— Sana aitmiş! — diye küçümseyerek güldü Fatma. — Peki üç yıldır seni kim ayakta tuttu? Üstünü başını kim aldı? Benim oğlum!
Bu apaçık bir yalandı. Zeynep öğretmenlik yapıyor, Murat’tan daha az kazanmıyordu. Evin giderlerini de başından beri birlikte karşılamışlardı. Kira, faturalar, mutfak masrafı… Her şey yarı yarıya ödenmişti. Ama Fatma’yla bunu tartışmanın hiçbir anlamı yoktu. Çünkü onun dünyasında gerçek denilen şey, yalnızca kendi kafasında kurduğu düzenden ibaretti.
Murat da annesinin yanında yerini almakta gecikmedi.
— Annem doğru söylüyor, — dedi soğuk bir sesle. — Ben sana baktım, sen de karşılığında bunu yapıyorsun.
Zeynep derin bir nefes aldı. Sesini yükseltmemeye çalışıyordu.
— Murat, ikimiz de çalışıyoruz. İkimiz de eve para koyuyoruz. Bunu sen de biliyorsun. Üstelik bu para, anneannemden kalan mirastı. Ortak bütçeyle hiçbir ilgisi yok.
— Her şeyin ilgisi var! — diye tiz bir sesle bağırdı Fatma. — Düzgün bir ailede “benim” diye bir şey olmaz, “senin” diye bir şey olmaz!
Zeynep artık kendini tutamadı. İçinde günlerdir biriken kırgınlık, istemeden de olsa diline vurdu.
— Öyleyse neden yazlık yalnızca sizin üzerinize kayıtlı? — dedi. — Murat’ın arabası neden sadece onun adına?
Fatma bir an duraksadı. Yüzündeki kendinden emin ifade kısa süreliğine dağıldı. Fakat hemen toparlandı; sanki soruyu hiç duymamış gibi çenesini kaldırdı.
— O başka mesele! — dedi sertçe. — Erkek dediğin mal mülk sahibi olur. Kadınsa… Kadın kocasına güvenmeyi bilmelidir.
Zeynep bakışlarını Murat’a çevirdi.
— Ben Murat’a güveniyorum, — dedi ağır ağır. — Ama bu, sahip olduğum her şeyi ona devretmem gerektiği anlamına gelmiyor.
— Bencilsin sen! — diye patladı Murat. — Sadece kendini düşünüyorsun!
Bu söz Zeynep’in içine tokat gibi indi. Bencil miydi? Üç yıl boyunca Fatma’nın imalı sözlerine, bitmeyen eleştirilerine katlanan kendisi değil miydi? Her gelişlerinde sofrayı kuran, yemeği yapan, bulaşığı kaldıran, evi toparlayan o değil miydi? Hafta sonları Fatma’yı pazara, doktora, alışverişe götüren yine kendisiydi. Buna rağmen şimdi karşılarında suçlu gibi durması bekleniyordu.
Bir süre kimse konuşmadı. Sonra Zeynep yavaşça ayağa kalktı.
— Biliyor musunuz, artık yeter, — dedi. — Bu konuşmayı yarın sürdürürüz.
Fatma da hemen yerinden fırladı.
— Hiçbir yere gidemezsin! — diye bağırdı. — Bu mesele şimdi burada kapanacak! Murat, sen de bir şey söyle!
Murat kaşlarını çatarak Zeynep’e döndü.
— Zeynep, otur, — dedi buyurur gibi. — Annemin söyleyecekleri bitmedi.
Ama Zeynep oturmadı. Salonun ortasında dikildi ve karşısındaki iki insana baktı. Onlar, onun hayatı, emeği, parası ve kararları üzerinde söz söylemeyi doğal hakları sanıyorlardı. Bunu öyle büyük bir rahatlıkla yapıyorlardı ki, asıl korkutucu olan da buydu.
— Hayır, — dedi alçak ama kesin bir sesle. — Ben yatıyorum. Konuşacak bir şeyiniz varsa bensiz konuşun.
Arkasını döndü ve yatak odasına doğru yürüdü. Murat’ı da Fatma’yı da şaşkınlık içinde salonda bıraktı. Peşinden Fatma’nın öfkeli sesini, kırgınlıkla karışık bağırışlarını duydu; yine de durmadı, dönüp bakmadı.
Odaya girer girmez kapıyı kapattı, sırtını kapıya yasladı. Kalbi göğsünde deli gibi çarpıyordu. Az önce görünmez bir çizgiyi aştığını biliyordu. Bu evin yazılı olmayan kurallarını bozmuştu. O kurallara göre Fatma’nın sözü kanun sayılır, gelininse susması, başını eğmesi ve itiraz etmemesi gerekirdi.
Telefonu titredi. Elif’ten mesaj gelmişti:
“Evi aldın mı? Hayırlı olsun, çok sevindim!”
Zeynep ekrana bakarken acı bir gülümseme belirdi yüzünde. Evet, almıştı. Ama bunun bedelinin bu kadar ağır olacağını tahmin etmemişti.
Sonraki birkaç gün evin içinde buz gibi bir hava esti. Murat, Zeynep’i görmezden geliyor, onunla mecbur kalmadıkça tek kelime etmiyordu. Fatma ise her fırsatta iç çekiyor, elini göğsüne götürüyor, sanki büyük bir felaket yaşamış gibi davranıyordu. Zeynep bütün bunlara sessizce katlandı. Barışmak için atacağı en küçük adımın bile yeni bir kavgaya dönüşeceğini artık anlamıştı.
Cuma akşamı işten döndüğünde onu bekleyen manzara beklediğinden de ağırdı. Salonda yalnızca Murat ve Fatma yoktu. Fatma’nın ablası, Murat’ın teyzesi Emine Hanım da koltukta oturuyordu.
Zeynep daha ayakkabılarını çıkarırken Fatma yüksek sesle konuştu.
— İşte geldi! — dedi. — Emine, bak bakalım. Bu hanımefendi benim oğluma güvenmiyormuş!
Emine baştan aşağı Zeynep’i süzdü. Bakışlarında hem yargı hem de hazır bir hüküm vardı.
— Duydum olanları, — dedi ağır bir sesle. — Hiç yakışık almadı Zeynep. Bizim ailede böyle şeyler olmaz.
Zeynep çantasını yavaşça kenara bıraktı. Sesini yine sakin tutmaya çalıştı.
— Sizin ailede bir kadının kendine ait malı olması mı hoş karşılanmaz?
— Lafı eğip bükme! — diye homurdandı Fatma. — Burada mesele güven. Aile olmak, aile değerlerini bilmek meselesi.
— Aynen öyle, — diye onayladı Emine. — Benim kızım evlendiğinde her şeyi kocasının üstüne yaptı. Evini de arabasını da. Bak, gayet huzurlular.
Zeynep o hikâyenin aslını biliyordu. Emine’nin kızı iki yıl sonra boşanmış, geride kendisine ait tek bir şey kalmamıştı. Ama bunu dile getirmenin hiçbir faydası olmayacaktı. Çünkü onlar duymak istediklerinden başkasını zaten duymuyorlardı.
Murat eliyle sandalyeyi işaret etti.
— Zeynep, otur, — dedi. — Emine teyze seninle konuşmak için özellikle geldi.
— Ne konuşacağız? — diye sordu Zeynep, yerinden kıpırdamadan. — Ev alındı, tapusu da benim üzerime geçti.
Fatma sanki bu cevabı bekliyormuş gibi sehpanın üzerinden birkaç kâğıt aldı.
— Biz de tam bundan söz ediyoruz! — dedi. — Murat bir yolunu buldu. Evi bağış yoluyla onun üzerine geçirebilirsin. Sözleşme burada. Tek yapman gereken imza atmak.
Zeynep duyduklarına inanamadı. Karşısındaki insanlar, anneannesinden kalan parayla aldığı evi hiçbir bedel almadan Murat’a vermesini gerçekten bekliyorlardı. Üstelik bunu ayıp bir istek değil, normal bir çözüm gibi sunuyorlardı.
— Hayır, — dedi kısaca.
Emine yerinde doğruldu.
— Nasıl hayır? — diye çıkıştı. — Sen kimsin de böyle konuşuyorsun? Fatma seni ailesine aldı, kapısını açtı, sen de kalkmış…
— Ben de ne yapmışım? — diye sözünü kesti Zeynep. — Çalışıyorum. Para kazanıyorum. Bu evin işlerini yürütüyorum. Murat’a iyi bir eş olmaya çabalıyorum. Ama bunların hiçbiri, sahip olduğum her şeyi bırakmam gerektiği anlamına gelmez.
— Elbette gelir! — diye bağırdı Fatma. — Kocana saygı duyacaksın! Ona güveneceksin!
Zeynep, içinde öfkenin ağır ağır yükseldiğini hissetti.
— Saygı duyuyorum, güveniyorum, — dedi. — Ama saygı, benim hiçbir hakkım yokmuş gibi davranmanız demek değildir.
Fatma hışımla ayağa kalktı.
— Sen bu sözleri nasıl edersin! — diye haykırdı. — Murat, duyuyor musun bunu?
Murat da yerinden kalktı. Yüzü gerilmişti.
— Zeynep, artık yeter, — dedi. — Normal davranmıyorsun. Şu kâğıdı imzala da bu rezillik bitsin.
Zeynep acı acı güldü.
— Normal davranmayan ben miyim? — dedi. — Burada aile toplantısı kurup benim evimi elimden almaya çalışan sizsiniz.
