“Açın hadi! Kapı dürbününün önünde bir gölge oynuyor, görüyorum!” Fatma bağırırken Zeynep yüzünde maske ve bigudilerle şaşkınlıkla kapıyı araladı

Hikâyeler
Bencilce işgal eden gece, sessiz bir öfke uyandırdı.

Kapının zili çaldığında Zeynep banyodaydı; yüzünü temizlemiş, geceye hazırlanıyordu. Kocası Murat ise çoktan salondaki kanepeye yayılmış, derin derin horlamaya başlamıştı. Gece vakti gelen bu ses Zeynep’in yüreğini ağzına getirdi ama yine de usulca kapıya yöneldi.

— Açın hadi! Kapı dürbününün önünde bir gölge oynuyor, görüyorum! — diye gür bir kadın sesi duyuldu.

Bu sesin sahibi elbette Fatma’ydı; Murat’ın kız kardeşi. Sessiz olmayı hiç beceremezdi. İri yapısı, bitmek bilmeyen enerjisi ve her yere yayılan sesiyle girdiği ortamda fark edilmemesi imkânsızdı.

Zeynep kapıyı araladığında yüzünde hassas ciltler için sürdüğü maske, saçlarında da bigudiler vardı.

— Merhaba… — dedi şaşkınlıkla.

— Selam canım! İyi ki yatmamışsınız. Biz buralarda biraz dolaştık, sonra da metroya yetişemedik. Mecburen bu gece sizde kalacağız, — diye ilan etti Fatma ve cevabı beklemeden Zeynep’i kenara doğru itti.

Arkasından kocası Serkan içeri süzüldü; onların yedi yaşındaki oğulları Emre de peşlerinden eve daldı.

— Ee, benim kardeşim nerede? Murat! Ne yatıyorsun öyle? Kalk bakalım, ablan geldi! — diye bağırdı Fatma.

Sonra kahkahayı bastı. O kahkaha, Zeynep’e hem homurtuyu hem de boğuk bir hıçkırığı aynı anda hatırlattı. Kadının göz kapağı istemsizce seğirdi. Daha birkaç dakika öncesine kadar huzurlu başlayan akşamın artık geri dönülmez biçimde bozulduğunu anlamıştı.

— Zeynep! Niye öyle dikildin kaldın? Hadi sofrayı kur. Yoldan geldik, kıymetli akrabaların açlıktan ölüyor.

Zeynep, Murat’a “bir şey söyle” der gibi uzun ve anlamlı bir bakış attı. Murat ise sadece omuz silkti.

— Siz salona geçin, televizyonu açalım. Zeynep de bize hafif bir şeyler hazırlar. Haydi beyler, maç izliyoruz!

Zeynep bir kocasına, bir de ayakkabılarını çıkarmadan en sevdiği berjerin üstüne tırmanan Emre’ye baktı. O sırada cılız görünümlü Serkan, hayallere dalmış gibi mırıldandı:

— Maçın yanına cips iyi giderdi aslında. Ne dersin Fatma, Zeynep’te cipsin yanına içecek bir şey var mıdır?

Zeynep başını yavaşça Murat’a çevirdi, sesi alçak ama keskin çıktı:

— Peki sence Murat, Serkan’ın yedekte dişleri var mıdır?

Serkan öksürüğe boğuldu. Fatma ise bunu da eğlenceli bulup yeniden güldü.

— Aferin sana canım, dilin pek keskinmiş! Neyse, hadi bakalım, evini gezdir de biraz yardım edeyim.

— Önce Emre’nin kirlettiği koltuğu temizlemesini bekleyeceğim.

— Şuna bak, yaramaz çocuk! Emre, eve girince ayakkabılar çıkarılır, bilmiyor musun?

Emre gözünü telefonundan ayırmadan spor ayakkabılarını ayağından fırlatıp yere attı. Ardından pek bilmiş bir ifadeyle parmağını burnuna götürdü.

Zeynep yüzünü buruşturdu, sonra Fatma’yı banyoya götürdü. Dolaptan bir bez çıkarıp uzattı.

— Al, şu bezle koltuğu sil. Ondan sonra sana evi gezdiririm.

— Pes doğrusu… Misafirperverliğin de maşAllah pek bolmuş, — diye homurdandı Fatma ve bezi oğlunun eline tutuşturdu.

Emre başını salladı ama koltuğa dokunduğu falan olmadı.

Zeynep’in niyeti çok basitti: Birkaç dilim ekmek arası helal dana sucuk hazırlayacak, ardından da taksi çağırıp misafirleri kibarca evlerine gönderecekti. Mutfakta sucuk doğrarken arkasından tuhaf bir şapırtı duydu. Dönüp baktığında Fatma’nın tenceredeki tarhana çorbasını kepçeyle aldığı gibi doğrudan tencereden içtiğini gördü.

Fatma, ağzındakini yutmayı bile unutup gülümseyince çorba çenesinden süzülerek bluzuna aktı. Fakat bundan zerre kadar utanmış görünmedi. Bluzunun kenarıyla ağzını sildi, sonra da üstünü çıkarıp Zeynep’e uzattı.

— Şunu bir yıkayıver canım. Sizin makine ne güzelmiş! Bizimki eski, ben böyle bir makineyi ancak rüyamda görürüm.

Zeynep tam ağzını açıp itiraz edecekti ki olaylar öyle hızlı gelişiyordu ki yetişemiyordu. Elinde kirli bluzla ne diyeceğini toparlamaya çalışırken Emre mutfağın kapısında belirdi.

— Tuvalete gitmem lazım! Sizin tuvalette priz var mı?

— Yok, — dedi Zeynep afallayarak. — Prizi ne yapacaksın?

— Serkan! — diye kükredi Fatma. — Emre’nin tuvaleti geldi!

Sonraki on dakika boyunca herkes evin içinde uzatma kablosu aradı. Çünkü Emre’nin midesi hassastı; tuvalete nadiren giderdi, gitti mi de uzun kalırdı. Üstelik yanında telefonu olmadan asla oturmazdı. Şimdi de telefonunun şarjı bitmek üzereydi.

Çocuğun elektrik meselesi halledilip uzatma kablosu kapının altından içeri uzatılınca yetişkinler yeniden mutfağa döndü. Fatma’nın uzattığı kirli bluzu yıkama meselesi de böylece tekrar Zeynep’in önüne bırakılmış oldu.

Şükrüye'nin Penceresinden