Kocasının annesi mutfağa gizlice kamera yerleştirmişti; Elif onu ekmekliğin arkasında fark etti. Ufacık, siyah bir göz gibi duran mercek, doğrudan yemek masasını görecek biçimde çevrilmişti.
Elif bir an aynı görüntüye yeniden bakmak zorunda kaldı: Kayınvalidesi, evin mutfağına saklı bir kamera koymuştu. Ekmekliğin ardındaki o kara nokta, sanki sofrada oturan herkesin lokmasını sayacakmış gibi masaya dikilmişti.
İlk içgüdüsü kamerayı yerinden koparıp çöpe fırlatmak oldu. Eli gerçekten de ileri doğru atıldı. Fakat kendini tuttu. Fatma onu izliyorsa, bunun mutlaka bir sebebi vardı.
Elif de o sebebi öğrenmeye karar verdi.
Elif ile Murat, Murat’ın iki odalı dairesinde yaşıyordu. Elif bir okulda çalışıyor, sabah daha hava tam aydınlanmadan evden çıkıyor, akşamüstü yorgun argın dönüyordu. Murat ise fabrikadaydı; eve genellikle ondan biraz sonra gelirdi.

Hayatları sessiz, sıradan ve kendi düzeninde akıp gidiyordu. Ta ki birkaç ay önce Murat’ın annesi Fatma valiziyle kapılarına dayanana kadar.
— Geçici olarak kalacağım, demişti koridorda bavulunu yere bırakırken. Emre ev işini halledene kadar.
Emre, Fatma’nın küçük oğluydu. Oturduğu kiralık evden çıkmak zorunda kalmıştı; ev sahibi daireyi satmış, o da bir süreliğine arkadaşlarının yanında kalmaya başlamıştı.
Fatma daha ilk günden, sanki ev kendisine aitmiş gibi davranmaya koyuldu. Önce tabak çanağın yerini kendi rahat edeceği şekilde değiştirdi. Ardından Elif’in pencere önündeki kauçuk çiçeğini kaldırıp attı; gerekçesi de “bundan başka bir şey çıkmıyor, sadece toz topluyor” oldu.
Akşam yemeklerinde de Elif’in yaptığı hiçbir şeyi beğenmezdi. Bir gün tuzu fazla bulur, ertesi gün etin sertliğinden yakınır, başka bir akşam salatanın doğru düzgün yapılmadığını söylerdi.
Murat ise her seferinde aynı şeyi tekrarlardı:
— Annem yaşlı kadın. Biraz sabret, yakında gider.
Bir akşam Elif, Murat’ın daireye ait evrakların bulunduğu dosyayı mutfak dolabına kaldırdığını gördü. Murat dosyayı bakliyat kavanozlarının arkasına sıkıştırırken kendi kendine, “Burada kaybolmaz artık,” diye mırıldanmıştı.
Tam o sırada Fatma mutfağa girmişti. Ocağın yanında kısa bir süre durdu, göz ucuyla dolaba baktı, sonra tek kelime etmeden işine döndü. Elif o an bunun üzerinde durmamıştı. Oysa durması gerekirdi.
Yaklaşık bir hafta önce de Fatma, akşam yemeğinde durup dururken şunu söylemişti:
— Kapımızın üstüne, apartman girişine bir kamera taktırdım. Bina pek sakin sayılmaz, ne olur ne olmaz.
Murat ona kablosuz internet ayarlarında yardım etmiş, kamera uygulaması da Murat’ın telefonunda kalmıştı. Elif başını sallamış, sonra konuyu unutmuştu. Apartman girişindeki kameraya bir anlam verebilirdi; tamam, güvenlik içindi.
Ama ekmekliğin arkasındaki bu kamera ikincisiydi. Üstelik Fatma bundan tek bir kelime bile söz etmemişti. Bu yüzden Elif, mutfaktaki o gizli gözün neyi aradığını anlamadan rahat edemeyecekti.
