“yarın kapıda sizi ev sahibinin reddi karşılayacak. İçeri girmeye kalkarsanız polisi ararım” diye uyardı Ayşe, Zeynep kahkaha attı

Hikâyeler
Bu ihaneti kabul etmek imkansız, öfkeden titriyorum.

“Eşyaların kimin yanında kalacağı ayrı konu; fakat mülk sahibinin rızasına rağmen içeri girilmeye çalışıldığına dair başvuruyu almak zorundalar. Sonrasında da gerekli inceleme yapılır.”

Ayşe defterine birkaç kelime not düştü: belgeler, açık ret, telefon, dilekçe. Bu, intikam planı değildi. Murat’ın ailesinde pek sevilmeyen şeyin ta kendisiydi: usul ve sınır.

10 Haziran sabahı Ayşe, saat 10.40’ta Şirince’deki eve vardı. Bahçe kapısı içeriden eski bir sürgüyle kapatılmıştı. Dış tarafında pirinçten küçük bir levha asılıydı: “Özel mülkiyet.” Babası, evi Ayşe’ye devrettiği zaman o levhayı bizzat takmıştı. Ayşe eskiden bu yazının sıradan bir yazlık yer için fazla sert durduğunu düşünürdü. Şimdi ise o kelimeler gözüne metalden yapılmamış sağlam bir kilit gibi görünüyordu.

Evin içinde her şey yerli yerindeydi. Verandada bahçe eldivenleri duruyor, küçük odadaki raflar boş bekliyor, alet dolabı kapalı hâlde duruyordu. Ayşe odaları tek tek dolaştı ve telefonuyla kısa bir video çekti. Bunu güzel görünsün diye yapmıyordu. Sonradan eve yabancı eşyalar girer de “Biz zaten burada kalıyorduk” diye konuşulursa elinde kanıt olsun diye yapıyordu.

Saat 12.07’de Fatma aradı.

“Sen ne yaptığını sanıyorsun Ayşe?” diye söze girdi, selam bile vermeden. “Zeynep gece boyunca sinirden uyuyamadı. Çocuklar da sorup duruyor, ‘Ayşe teyze niye bu kadar cimri davranıyor?’ diye.”

“Ayşe teyze kendi evini başkasının taşınmasına açmak istemediği için.”

“Başkası dediğin kim? Kocanın kız kardeşi.”

“Evet. Kocamın kız kardeşi. Ama bu evin sahibi değil.”

Fatma derin ve öfkeli bir nefes verdi.

“İki kâğıda sığınıp duruyorsun. İnsan biraz insan gibi davranır. Zeynep zor bir dönemden geçiyor, Emre iş arıyor, çocuklar yazın şehirde bunaldı. Sen ise dokuz yüz metrekarelik bahçeli evde tek başına oturuyorsun.”

“Fatma Hanım, Zeynep’e bu kadar üzülüyorsanız siz yanınıza alın.”

Hattın öbür ucundaki ses bir anda sertleşti.

“Benim evimde yer yok.”

“Boş bir odanız var.”

“Ev tadilatta. Hem ben yaşlı bir insanım, gürültüye gelemem.”

“Yani sizde gürültü olmaz, bende olur öyle mi?”

Fatma birkaç saniye sustu. Sonra daha alçak ama daha zehirli bir sesle konuştu:

“Murat’ı fazla zorlama. Bir erkek böyle şeylere uzun süre katlanmaz. Sonra o sarayınla baş başa kalır, aileyi nasıl ittiğini düşünüp durursun.”

“Eğer aile olmak, başkasının anahtarıyla ve nakliyecilerle kapıma dayanmak demekse, ben öyle bir aile istemiyorum.”

Ayşe telefonu kapatan taraf oldu.

Saat 13.20’de bahçe kapısının önünde beyaz bir nakliye kamyoneti durdu. Hemen arkasına Zeynep’in gümüş renkli aracı yanaştı. Emre, iş yeleğiyle araçtan indi; vakit kaybetmeden kasanın kapağını açtı ve taşıyıcılara oyalanmamalarını söyledi. İçeride koliler, çuvallar, parçalarına ayrılmış bir çocuk yatağı ve üzerinde “Mutfak” yazan büyük plastik bir kutu vardı.

Zeynep en son indi. Üzerinde parlak renkli bir mont vardı; elinde de ucuna kırmızı bir anahtarlık takılmış anahtar sallanıyordu. Eve şöyle bir baktı; sanki kendisi için ayrılmış odanın yeterince hazırlanıp hazırlanmadığını kontrol ediyordu.

“Eee?” diye Ayşe’ye yüksek sesle seslendi. “Aç kapıyı. Adamlar saatlik çalışıyor.”

Ayşe verandanın basamağında, telefonu elinde duruyordu.

“Aracı çevirin. Bu eve taşınmanıza izin vermiyorum.”

“Çocukların yanında başlama yine,” dedi Zeynep, Kerem’le Elif’in olduğu tarafa eliyle işaret ederek. “Biz evi boşalttık bile. Murat bu işin çözüldüğünü söyledi.”

“Murat benim evim hakkında karar veremez.”

Emre kapıya yaklaştı, alaycı bir gülümsemeyle başını yana eğdi.

“Hanımefendi, biz eşyaları indirelim, siz sonra sakince konuşursunuz. İnsanları niye bekletiyorsunuz?”

“Hiçbir şey indirmeyeceksiniz.”

“Ne yapacaksın ki?” Zeynep anahtarı havaya kaldırdı. “Bizde anahtar var.”

Anahtarı kilide soktu. Ayşe ne koşup eline yapıştı ne de Emre’yle ağız dalaşına girdi. Sadece telefonunun kaydını açtı ve herkesin duyacağı kadar net bir sesle konuştu:

“Zeynep Kaya, ben Ayşe Yılmaz. Bu evin ve arsanın sahibiyim. Size, eşinize ve yanınızdaki taşıyıcılara bahçeye girme ve eşya taşıma izni vermiyorum. Burada yaşamanıza da onayım yoktur.”

Zeynep anahtarı çevirdi. Kilitten bir ses geldi ama kapı açılmadı; çünkü içeriden sürgü vurulmuştu. Emre hemen çite yanaşıp aralıktan elini uzatabilir mi diye bakmaya çalıştı.

“Çite dokunmayın,” dedi Ayşe ve nöbetçi birimi aradı. “Şirince yazlık sitesindeki adresimdeyim. Arsa ve ev bana ait. İnsanlar benim açık reddime rağmen, kendilerindeki yabancı bir anahtarla içeri girmeye ve eşya taşımaya çalışıyor. Belgeler yanımda.”

Zeynep’in yüzündeki gülümseme birden silindi.

“Ciddi ciddi polisi mi arıyorsun?”

“Evet.”

“Murat!” diye yola doğru bağırdı Zeynep; oysa Murat henüz ortalıkta yoktu. “Karının işi getirdiği noktaya bak!”

Taşıyıcılar kasadan uzaklaştı. İçlerinden biri Emre’ye, aile kavgasına karışmayacaklarını söyledi. Emre sinirle kamyonetin kapısını çarptı ama bahçe kapısının önünden de çekilmedi.

Murat, yaklaşık on dakika sonra Fatma’yla birlikte geldi. Kayınvalidesi arabadan ilk inen kişi oldu; kolilere bakmadan doğruca Ayşe’nin üzerine yürüdü.

“Kendi akrabalarının üstüne polis mi çağırıyorsun?” diye dişlerinin arasından tısladı. “Bütün siteye rezil ettin bizi.”

Şükrüye'nin Penceresinden