— Ne yapıyorsun sen, işi gücü bıraktın da grev mi ilan ettin? — diye çıkıştı kocası sertçe. — Annem tek başına yetişemiyor, sen hâlâ telefonunla oyalanıyorsun!
Ayşe, kendine ayırdığı odada, çalışma masasının başında oturmuş, yeni bir müşterisi için hazırladığı internet sitesi taslağını inceliyordu. Dizüstü bilgisayarının ekranında renkli alanlar, yazı karakterleri ve küçük simgeler birbiri ardına beliriyordu. Dört yıldır evden çalışıyor, internet sitesi tasarımı yaparak geçimini sağlıyordu. Kazancı da fena değildi; siparişleri eksik olmuyor, çalışma saatlerini kendi düzenliyor, bu özgür düzen ona oldukça uygun geliyordu.
O sırada salonun kapısı açıldı, Mehmet eve girdi. Üzerindeki montu çıkarıp dolaba astıktan sonra doğruca mutfağa yöneldi.
— Ayşe, evde misin? — diye seslendi.
— Buradayım, çalışıyorum! — diye karşılık verdi Ayşe, gözlerini ekrandan ayırmadan.

Biraz sonra Mehmet, odanın kapısında göründü. Kapı pervazına yaslandı; yüzündeki ifade, söyleyeceği şeyin sıradan olmadığını belli ediyordu.
— Seninle konuşmam lazım. Ciddi bir mesele.
Ayşe nihayet bakışlarını bilgisayardan kaldırıp kocasına çevirdi. İçinden, bu konuşmanın kolay geçmeyeceğini hissetti.
— Ne oldu?
Mehmet parmaklarıyla burun kemerini ovuşturdu.
— Annemle ilgili. Köydeki ev iyice dökülmüş. Çatı akıtıyor, soba duman yapıyor, duvarlar nemden kabarmış. Orada bu kışı çıkaramaz.
Ayşe’nin içi gerildi. Mehmet’in lafı nereye getireceğini daha o anda anlamıştı.
— Peki sen ne düşünüyorsun?
— Şey… Onu bir süre yanımıza almamız gerekecek. En azından kış bitene kadar, — dedi Mehmet, gözlerini kaçırarak. — Evimiz üç odalı. Bir şekilde sığarız.
Ayşe sandalyesine yaslandı, kollarını göğsünde kavuşturdu. Üç yıllık evlilikleri boyunca Fatma’yı yalnızca birkaç kez görmüştü; fakat her görüşmeden sonra içinde hoş olmayan bir tortu kalmıştı. Kayınvalidesi dediğim dedik, baskın karakterli bir kadındı. Her şeyi herkesten iyi bildiğine inanır, başkalarının düzenine karışmayı da kendinde hak görürdü.
— Mehmet, bunun hayatımızı ne kadar zorlaştıracağını farkında mısın?
Mehmet bu kez doğrudan karısına baktı.
— O benim annem, Ayşe. Onu o yıkılmak üzere olan evde bırakamam. Senden rica ediyorum.
Ayşe derin bir nefes aldı. Hayır demeye gönlü elvermedi. Mehmet bunu bir tür ihanet gibi algılayacaktı. Üstelik yaşlı bir insanın o şartlarda tek başına bırakılmasının doğru olmadığını o da biliyordu.
— Tamam, — dedi sonunda. — Ama yalnızca kış boyunca. Bir de bizim düzenimize karışmayacak.
Mehmet’in yüzü rahatladı, sanki göğsünden ağır bir yük kalkmıştı.
— Elbette, elbette! Sağ ol canım, — diyerek eğilip Ayşe’nin başının üstünden öptü.
Gerçekten de ev üç odalıydı ve tapusu Ayşe’nin üzerindeydi. Beş yıl önce, Mehmet’le tanışmadan evvel, babaannesinden miras kalmıştı. Evlendikten sonra Mehmet de buraya yerleşmiş, birlikte yaşamaya başlamışlardı. Mehmet bir inşaat firmasında yönetici olarak çalışıyor, orta halli bir maaş alıyordu; ne krediyle ev almaya ne de daha büyük bir daire kiralamaya güçleri yeterdi.
Fatma bir hafta sonra geldi. Mehmet arabayla köye gidip onu aldı; yanında üç kocaman valiz ve iki dolu çanta vardı.
Ayşe kapıda kayınvalidesini karşılayıp valizlerden birine uzanmak istedi.
— Hoş geldiniz Fatma Hanım.
Fatma kısa ve kuru bir sesle cevap verdi. Ardından evi baştan aşağı süzen, beğenip beğenmediği anlaşılmayan ama hüküm veren bir bakış attı.
— Demek burada kalacağım?
— Evet, odanız burası olacak, — dedi Ayşe, koridorun sonundaki yatak odasını göstererek. — Yatağı, dolabı, ihtiyaç duyabileceğiniz her şeyi yerleştirdik.
Fatma içeri girdi, odanın ortasında durup etrafına baktı. Sonra dudaklarını hafifçe büzerek konuştu:
— Biraz dar sayılır. Neyse, kışı geçiririz artık.
Eşyalarını açmaya koyuldu. Ayşe ise midesine oturan hafif bir huzursuzlukla mutfağa geçti. “Dar” dediği oda on beş metrekareydi; tek kişi için fazlasıyla yeterliydi.
İlk günler, beklenenden daha sakin geçti. Fatma eve alışmaya çalıştı, valizlerini boşalttı, hangi dolabın nerede olduğunu, mutfakta neyin nereye konduğunu öğrendi. Ayşe çoğu zaman kendi odasına çekilip işine odaklanıyor, Mehmet sabahları ofise gidip akşam dönüyor, kayınvalidesi de şimdilik kendi hâlinde oyalanıyordu.
