“yarın kapıda sizi ev sahibinin reddi karşılayacak. İçeri girmeye kalkarsanız polisi ararım” diye uyardı Ayşe, Zeynep kahkaha attı

Hikâyeler
Bu ihaneti kabul etmek imkansız, öfkeden titriyorum.

“ anahtarı Murat zaten bize verdi,” dedi Zeynep. “O yüzden kapıyı aç, mesele çıkarma. Yarın taşınıyoruz. İki oda bize, kulübe de Emre’nin aletlerine kalacak. Hem sen zaten oraya ancak hafta sonları uğruyorsun.”

Ayşe Yılmaz telefonu hoparlöre almıştı. Mutfağın buzdolabı yanında duran kocası Murat, sanki üzerindeki Safranbolu magnetini ilk kez görüyormuş gibi kapağa dikkatle bakıyordu.

Ayşe sakin bir sesle sordu:

“Yani Murat size benim evimin anahtarını mı verdi?”

Zeynep’in alaycı gülüşü o kadar yüksekti ki Murat bile başını hafifçe çevirdi.

“Senin evin değil, ailenizin evi Ayşe. Artık şu ‘benim’, ‘senin’ hesabını bırak. Sen benim abimin karısısın, yabancı biri değilsin. Bizim çocuklarımız var, kiradaki evimizin süresi doluyor. Bir yerde oturmamız gerekiyor.”

“O hâlde kendinize ev arayın,” dedi Ayşe. “Benim evime taşınamazsınız.”

Murat hemen başını kaldırdı.

“Ayşe, başlama yine. Zeynep keyfinden istemiyor bunu.”

“İstemiyor zaten,” dedi Ayşe. “Bana haber veriyor.”

Zeynep araya aceleyle girdi:

“Çünkü biz bunu konuştuk. Annem de dedi ki, tek başına dokuz yüz metrekare arsa sana fazla. Ev de büyük, 96,4 metrekare. Bir şey olmaz sana. Elif’in ayrı odaya ihtiyacı var, Kerem’e de yer lazım. Emre bahçeyi de toparlar. Sonunda bize teşekkür edersin.”

Ayşe gözlerini Murat’a çevirdi. Murat bakışlarını kaçırdı.

O anda meselenin özü bütün açıklığıyla ortaya çıktı. Zeynep bu taşınma işini bir öfke anında uydurmamıştı. Ev ona çoktan vaat edilmişti. Ayşe’ye sorulmadan, arkasından iş çevrilerek. Anahtarıyla, odalarıyla, hatta Emre’nin kafasında çoktan atölyeye dönüştürdüğü kulübesiyle birlikte.

“Zeynep,” dedi Ayşe, sesi daha da netleşerek, “yarın kapıda sizi ev sahibinin reddi karşılayacak. İçeri girmeye kalkarsanız polisi ararım.”

Telefonun öbür ucunda kısa bir sessizlik oldu. Ardından Zeynep keskin bir kahkaha attı.

“Akrabaya polis mi çağıracaksın? Gerçek yüzünü de göstermiş oldun. Murat, karını duyuyor musun?”

Murat duyuyordu. Üstelik o akşam ilk kez duymamış gibi yapmayı bıraktı.

“Ayşe, fazla ileri gidiyorsun. İnsanların çocukları var.”

“İnsanların anne babası, işi, kocası ve kendi sorunlarını kendilerinin çözme sorumluluğu da var.”

“Sanki onlar yabancıymış gibi konuşuyorsun.”

“Benim evim için yabancı kiracıdan farkları yok.”

Murat avucunu masaya vurdu. Çok sert değildi; daha çok ses çıkarmak içindi.

“Sekiz yıldır evliyiz. Ben de o eve gittim, ben de yardım ettim. Benim de söz hakkım var.”

“Gittin, evet. Ama o ev hakkında karar verme hakkın yok.”

Murat sanki tokat yemiş gibi doğruldu. Oysa Ayşe yalnızca gerçeği söylemişti. Şirince Sitesi’ndeki bahçeli ev, Mayıs 2019’da bağış yoluyla Ayşe’ye geçmişti. Tapuda ev de arsa da onun adına kayıtlıydı. Murat hayatına daha sonra girmişti. Önceleri misafir gibi gelmiş, sonra arkadaşlarını çağırmaya başlamış, derken “ne olur ne olmaz” diyerek yedek anahtarı annesine vermişti. Ayşe o zaman sırf anahtar yüzünden kavga çıkarmamayı seçmişti.

Şimdi o “ne olur ne olmaz” meselesi; Zeynep, kocası Emre, iki çocukları ve eşyalarla dolu bir kamyonet hâlinde kapıya dayanıyordu.

“Bir yazlık yüzünden aile bağlarını mı koparacaksın?” diye sordu Murat.

“Bu sizin bütün ailenize ait bir yazlık değil. Burası benim evim.”

“Yine evraklar, kâğıtlar…”

“Evet. Çünkü sözle konuşunca siz her şeyi çoktan paylaşmışsınız.”

Murat sandalyenin arkasındaki montunu aldı.

“Ben anneme gidiyorum. Sakinleşince ararsın. Zeynep yarın yine de gelecek. Çocukların önünde rezalet çıkarmazsın.”

“Rezalet çıkarmayacağım,” dedi Ayşe. “Olanı kayıt altına alacağım.”

Kapı sertçe kapandı. Ayşe mutfakta yalnız kaldı; fakat o akşam ilk kez içi biraz hafiflemişti. Huzur değildi bu, hayır. Sadece artık meselenin konuşarak düzelmeyeceği anlaşılmıştı.

Dolaptan evrak klasörünü çıkardı: bağış sözleşmesi, tapu kaydı, ada-parsel bilgileri, eve ait makbuzlar… Sonra mesajlara baktı. Zeynep yeni bir ileti göndermişti: “Yarın için nakliye ayarladık. Kriz çıkarırsan vebali senin boynuna.”

Hemen ardından Murat’tan mesaj geldi: “Anahtarı ben verdim. Beni küçük düşürme.”

Ayşe ekran görüntülerini aldı, kopyalarını kendi e-posta adresine gönderdi ve mahalleden sorumlu polis memuru Hakan Demir’i aradı. Numarası, geçen yıl sitede komşuların kulübesinin zorlandığı olaydan sonra telefonunda kalmıştı.

Hakan Demir onu duygusuz ama dikkatli bir sakinlikle dinledi; aile içi bağrışmaları bir kenara ayırıp doğrudan olgulara geçti.

“Evin ve arsanın sahibi siz misiniz?”

“Evet.”

“Onların orada ikamet kaydı var mı? Sürekli yaşamışlar mı? Kira sözleşmesi ya da yazılı izniniz mevcut mu?”

“Hayır. Hiçbiri yok.”

“O zaman yarın belgeleri yanınızda bulundurun. Gelirler, kapıyı açmaya ya da sizin açık reddinize rağmen eşya taşımaya kalkarlarsa nöbetçi birimi arayın. Kimseyle itişmeyin, anahtar çekiştirmeyin, nakliyecilerle tartışmayın. Sadece tanıkların yanında açıkça, içeri girmelerine ve orada yaşamalarına izin vermediğinizi söyleyin.”

“Bunun aile meselesi olduğunu bağıracaklar.”

“Bırakın bağırsınlar. Polis malın kime ait olacağına karar veren makam değildir.”

Şükrüye'nin Penceresinden