— Dostlarının yanında bana “aptal koyun” dedin, öyle mi? Son birkaç yıldır kimin parasıyla geçindiğimizi sana hatırlatayım mı? — diye sordu Ayşe, sesini hiç yükseltmeden.
Salon bir anda buz kesti. Oysa birkaç dakika öncesine kadar sıradan bir yaz akşamıydı: ardına kadar açık pencere, avludan gelen uğultu, masanın üstünde atıştırmalık tabakları, arkadaş kahkahaları, küçük hoparlörden yayılan hafif bir müzik… Mehmet masanın başına kurulmuş, koltuğa yayıla yayıla oturuyordu; sanki ev de, akşam da, herkesin sabrı da ona aitmiş gibi.
Az önce yüksek sesle Ayşe’nin yine “hiçbir şey anlamadığını” söyleyip gülmüştü. Sonra etrafındakilerin ilgisinden cesaret alarak işi büyütmüş, ona aptal koyun demişti. Bunu da yüzünde alaycı bir sırıtışla, her zamanki gibi gülüneceğini sanarak yapmıştı. Eskiden gerçekten gülen olurdu. Kimi rahatsız olup gözlerini kaçırır, kimi de duymamış gibi davranırdı.
Ama bu defa kimsenin ağzından tek bir kahkaha çıkmadı.
Ayşe yerinden fırlamadı, bağırmadı, kapıları çarpmadı. Sadece çatalını tabağının yanına bıraktı, parmaklarını peçeteyle sildi ve kocasına öyle dingin bir bakışla baktı ki Mehmet’in yüzündeki gülümseme kendiliğinden silinmeye başladı.

— Ayşe, ne oluyor sana? — dedi Mehmet, yeniden gülümsemeye çalışarak. — Şaka yapıyoruz işte.
— Hayır, Mehmet. Şaka yapan sensin. Ama nedense utanan herkes.
Mehmet’in arkadaşı Ali başını önündeki tabağa eğdi. Ali’nin eşi Zeynep’in yüzü gerildi; elini masanın kenarına koyup olduğu yerde kaldı. Zeynep bu buluşmalardan zaten uzun zamandır hoşlanmıyordu, sebebi de Mehmet’ti. Her seferinde Ayşe’nin yemek getirdiği, misafirlere içecek koyduğu ya da mutfaktan bir şey almak için kalktığı anı kolluyor, ona iğneleyici bir laf atıyordu. Önce unutkanlığından söz etmişti. Sonra yaşına takılmıştı. Ardından “fazla ciddi” olduğunu söylemeye başlamıştı. Şimdi ise artık açık açık hakarete geçmişti.
— Abartma canım, — diye elini salladı Mehmet. — Herkes kötü niyetim olmadığını anladı.
— Ben de anladım, — dedi Ayşe. — Kötü niyetin yok. Sadece alışkanlığın var.
Mehmet’in kaşları çatıldı.
— Neymiş o alışkanlık?
— İnsanların içinde beni küçük düşürüp sonra da sen rahat edesin diye gülümsememi beklemek.
Odadaki sessizlik öyle derinleşti ki dışarıdan, avluda gülen gençlerin sesleri bile apaçık duyuldu. Ayşe sırtını dik tutarak oturuyordu. Üzerinde ince yazlık bir elbise vardı, saçlarını arkadan toplamıştı. Yüzünde ne şaşkınlık ne de kırgınlık okunuyordu. Daha çok dikkatli görünüyordu; sanki uzun zamandır yaptığı bir hesabın sonucunu nihayet görmüş gibiydi.
Mehmet ise akşamın çoktan kendi denetiminden çıktığını hâlâ kavrayamamıştı.
— Misafirlerin yanında olay mı çıkaracaksın? — diye sordu, sesini alçaltarak.
— Hayır. Olayı sen çıkardın. Ben sadece eşya gibi durmayı bıraktım.
Ali’nin yanağı seğirdi. Bardağını eline aldı ama içmedi. Zeynep, Ayşe’ye neredeyse hayranlıkla bakıyordu. Üçüncü misafir Murat ise, Mehmet’in esprilerine her zaman en yüksek sesle gülen adam, şimdi masa örtüsünün kenarını define haritası inceler gibi dikkatle süzüyordu.
Ayşe ağır ağır misafirlere döndü.
— Arkadaşlar, bu akşam burada bitiyor. Sizin yüzünüzden değil. Sadece artık bana hakaret edilen bir sofraya hizmet etmek istemiyorum.
Zeynep hemen ayağa kalktı.
— Ayşe, toparlamana yardım edeyim mi?
— Gerek yok. Bununla ne yapacağıma ben karar vereceğim.
Sözleri öyle kararlıydı ki Zeynep ısrar etmedi. Misafirler mahcup bir telaşla eşyalarını toplamaya başladılar. Mehmet birden doğruldu.
— Oturun! — diye sertçe çıkıştı. — Kimse hiçbir yere gitmiyor. Birazdan sakinleşir.
Ayşe bakışını kocasına çevirdi.
— Onlar gidiyor. Sonra da sen gideceksin.
Bu cümle odanın ortasına ağır ve kesin bir taş gibi düştü. Mehmet birkaç kez göz kırptı; sanki duyduğu şeyin anlamını hemen çözememişti.
— Ne?
— Duydun.
— Benim evimden mi? — Sinirli bir kahkaha attı. — Bir şeyi karıştırıyor olmayasın?
Ayşe ayağa kalktı. Konsolun yanına gitti, üst çekmeceyi açtı ve şeffaf bir dosya çıkardı. Dosyayı masaya fırlatmadı, havada sallamadı. Sakince önüne koydu.
— Bu ev benim. Babaannemden kaldı. Miras işlemleri evlenmeden önce tamamlandı. Belgeler burada. Sen bunu biliyorsun; yalnızca unutmuş gibi davranmayı seviyorsun.
İlk ayağa kalkan Ali oldu.
— Mehmet, biz gidelim.
— Otur yerine, — diye hırladı Mehmet.
Ali bu kez ona gülümsemeden baktı.
— Bana emir verme. Eşime de dokunma.
Mehmet’in yüzü kıpkırmızı kesildi. Belli ki kaba bir cevap vermek istiyordu, fakat odadaki tanık sayısı bir anda onun önüne set gibi dikilmişti. Misafirler çabucak hazırlandılar. Zeynep çıkarken Ayşe’nin elini sıktı ve alçak sesle:
— Bir şey olursa ara, — dedi.
— Ararım, — diye karşılık verdi Ayşe.
Son misafirin ardından kapı kapanır kapanmaz Mehmet sertçe karısına döndü.
— Sen aklını mı kaçırdın? Herkesin içinde beni rezil ettin!
— Bunu kendi başına gayet güzel başardın.
— Sen kim oluyorsun da beni evden kovuyorsun?
Ayşe dosyadan ikinci bir kâğıt çıkardı ve tapu belgelerinin üstüne koydu.
— Üç ay önce senin iş aramadığını, sadece rahat bir kanepe aradığını anlayan kişi oluyorum. Mayıs ayından beri senin keyfî harcamalarını ödemeyi bırakan kişi oluyorum. Bugün de seninle konuşmanın hiçbir işe yaramadığından artık tamamen emin olan kişi oluyorum.
Mehmet ona dik dik baktı. Yüzünden geçen ilk şey öfke değil, hızlı bir hesaplama oldu. Ayşe bunu hemen fark etti. Mehmet, nereden baskı kurabileceğini anlamaya çalıştığında hep böyle bakardı.
— Gecenin bu saatinde kocanı kapının önüne koyamazsın, — dedi bu kez daha yumuşak bir sesle. — Yaz sıcağı, herkes gergin. Tartıştık, bitti.
— Seni sokağa atmıyorum. Annen var. Kardeşin var. Babanın yazlığı var. Az önce ne kadar neşeli biri olduğunu gösterdiğin arkadaşların var. Seç birini.
— Ya eşyalarım?
— En gerekli olanları şimdi toplarsın. Kalanları başka bir gün, önceden konuşup kararlaştırarak alırsın. Tanıkların yanında.
Mehmet birden gülmeye başladı.
— Demek hazırlanmışsın?
— Evet.
Bu tek kelime, onun sahte özgüvenini herhangi bir bağırıştan daha fazla sarstı.
Ayşe gerçekten hazırlanmıştı. Bir kavga çıkarmak için değil; Mehmet’in sınırı tamamen aşacağı günü sessizce beklediği için. Katlanması güçsüzlüğünden değildi. İzliyordu. Harcamaları tek tek hesaplıyor, ortak ev düzenindeki açıkları kapatıyor, kendi kartlarına erişimini kesiyor, faturaların ödemesini ayrı bilgilere bağlıyordu. Şifreleri değiştiriyor, önemli belgeleri de onun ulaşamayacağı güvenli bir yerde saklıyordu.
