Altı ay kadar önce yaşanan bir olay hâlâ Elif’in içinde ince bir sızı gibi duruyordu. Fatma, kalp ilaçlarını onun çöpe attığını söyleyerek ortalığı ayağa kaldırmıştı. Murat da hiç düşünmeden annesinin sözünü doğru kabul etmiş, Elif’in açıklamalarını dinlemeye bile yanaşmamıştı. Sonra ilaç kutusu kanepenin arkasından çıkmıştı çıkmasına, ama Murat özür dilemek yerine yalnızca omuz silkip mırıldanmıştı:
“İşte, bulunmuş ya.”
O günden sonra Elif bunu aklının bir köşesine kazımıştı: Elinde kanıt yoksa, söz söze kaldığında kaybeden hep kendisi oluyordu.
Bir öğle vakti, Fatma mutfağa girip yüzünü buruşturarak tencereye baktı.
“Elif, yine hazır şeyler mi haşlıyorsun? İnsan her gün böyle yemek mi yapar?”
Murat o sırada oradaydı, fakat Elif’i savunmak için tek kelime etmedi. Elif ise karşılık verecek gücü kendinde bulamayacak kadar yorgundu.
Ertesi gün Fatma, mutfakta otururken bir arkadaşını aradı. Sesini kısmak şöyle dursun, bilhassa duyulsun ister gibi yüksek konuştu:
“Benim gelin pek beceriksiz çıktı. Murat da çilesini çekiyor garibim. Ne yapsın çocuk? Yumuşak huylu, babasına çekmiş.”
Meğer bunlar daha başlangıçmış. Bir süre sonra Elif’in cüzdanından küçük banknotlar eksilmeye başladı. Önceleri bunun üzerinde durmadı; kendi dalgınlığına verdi, belki harcadığını unutmuştur diye düşündü. Hatta kendine kızdığı bile oldu.
Ardından kışlık çizmeleri ortadan kayboldu.
Fatma ellerini iki yana açıp gayet sakin bir sesle, “Ben kesinlikle dokunmadım,” dedi. “Belki sen atmışsındır.”
“Ben mi?” Elif şaşkınlıkla ona baktı. “Kendi çizmelerimi mi atacağım?”
“Olur ya,” diye geçiştirdi Fatma. “İnsan bazen ne yaptığını unutuyor.”
Mutfaktaki kamerayı fark edince Elif, cihazın modelini internette araştırdı. Üretici firmanın sayfasındaki kullanım kılavuzunda standart şifre yazıyordu. Fatma bunu değiştirmeye zahmet etmemişti. Elif de fazla uğraşmadan kameraya bağlandı ve kayıtları açtı.
Ekranda kendi mutfağı belirdi. Görüntünün içinde Fatma vardı. Dolapları tek tek karıştırıyor, rafları düzenli bir sabırla boşaltıp yeniden yerleştiriyordu. Kavanozları alıyor, arkalarına bakıyor, sonra hiçbir şey olmamış gibi yerine koyuyordu. Kamera ucuz bir şeydi; ses kaydetmiyordu. Bu yüzden Fatma’nın ne aradığını anlamak mümkün değildi.
Başka bir kayıtta ise Fatma biriyle konuşuyordu. Ellerini hareket ettiriyor, sonra bir kâğıt parçasına bir şeyler yazıp sabahlığının cebine sıkıştırıyordu.
Ses olmayınca konuşmanın içeriği yine anlaşılamadı. Yine de Elif işi şansa bırakmadı; iki kaydı da telefonuna kaydetti.
Kayınvalidesinin çevirdiği işleri çözmeye öyle dalmıştı ki, bir süredir Murat’taki değişikliği neredeyse fark etmemişti. Oysa Murat artık bambaşka davranıyordu. Akşamları elinden telefon düşmüyor, Elif yanına yaklaşır yaklaşmaz cihazı aceleyle ekranı aşağı gelecek şekilde çeviriyordu.
