“Kapıyı aç diyorum sana! Yoksa itfaiyeyi çağırırım, kilitleri kökünden sökerler!” diye bağırdı, yumruğunu suni deri kaplı kapıya bütün gücüyle indirdi

Hikâyeler
Bu vicdansızlık kabul edilemez, kalbim parçalanıyor

Dairenin kayıt ayrıntılarını açınca mideme taş gibi bir ağırlık oturdu. Benim evimde iki kişi için geçici adres kaydı yapılmıştı: Murat ve Elif. Süre beş yıl görünüyordu. Gerekçe kısmında ise “konutun bedelsiz kullanımına dair sözleşme” yazıyordu. “Mal sahibi” hanesinde de benim imzam diye iliştirilmiş, acemi işi, yamuk yumuk bir taklit duruyordu.

Sandalyenin arkalığına yaslandım. Parmak uçlarımın soğuduğunu hissettim. Gayrimenkul davalarına bakan bir avukat olarak, kurdukları düzeneği anlamam saniyeler sürdü. Elif hamileydi; çocuk doğar doğmaz, annesinin kayıtlı bulunduğu adrese otomatik olarak kaydedilecekti. Üstelik bunun için ev sahibinin onayı da aranmayacaktı. Sonra da hiçbir mahkeme, hiçbir sosyal hizmet birimi küçücük bir bebeğin kaydını “gidecek yeri yok” diye silmeye yanaşmazdı. Yıllarca dosyaların, itirazların, duruşmaların içinde boğulurdum; Murat da benim mutfağımda keyifle oturup dururdu.

Kapının yanındaki anahtarlığa baktım. Boştu. Elif, bir ay önce “sadece çay içmeye geldim” diye uğradığında yedek anahtarı almış olmalıydı.

İçimde çok eski, küle dönmüş sandığım bir sızı yeniden kabardı. On sekiz yaşındaydım; annemle babam, rahmetli anneannemden kalan Şirince yakınlarındaki ahşap evi benden gizli satmışlardı. O ev, çocukluğumda gerçekten huzur bulduğum tek yerdi. Parası, Elif’in şehir dışındaki gösterişli düğününe gitmişti; limuzin, kalabalık orkestra, şaşaalı bir salon… O evlilik altı ay bile sürmemişti. Benim çocukluğumun evi ise bir daha geri gelmemek üzere yok olmuştu. Annemle babam o zaman yalnızca omuz silkmişti: “Elif’in daha çok ihtiyacı var, o narin kızımız.”

O gün sokakta kalmıştım. Ama artık on sekizinde çaresiz bir kız değildim. Otuz üç yaşındaydım ve arkamda kazanılmış yüzlerce dava vardı.

Bilgisayarı kapattım, derin bir nefes aldım.

Beni mahkemeye koşup ağlayacak, sözleşmenin iptali için yıllarca uğraşacak sanıyorlardı. Yanılıyorlardı. Hukuk davası uzun sürerdi. Ben başka kapıdan girecektim; ellerindeki oyunu kökünden bozacak yerden.

Sabah evden sessizce çıktım.

Elif benim kanepemde tatlı tatlı uyuyordu. Murat ise mutfakta, tıraşsız yanağını yapış yapış masaya dayamış, yanında boş bir gazoz kutusuyla sızmıştı. Kazandıklarını zannetsinlerdi. Benim ihtiyacım olan tek şey zamandı.

İlk iş tanıdığım bir bilirkişiye gittim. Aciliyet için 1.750 ₺ ödedim; akşama doğru masamın üzerinde mahkeme öncesi grafoloji incelemesine ait resmî rapor duruyordu. Mavi mühür açıkça söylüyordu: Kullanım sözleşmesindeki imza bana ait değildi, başka bir el tarafından atılmıştı. Üstelik bastırılmış, düzensiz çizgilere bakılırsa büyük ihtimalle bir erkeğin eliyle.

Aynı gün dilekçemi karakola götürdüm. Konu belliydi: resmî belgede sahtecilik ve gerçeğe aykırı adres kaydı. Nöbetçi teğmen evrakları önüme alıp dikkatle incelemeye başladı.

Şükrüye'nin Penceresinden