— Can da idare eder artık; yazı yazlıkta geçirir!
Mehmet, sinirle deniz şortunu seyahat çantasının içine tıktı, fermuarı da öfkeyle çekti. Fermuar köşede takılıp kaldı. Dişlerinin arasından bir küfür savurdu, bir kez daha asıldı; neredeyse tutacağını koparacaktı. Sonra karısına kaçamak bir bakış attı.
Ayşe, tek kelime etmeden Can’ın tişörtlerini katlıyordu.
— Ayşe, niye susuyorsun böyle?
Mehmet doğruldu, ellerini beline dayadı.

— Sana açık açık anlatıyorum işte. Annemin eklemleri ağrıyor. Doktor deniz havası iyi gelir dedi. Tatil zaten ateş pahası; dört kişi gitmeye kalksak altından kalkamazdık. Ben yine de borca girdim.
— Anladım seni, Mehmet.
Ayşe, üzerinde dinozor resmi olan küçücük tişörtün kırışığını özenle düzeltti.
— Anlamışmış…
Mehmet odanın içinde huzursuzca volta attı. Yerde bırakılmış Can’ın oyuncak arabasına takıldı, ardından hırsla ayağının ucuyla kenara savurdu.
— Hep aynı surat! Sanki büyük bir suç işlemişim gibi bakıyorsun. Ben anneme iki yıldır deniz sözü veriyorum. Bizi büyüten o kadın değil mi? Biraz dinlenmeye hakkı yok mu? Çocuk daha yedi yaşında. Antalya’ya gitmiş gitmemiş, aklında bile kalmaz. Annenler yazlıkta göz kulak olur. Temiz hava var, bahçe var, meyve var. Daha ne lazım ona?
Ayşe o zaman başını kaldırıp kocasına baktı.
Üç hafta önce, evdeki dizüstü bilgisayarda yanlışlıkla e-posta kutusunu açmıştı. Mehmet işe yetişme telaşıyla kendi hesabından çıkmayı unutmuştu. Gelen kutusunun en üstünde seyahat acentesinden bir bildirim duruyordu: “Rezervasyonda yolcu değişikliği onaylanmıştır.”
O an bağırıp çağırmamıştı. Yalnızca ekli makbuza tıklamıştı. Belgenin üzerinde, antreyi yenilemek için biriktirdikleri aile parasından yapılmış yüklü bir ek ödeme açıkça görünüyordu. Öz oğlunun adını listeden silip yerine Fatma’yı yazdırmanın bedeliydi bu.
Ayşe sekmeyi sessizce kapatmıştı. Kendine bir kahve hazırlamış, pencere kenarındaki tabureye oturmuş ve apartman avlusunda görevlinin dökülen yaprakları süpürüşünü uzun uzun izlemişti. Sonra da maaş kartını çekmeceden çıkarıp eline almıştı.
— Mehmet, biz böyle konuşmamıştık.
Sesi sakindi; ne titredi ne de yükseldi.
— Bu tatil için bir yıl boyunca para biriktirdik. Can gün sayıyordu. Okulda herkese büyük bir uçağa bineceğini anlatıp durdu.
— Bir şey olmaz, alışır!
Koridordan Fatma ağır ağır belirdi. Rengârenk pamuklu hırkası, parlak ruju ve işaret parmağındaki iri yüzüğüyle hasta birine hiç benzemiyordu. Daha çok, kavgaya hazır biri gibiydi.
— Mehmet doğru söylüyor.
Kayınvalidesi dudaklarını büzdü; o her zamanki öğüt veren, bastıran tavrını takınmıştı.
— Ayşeciğim, Allah aşkına bunu felakete çevirme. Bu yaştaki çocuklar tatilde ancak mızmızlanır. Bir “şapkamı çıkar”, bir “susadım”, bir de “tuvaletim geldi” diye tuttururlar.
