— Kayınvalidem, miras kalan evimde birden hak iddia etmeye kalktı. Kocam da onun tarafını tuttu. Ben de onun doğum gününde ikisini kapının önüne koydum.
Akşam, gökyüzünün insanın tepesine ıslak bir battaniye gibi çöktüğü o ağır akşamlardandı. Öyle ki evin içinde dur durak bilmeyen, patilerinin üstünde küçük bir motor gibi dolaşan kedi bile hayatın pek de neşeli bir şey olmadığına karar vermiş; battaniyenin altına sığınıp süs yastığı rolüne bürünmüştü.
Zeynep işten eve dönüyordu ama bu dönüş, sanki mesai bitmiş de başka bir nöbete gidiyormuş gibiydi. Çünkü evde onu sessizlikle bir bardak çay değil; etek giymiş bitmeyen bir alınganlık, yani kayınvalidesi Fatma ve mutsuzluğu artık kimliğine, soyadıyla adresinin arasına işlenmiş gibi duran kocası Mehmet bekliyordu.
Telefon, tam da eve çıkan köşeye geldiğinde, sanki saat kurulmuş gibi çalmaya başladı.
Ekrana baktı. İçini çekti.

— Tabii ya… Fatma. Keyifsizliğin özel alarmı.
— Zeynep, iyi akşamlar, benim — dedi kayınvalidesinin sesi. Biraz dumanlı, biraz yorgundu; sanki yarım gün boyunca ateş başında çekirdek kavurmuş gibiydi. — Yarın benim doğum günüm olduğunu unutmadın, değil mi?
— Unutmadım, elbette — diye karşılık verdi Zeynep, sesini olabildiğince düz tutarak. — Şimdiden kutlu olsun.
— Güzel. Mehmet’le konuştuk da… Misafirleri sizin evde ağırlamak daha rahat olur diye düşündük. Geniş, ferah, sıcak bir ev…
Zeynep kaldırımın ortasında durakladı. Çizmesinin altında ezilen kar, sanki onun sessiz itirazına eşlik edercesine çıtırdadı.
— Yarın akşam sekize kadar çalışacağımı hesaba kattınız mı?
— Aman canım, sen evin hanımısın! Çabucak toparlarsın her şeyi. Zaten kimlerin geleceğini de yazdık.
“Alışveriş listesini de hazırlamışsınızdır herhâlde,” demek geçti içinden Zeynep’in. Ama yuttu. Bunun yerine soğuk bir sakinlikle konuştu:
— Fatma Hanım, yarın benim evimde kutlama yapılmayacak. Kendi evinizde yapın.
Hattın öbür ucuna ağır, peltemsi bir sessizlik çöktü. Öyle bir sessizlikti ki ardından insan razı olmaz; sadece daha çok acıtacak kelimeleri seçmek için vakit kazanırdı.
— Zeynep, sen çok değiştin. Bir kadın, bütün aile aynı sofraya oturacak diye sevinir. Senin ağzında hep işin, hep şu kurduğun düzen var…
— Benim işim sizi doyurmaya başladığında bunu yeniden düşünürüm — dedi Zeynep ve telefonu kapattı.
Kar saçlarına konuyordu. Morali ise faturalar ödendikten sonra banka hesabında kalan para gibi hızla dibe vuruyordu.
Eve vardığında Mehmet onu bekliyordu. Hâli, hükmünü çoktan vermiş bir hâkimin tavrını taşıyordu.
— Annem, onunla kaba konuştuğunu söyledi — diye başladı, Zeynep’in çizmelerini çıkarmasına bile fırsat tanımadan.
— Kaba konuşmadım. Sadece hayır dedim. İkisi aynı şey değil.
— Ama annemin özel günü! Biraz alttan alabilirdin.
— Ev ise benim — dedi Zeynep, sakinliğini bozmadan.
Mehmet, kaynamaya başlamış bir çaydanlık gibi homurdandı.
— Yine mi aynı mesele…
— Aynı mesele, siz benim evimi herkesin hizmetine açık bir yemekhaneye çevirmeye karar verdiğiniz gün başladı.
Mehmet bir adım atıp onun önünü kesti.
— Neden her şeyi bu kadar büyütüyorsun? Kabul etsen daha kolay olacak.
— Elbette kolay olur. Özellikle de hiçbir hazırlık yapmayanlar için.
