Zeynep, elbette o bluzu yıkamaya yanaşmadı. Paketi Murat’ın kız kardeşinin eline tutuşturup sakin bir sesle, çamaşırhanenin hemen yan binada olduğunu söyledi. Fatma omuz silkti; sanki bu cevap onu hiç ilgilendirmiyormuş gibi gelip masaya çöktü.
— Vallahi güzelmiş burası, — dedi ağzı sucukla doluyken. — Tadilatınız da iyi olmuş, mobilyalar da pek şık. Bu bolluk nereden geliyor bakalım?
— Ne dedin sen? — Zeynep önce yanlış duyduğunu sandı.
— Diyorum ki parayı nereden buldunuz? Murat her zaman “param yok” diye yakınır durur. Ama bakıyorum, şehrin göbeğinde, böyle kocaman evde keyif sürüyorsunuz.
Zeynep’in içi fokur fokur kaynamaya başladı. Yine de kendini tuttu. Çünkü Murat’ın akrabaları arasında gerçekten düzgün, terbiyeli insanlar vardı; Fatma’nın gidip onlara türlü türlü laf taşıyabileceğini biliyordu.
— Aslında gizli bir yer var… — dedi ağır ağır.
Masadakiler merakla biraz daha yaklaştı. Zeynep uzun bir sessizlikten sonra kelimeleri tane tane, yüksek sesle söyledi:
— O yerin adı: işe girmek!
Fatma hiç alınmış görünmedi.
— Biz de çalışıyoruz canım! Ama dürüst çalışmayla insan öyle çok para kazanamaz. Sizde işler bayağı iyi gidiyor belli ki. Demek ki bir yerlerden bir şeyler yürütüyorsunuz. Akrabayız sonuçta; bize de üç beş kuruş verin, biz de kimseye bir şey anlatmayalım.
Zeynep öfkeyle kupasını masaya bıraktı, sandalyesini geriye itti ve ayağa kalktı.
— Yeter artık Murat! Ya kız kardeşine hemen bir taksi çağırırsın ya da bundan sonra akrabalarını sen ağırlarsın, sen eğlendirirsin. Ben yatıyorum. Beni uyandırmaya kalkan olursa hiç düşünmeden polisi ararım.
Odalarına çekildikten sonra epey bir süre mutfaktan gelen kısık konuşmaları, sandalye gıcırtılarını, dolap kapaklarının açılıp kapanmasını dinledi. Sonunda sabah altıya alarm kurdu ve yorgunluktan uykuya yenik düştü.
Tahmin ettiği gibi Fatma, “oğlanlarıyla” birlikte geceyi orada geçirmişti. Zeynep’in o dengesiz kadınla sabah sabah yüz yüze gelmeye hiç niyeti yoktu. Sessizce hazırlandı, kimseyi uyandırmadan evden çıktı ve işe gitti. Murat gün boyunca hem aradı hem mesaj attı; fakat Zeynep cevap vermedi. Telefonun suskunluğu ona ilaç gibi gelmişti. İş yerine normalden bir buçuk saat erken vardı. Masasına oturdu, kahvesini yudumladı, dosyaları sakin sakin gözden geçirmeye başladı.
Mesai bitince markete uğradı. Alışveriş torbalarını arabaya yerleştirdikten sonra daha otoparktan Murat’ı aradı.
— Alo, Murat. Aşağı in. Erzakları eve taşıyacağız.
— Sen tek başına hiç mi çıkaramıyorsun? — diye sordu Murat, uykulu uykulu esneyerek.
— Hayır! — Zeynep’in sabrı yine taşmak üzereydi. — Dua et de seni alışverişe göndermedim. Kendi doğum günüme kendim hazırlanıyorum zaten.
Aslında evin yükünü büyük ölçüde Zeynep taşıyordu. Son birkaç yılda işi ilerlemiş, konumu yükselmiş, geliri de buna paralel artmıştı. Evdeki modern tadilat da iyi arabanın alınması da onun kazancıyla mümkün olmuştu. Murat eskiden başarılı sayılırdı; fakat yıllar geçtikçe hevesi azalmış, kendini geliştirmek ya da spor yapmak yerine televizyon karşısında maç izlemeyi tercih eder olmuştu.
Murat torbaları antreye bıraktıktan sonra yine salona geçip televizyonun karşısına uzandı. Zeynep ise mutfağın kapısını açar açmaz olduğu yerde donup kaldı.
Her yer kirli tabak, bardak ve çatal kaşıkla doluydu. Masanın üstünde yarım bırakılmış yiyecekler duruyor, doğum günü için özellikle aldığı pahalı sucuklar, pastırmalar ve peynirler açıkta bekliyordu. Önceden hazırladığı özel meze kavanozunun içinde ise sigara izmaritleri yüzüyordu. Mutfağa ağır, dayanılmaz bir koku sinmişti.
— Bu da artık… — diye mırıldandı ama devamını getirecek düzgün bir söz bulamadı.
Kutlama için aldığı pahalı meyve suları, şerbetler ve diğer içecekler ya tamamen bitirilmiş ya da açılıp ortada bırakılmıştı.
Tam o sırada Murat kapının eşiğinde belirdi.
— Zeynep… Bir şey var. Kardeşim Mehmet Yılmaz yazmış. Ahmet amca da mesaj atmış. Doğum gününe gelemeyeceklermiş.
— Neden? — Zeynep’in yüzü düştü. Menüyü belli bir kişi sayısına göre hazırlamıştı. Üstelik bu insanlarla daha yakından tanışmayı gerçekten istiyordu. Şehir küçüktü ve Yılmaz ailesinin çevrede hatırı sayılır bir yeri vardı.
— Bilmiyorum… — diye geveledi Murat, bakışlarını kaçırarak.
Zeynep onu dikkatle süzdü.
— Sen bir şey saklıyorsun. Hadi, ne biliyorsan anlat.
