Ona sırt çeviremem.

— Ben de senin eşinim. Daha doğrusu eşindim. Ama sen bir kere bile benim yanımda durmadın.

Bir süre yalnızca çay kaşığının bardağa değen hafif sesi duyuldu. Murat bardağı parmakları arasında çevirdi, sonra başını kaldırdı.

— Affet beni, — dedi alçak sesle. — Gerçekten bu kadar zorlandığını anlamadım. Annem ne söylese… bana doğruymuş gibi geliyordu.

Zeynep derin bir nefes aldı.

— O senin annen, onu sevmen normal. Buna kimse bir şey diyemez. Ama bir erkek evlendiğinde yeni bir aile kurar. Önceliği de o aile olmalı.

Murat’un sesi kısıldı:

— Boşanmak mı istiyorsun?

Zeynep hemen cevap veremedi. Onu hâlâ seviyordu; dört yıl önce tanıdığı o Murat’ı seviyordu. Fakat o adam sanki çoktan uzaklarda kalmıştı.

— Ayrı yaşamak istiyorum, — dedi sonunda. — Düşünmek istiyorum. Sen de düşün. Hayatında gerçekten kimin ve neyin daha önemli olduğuna karar ver. Annen mi, eşin mi?

Murat kaşlarını çattı.

— Bu haksız bir şart!

— Benden evimi sana devretmemi istemen haklı mıydı? — Zeynep başını iki yana salladı. — Murat, senin hayatında yerim olsun diye savaşmaktan yoruldum. Fikrimin, sınırlarımın, hakkımın olduğunu ispatlamaya çalışmaktan da yoruldum.

Murat ayağa kalktı. Yüzüne kırgınlıkla öfke karışmıştı.

— Anladım. Umarım küçük evinde mutlu olursun. Tek başına.

Zeynep de ayağa kalktı, sesi sakindi:

— Ben de umarım bir gün büyümüş bir adam olursun. Hep annesinin gözdesi olarak kalmazsın.

Murat çıkıp kapı arkasından kapandığında Zeynep ağlamadı. Pencereye yürüdü, kanatları sonuna kadar açtı. İçeri taze bahar havası doldu. Aşağıdaki çocuk parkından kahkahalar yükseliyordu.

Zeynep hafifçe gülümsedi. Evet, canı yanıyordu. Evet, belki bu yolun sonu boşanmaya çıkacaktı. Ama üç yıldan beri ilk kez kendini özgür hissediyordu. Sürekli denetlenmekten, aşağılanmaktan, her sözünü savunmak zorunda kalmaktan kurtulmuştu.

Telefon bir kez daha çaldı. Ekranda “Fatma” yazıyordu. Zeynep aramayı reddetti, ardından numarayı engelledi. Sonra aynı şeyi Emine için de yaptı.

Murat’ın numarasına gelince eli bir an havada kaldı. İçinde hâlâ küçük bir umut kırıntısı vardı; belki bir gün değişirdi. Ama o umut, her geçen gün biraz daha soluyordu.

Aradan bir hafta geçti.

Şükrüye'nin Penceresinden