“Demek annenin tansiyonu var, benim de komodinin çekmecesinde para basma makinem var, öyle mi?” diyerek ütünün fişini sertçe prizden çekti

Hikâyeler
Haksız düzen, tükenen umutları acımasızca eziyor.

“Talimat günü yarın. Kartıma 12.250 lira gönder, Ayşe,” dedi Mehmet. Başını bile kaldırmamıştı; dizüstü bilgisayarının ekranında yine tanklarla yapılan bir oyuna dalmıştı.

Ayşe, elindeki ütüyle olduğu yerde donup kaldı. Ütünün deliklerinden ince bir tıslamayla buhar fışkırıyor, ütü masasının üstünü bembeyaz bir sis gibi sarıyordu. Ütüyü ağır ağır yerine bıraktı. Sonra ev tişörtünün gerildiği, kocasının geniş sırtına baktı. Dört yıldır her ay tekrarlanan bu “parayı aktar” törenine alışmış gibiydi; fakat kasımın yağmurlu bir salı gününde, içindeki bir şey sessizce ve geri dönmemek üzere koptu.

“Mehmet,” diye başladı alçak sesle. Sesinin titrememesi için kendini zor tutuyordu. “Gerçekten hiç paran kalmadı mı? Daha geçen hafta 3.500 liraya alışveriş yaptım, faturaları da ödedim. Avanstan elimde üç beş kuruş kaldı. Maaşa kadar onu da idare etmem gerekiyor.”

Mehmet hoşnutsuz bir ses çıkardı. Kulaklığını çıkarıp döner sandalyede ona doğru döndü. Yüzünde, elinden şekeri alınmış bir çocuk gibi kırgın ve huysuz bir ifade vardı.

“Ayşe, bunu konuşmuştuk,” dedi. “İşlerde dönemsel durgunluk var, sipariş yok. Ben primle çalışıyorum, biliyorsun. Ama banka beklemez. Anneme hatırlatma mesajı bile gelmiş. Kadıncağızı tahsilatçılarla uğraştırmak istemezsin herhâlde. Üstelik tansiyonu da yüksek.”

“Demek annenin tansiyonu var, benim de komodinin çekmecesinde para basma makinem var, öyle mi?” Ayşe, ütünün fişini sertçe prizden çekti. “Mehmet, bu krediyi dört yıldır ben ödüyorum. Dört yıldır kazancımın yüzde yetmişini, hukuken içinde hiçbir hakkım olmayan bir ev için veriyorum.”

“Yine başladın!” Mehmet gözlerini devirdi. “Bu meseleyi daha kaç kere çiğneyip duracağız? Yüz defa anlattım: Ev annemin üstüne yapıldı çünkü emekli olduğu için ona daha uygun faiz verdiler. Böylece az para mı kazandık? Sonuçta bu bizim ailemiz için!”

“Hangi aile için, Mehmet?” Ayşe pencereye doğru yürüdü. Dışarıda sonbahar yağmuru camlara vuruyordu. “Hukuk açısından bakınca bu evin içinde bizim ailemiz diye bir şey yok. Bir tek malik var: Fatma. Bir de onun mal varlığını ödeyen kiracılar var. Daha doğrusu kiracılar değil, ben varım. Çünkü senin şu ‘dönemsel durgunluğun’ nedense bütün yıl sürüyor.”

“Parayla mı vuruyorsun şimdi bana?” Mehmet’in sesi inceldi, hırçınlaştı. “Ne kadar maddeci olmuşsun! Ben de elimden geleni yaptım. Tadilatı kim yaptı? Duvar kâğıtlarını kim yapıştırdı?”

“Benim ikramiyemle alınan duvar kâğıtlarını, evet.” Ayşe’nin sesi artık yorgundu. “Mehmet, tükendim ben. Bugün dişçiye gittim, kaplama yaptırmam gerekiyormuş. O da para. Ama param yok, çünkü yarın kredi günü. Beş yıldır aynı kışlık kabanı giyiyorum. Senin annen ise geçen hafta yeni kürküyle övünüyordu; tabii emekli maaşını biriktirebiliyor, çünkü çocukları onun barınma masrafına yardım ediyor.”

“Annemin parasının hesabını tutma!” Mehmet birden ayağa fırladı. “Bu çok ayıp! Kadın bizi evine aldı, sen hâlâ…”

“Benim ödediğim eve bizi aldı, öyle mi? Ne büyük lütuf gerçekten!”

“Yeter artık. Bu ağlamaları dinlemeyeceğim. Parayı gönder. Yarın banka ararsa annemin karşısında rezil olmak istemiyorum. Bir de yemeği ısıt, karnım aç.”

Mehmet kulaklığını yeniden taktı. Her hareketiyle konuşmanın kapandığını belli ediyordu. Ayşe onun ensesine baktı. Göğsünün içinde buz gibi bir boşluğun yayıldığını hissetti. Sevgi, sabır, umut… Hepsi sanki bir anda silinmişti. Yerlerinde soğuk, hesap yapan, apaçık bir farkındalık kalmıştı.

Hiçbir şey söylemeden odadan çıktı. Telefonunu aldı, bankacılık uygulamasını açtı. Hesabında 14.000 lira vardı. Kredi taksitini ödemeye ve belki biraz da yiyecek almaya ancak yetecek bir miktar. Parmağı, para gönderme tuşunun üzerinde asılı kaldı.

Tam o sırada, bir gün önce istemeden kulak misafiri olduğu konuşma aklına düştü. Fatma onlara uğramış, Ayşe aşağıdaki markete inmişken mutfakta çay içmeye kalmıştı. Ayşe beklenenden erken dönüp kapıyı usulca açınca, kayınvalidesinin mutfaktan gelen sesini duymuştu. Telefonda büyük kızıyla, yani Ayşe’nin görümcesi Elif’le konuşuyordu.

“Evet Elifciğim, her şey planladığımız gibi gidiyor. Evin taksitleri düzenli ödeniyor. Tadilatı da güzel yaptılar.”

Şükrüye'nin Penceresinden