– Bugün annenin hesabına 210.000 ₺ gönderiyorsun. Tartışma istemiyorum, Ayşe. Sen bu evin hanımısın, dış kapının mandalı değilsin.
Mehmet ütüsü jilet gibi gömleğiyle mutfağın ortasında dikilmiş, telefonu elinde sanki konuşma çoktan onun lehine bitmiş gibi tutuyordu. Ekranda Emine Hanım’dan gelen mesaj parlıyordu: “Oğlum, işi uzatma. İnsanlara karşı mahcup oluyorum.”
Ayşe fincanı ağır ağır masaya bıraktı.
– Hangi insanlara karşı?
– Düzgün insanlara karşı, – diye kestirip attı Mehmet. – Annem ustalarla anlaşmış. Eski evi dökülüyor, sen de birikiminin üstüne define bekçisi gibi oturmuşsun.

– O para babamdan kaldı.
– Ne fark eder? – Mehmet dudak büktü. – Aile dediğin ortak olur. Dert de ortak, yük de ortak. Yoksa sen iyi eş olmayı yalnızca lafta mı biliyorsun?
Ayşe ona baktı. Kırk iki yaşındaydı. Mehmet kırk dört. On bir yıllık evlilik boyunca onun memnuniyetsizliğinin bütün tonlarını ezberlemişti: gerçekten kendi öfkelendiğinde başka olurdu, annesinin sözlerini tekrarladığında başka; bir de Ayşe’yi köşeye sıkıştırıp razı etmeye çalıştığı zamanlar vardı.
Şimdi konuşan yalnız Mehmet değildi.
Onun arkasında Emine Hanım duruyordu. Kısa boylu, derli toplu, gümüş rengi saçları özenle yapılmış; gelinine hep lütfedilip evde tutulan bir hizmetliymiş gibi bakma alışkanlığından hiç vazgeçmeyen bir kadın.
– Ayşeciğim, – diye uzattı kayınvalidesi, – neden böyle inat ediyorsun? Senden servet istemiyorum ki. Alt tarafı 210.000 ₺. Mehmet sonra sana geri verir.
– Ne zaman?
– Eli rahatlayınca.
– O zaman bir senet yazacak mısınız?
Mehmet başını birden ona çevirdi.
– Bunu ciddi ciddi mi söylüyorsun?
– Gayet ciddiyim.
– Benim annem sana senet mi yazacak? Kocanın öz annesi?
Emine Hanım hafifçe iç çekti, elini göğsüne götürdü. Ne canı yanmıştı ne de fenalaşmıştı. Sadece görüntüyü güzel kuruyordu. Ayşe’yi suçlu göstermek konusunda her zaman ustaydı.
– Bırak oğlum, – dedi. – Ben zaten böyle olacağını biliyordum. El kan bağı olmayınca olmuyor işte.
Ayşe cevap vermedi. Telefonunu aldı, banka uygulamasını açtı. Birikimi ekranda karşısındaydı. 210.000 ₺ ayrı bir hesapta duruyordu. Babası ölmeden önce ona kısacık bir öğüt vermişti: “Her şeyini aile kazanına dökme kızım. Kendine yaslanacak bir dal bırak.” O gün bu söze kırılmıştı. Şimdi ise babasının insanları ne kadar iyi okuduğunu anlıyordu.
– Gönderirim, – dedi.
Mehmet’in omuzları hemen gevşedi.
– İşte böyle. Demek ki istesen makul davranabiliyormuşsun.
– Ama önce odaya geçmem gerek. Limit onayı istiyor.
– Çabuk ol. Annem komşuya bir dakikalığına uğrayacak, sonra beraber onun eve gideriz.
Emine Hanım dudaklarını büzdü.
– Fatma Hanım apartmanın önünde beni bekliyor. Kiler anahtarını vereceğime söz verdim.
Ayşe koridora çıktı. Odanın kapısı aralıktı. Yatağın ucuna oturdu ama parayı göndermedi. Parmakları ekranın üzerinde asılı kaldı. Mutfaktan Mehmet’in annesine çay koyarken çıkardığı hafif sesler geliyordu. Ardından dış kapı kapandı.
Kayınvalidesi çıkmıştı.
Ayşe uygulamayı kapatmak üzereyken, aralık pencereden Emine Hanım’ın sesi duyuldu. Mutfağın camları avluya bakıyordu; apartman girişindeki bank da tam o camların altındaydı.
– Ne oldu? – diye sordu komşu. – Verecek mi?
– Başka nereye kaçacak? – Emine Hanım alayla güldü. – Mehmet üstüne gider, sonunda pes eder. Bizimki yumuşaktır. Zaten hep suç işlemiş gibi dolaşır.
– Ya sonra geri isterse?
– İstesin bakalım. Kendi eliyle yollar, ortada sözleşme falan da olmaz. Ben de derim ki hediyeydi. Yaşlı bir kadına yardım etti. Borç morç yok.
Ayşe hiç kıpırdamadan oturdu.
– Peki gerçekten tadilat yaptıracak mısın? – diye sordu Fatma Hanım.
– Ne tadilatı? – Kayınvalidesi kısık sesle güldü. – Ben o parayı Zeynep’e peşinat diye söz verdim. Kız evlenecek, onun daha çok ihtiyacı var. Bu da Mehmet’in onunla yaşadığına şükretsin. Çocuğu yok, öyle ahım şahım güzelliği yok, maaşı da sıradan. Gururlu bir sığıntı işte.
– Mehmet biliyor mu bunu?
– Mehmet’in bilmesi gerekeni biliyor: Annesi ona kötülük öğütlemez. Ben ona Ayşe’nin artık haddini bilmesi gerektiğini söyledim. Parayı verirse söz dinlemeyi öğrenir. Vermezse zaten aileden sayılmaz.
Sözler ne bağırarak söylenmişti ne de öfkeyle. Yakmıyor, kırbaç gibi inmiyordu. Sadece Ayşe’nin gözünün önündeki eski perdeyi usulca sıyırıyordu.
Ayşe banka uygulamasını kapattı. Sonra notlar kısmını açıp tek bir satır yazdı: “210.000 ₺ gönderilmeyecek.”
Mutfakta Mehmet çoktan bir ileri bir geri dolaşmaya başlamıştı. Pahalı saati yüzünün yanında parlayıp duruyordu. Hayatın efendisiymiş gibi görünmek istediğinde elini kolunu hep böyle savururdu.
– Ne oldu orada? – diye seslendi.
Ayşe mutfağa döndü.
– Para gönderilmeyecek.
Mehmet ilk anda söyleneni kavrayamadı bile.
– Ne demek gönderilmeyecek?
– Annenin hesabına para aktarmayacağım demek.
– Yine mi başladın?
– Hayır. Tam tersine, ben bitirdim.
Mehmet ona doğru bir adım attı.
– Ayşe, oyun oynama. Annem bekliyor.
– Onun Fatma Hanım’la konuşmasını duydum.
Bir anlığına mutfak sanki daraldı. Mehmet gözlerini kırpıştırdı. Sonra yüzünde alaycı bir tebessüm belirdi.
