“Kapıyı aç diyorum sana! Yoksa itfaiyeyi çağırırım, kilitleri kökünden sökerler!” diye bağırdı, yumruğunu suni deri kaplı kapıya bütün gücüyle indirdi

Hikâyeler
Bu vicdansızlık kabul edilemez, kalbim parçalanıyor

“Kapıyı aç diyorum sana! Yoksa itfaiyeyi çağırırım, kilitleri kökünden sökerler!” diye bağırıp suni deri kaplı kapıya bütün gücümle yumruğumu indirdim.

Anahtar kilidin içinde yarım tur döndü, sonra boğuk bir sesle takılı kaldı. İçeriden bir sürgünün açıldığını duydum; oysa ben o sürgüyü hiçbir zaman kullanmazdım.

Kapı ağır ağır içeri doğru aralandı. Eşikte küçük kız kardeşim Elif duruyordu. Omuzlarında, ilk büyük primimle İstanbul’da seçip aldığım, zümrüt yeşili, saf ipekten en sevdiğim sabahlığım vardı. Eteği kirli zeminde sürünüyordu.

“Ah Zeynep, ne diye kapıyı kırar gibi vuruyorsun?” diye esnedi Elif, bir eliyle belirginleşen karnını tutarak. “Biz daha uyuyorduk.”

Eşiği geçerken burnu ezilmiş, başkasına ait eski spor ayakkabıların üstüne bastım. Antredeki dolabın üzerinde buruşturulmuş reklam kâğıtları, kirli anahtarlar ve boş bir sigara paketi yığılıydı.

En sevdiğim büyük saksıdaki Hollanda ficusunun toprağına bir izmarit saplanmıştı. Külün gri çizgisi, özenle baktığım parlak yaprakları kirletmişti. Tırnaklarım avuç içlerime acıtacak kadar gömüldü.

“Elif,” dedim dişlerimin arasından, “o sabahlığı hemen çıkarıyorsun. Eşyalarını topluyorsun ve gidiyorsunuz. Size tam on dakika veriyorum.”

Mutfak tarafından yayvan, alaycı bir ses geldi:

“Vay be, hukukçu hanım teşrif etmiş.”

Kapı aralığında kız kardeşimin kocası Murat belirdi. Üzerinde gri, eski bir eşofman altı vardı; elinde de buğulanmış bir ayran şişesi tutuyordu. Omzunda taze bir çizik göze çarpıyordu.

“Bu gürültü ne?” dedi sırıtarak, şişeden bir yudum aldı. “Biz burada gayet yasal şekilde kalıyoruz. Kanun diye bir şey duydun mu? Senin alanın ya hani.”

“Murat, ağzını kapat,” diye üzerine doğru bir adım attım. “Sabrımı taşırma. Evimden derhâl çıkıyorsunuz.”

“Buna hakkın yok Zeynep,” diye mızmızlandı Elif, kocasının geniş sırtının arkasına saklanarak. “Murat dedi ki senin üç odalı evin kocaman, burada tek başına baykuş gibi yaşıyorsun. Benim de doğurmama az kaldı. Akrabayız sonuçta, düzgün şartlarda kalmaya bizim de hakkımız yok mu?”

Murat omzunu silkti.

“Bizde evrak var, ev sahibesi. O yüzden derin bir nefes al. Buradayız ve öyle hemen gitmiyoruz.”

Yatak odama geçtim ve küfürler savuran Murat’ın yüzüne kapıyı kapatıp kilitledim. Kalbim sanki boğazımda atıyordu.

Dizüstü bilgisayarı açtım, e-Devlet hesabıma giriş yaptım. Sayfa yüklenirken dönen işaret bitmek bilmedi; her saniye içimi biraz daha kemirdi. Sonunda ekran titredi ve bilgiler açıldı.

“Taşınmazlarım” bölümünde İçişleri’nden gelmiş yeni bir bildirim parlıyordu. Bildirim, benim üç odalı daireme aitti.

Şükrüye'nin Penceresinden