“Bu evde yatan, yiyen, hiçbir işe yaramayan bir asalakla daha fazla uğraşmak istemiyorum!” dedi Zeynep, sessiz ama buz gibi bir tavırla tabağını lavaboya bırakarak Mert’in kayıtsızlığını çatlattı

Hikâyeler
Evdeki bu vurdumduymazlık utanç verici ve kabul edilemez.

— Kız kardeşinin bizde kalmasına, okulu devam ederken razı oldum. Ama mezun olalı altı ay geçti, artık güzelce toparlanıp buradan gitmesinin vakti geldi. Bu evde yatan, yiyen, hiçbir işe yaramayan bir asalakla daha fazla uğraşmak istemiyorum!

Zeynep’in sesi şaşırtıcı biçimde sakindi; içinde öfke de yoktu, titreme de. Fakat kendi tabağını lavaboya, Elif’in yağ içinde kalmış, sos bulaşmış kirli tabağının hemen yanına bırakışındaki sertlik, bağırıp çağırmasından çok daha fazla şey anlatıyordu. Porselenin metale çarpınca çıkardığı keskin sesle Mert irkildi. Başını, önündeki akşam yemeğinden ağır ağır kaldırdı. Günlerdir evin içinde büyüyen gerginliği görmezden geliyormuş gibi davranıyordu; ne var ki o tek ses, rahat kayıtsızlığının kabuğunu çatlatmaya yetmişti.

— Yine ne oldu? — diye sordu, iştah açıcı et diliminden kopmakta zorlanarak. Sesinde ne merak vardı ne de anlayış. Sanki önemsiz bir mesele yüzünden huzuru bir kez daha kaçırılmış gibi, yalnızca yorgun bir huzursuzluk duyuluyordu.

— “Ne oldu” mu? — Zeynep ona döndü. Kalçasını mutfak tezgâhına dayadı, kollarını göğsünde kavuşturdu. Bakışları buz gibi ve delip geçecek kadar sertti. — Sence her şey yolunda mı, Mert? Üniversite bitirmiş kız kardeşin karnını doyurdu, pisliğini olduğu gibi bıraktı; sanki burası lokantaymış gibi. Sonra da eğlenceye koştu.

Az önce banyodan bir yığın ıslak havluyu topladım. Makyaj malzemesini bulaştırdığı su birikintisini de ben sildim. Şimdi bir de bulaşıklarını mı yıkayayım? Çünkü sabah “hanımefendi” kirli lavabonun yanında kahve içmek istemez, öyle mi? Sana göre bu normal mi?

Mert lokmasını yuttu, çatalını tabağın kenarına bıraktı ve kendini kurban gibi gösteren derin bir iç çekti. Bu konuşma ona rahatsızlık veriyordu. İşten geldikten sonra tek istediği sessizlikti; biraz sakinlik, biraz ev huzuru. İki kadının arasındaki meselede hakemlik yapmaya hiç niyeti yoktu.

— Zeynep, yine başlama lütfen. O da çabalıyor. İş arıyor. Kendini bulmaya çalışıyor. Zor bir dönemden geçiyor. Yetişkin hayata alışması için zamana ihtiyacı var.

Söyledikleri o kadar tanıdık, o kadar eskimiş cümlelerdi ki Zeynep artık sarsılmadı bile. Sadece kısa, neşesiz bir kahkaha attı. Aynı plağı yüz kere dinlemiş, üzerindeki her çizikleri ezbere bilen birinin gülüşüydü bu.

— Zor olan benim hayatım, Mert. Her gün bu eve dönüp içerinin ucuz bir pansiyonla güzellik salonu karışımı hâline geldiğini görmek bana zor geliyor. Üç kişi adına temizlik yapan, yemek hazırlayan, çamaşır yıkayan benim. Bu sırada senin kız kardeşin, sözüm ona kendini aramak için eğlence yerlerinde ve alışveriş merkezlerinde dolaşıyor. İş falan aradığı yok. Arıyormuş gibi yapmaya bile zahmet etmiyor. Açık açık sırtımıza binmiş yaşıyor ve senin yumuşaklığından faydalanıyor.

— Bu kadarı da fazla! — diye sesini yükseltti Mert; dudaklarını kırgın bir ifadeyle sıktı. — O benim kız kardeşim! Onu öylece kapının önüne koyamam!

— Ben koyarım, — dedi Zeynep hiç duraksamadan. Asıl ürkütücü olan da bu sakinliğiydi. Ne bağırıyordu ne de kendini kaybetmişti; sanki kesinleşmiş bir kararı bildiriyordu. — Bir haftası var. Tam yedi gün. Bu “kendini arama” işini sürdürecek başka bir yer bulsun. Ev olur, oda olur, bir arkadaşının yanı olur; beni ilgilendirmez. Yedi gün sonra hâlâ buradaysa, bu kez ben giderim. Hatta bir yer bile baktım. Sonra kimi geçindireceğine sen karar verirsin: onu mu, beni mi.

Bu kesin sözlerin ertesi sabahı kavga ile değil, sessizlikle başladı. Evin içine çöken sessizlik ağır, yoğun ve yapışkan gibiydi; odaların havasını bile zor solunur hâle getiriyordu. Zeynep her zamanki gibi saat yedide kalktı. İki fincan kahve hazırladı, iki dilim ekmeği kızarttı ve masaya tek kişilik bir omlet koydu. Mert buruşmuş pijamaları ve asık yüzüyle mutfağa girdiğinde, kendisine düşen pay zaten hazırdı. Hiç konuşmadan sandalyesine oturdu; karısının gözlerine bakmamaya özellikle dikkat etti. Gece boyunca Zeynep’in sakinleştiğini, bütün bunların anlık bir öfke patlamasından ibaret olduğunu ummuştu. Fakat masanın kusursuz düzeni, yalnızca iki kişiye göre hazırlanmış oluşu, içindeki son umudu da söndürdü.

Elif’ten ise hâlâ ses yoktu.

Şükrüye'nin Penceresinden