“Ya eski eşim çocuklarıyla birlikte buraya taşınır ya da sen bu evden gidersin. Seçimini yap!” dedi Mert, mutfağın ortasında dikilip hiç utanmadan. Üstelik bunu, benim evimde yaşadığını unutmuş gibi söylüyordu.
Birkaç saniye boyunca yüzüne baktım. Duyduklarımın gerçek olduğuna inanamadım. Sonra elimdeki fincanı yavaşça masaya bıraktım ve buz gibi bir sesle sordum:
“Bunu ciddi ciddi mi söylüyorsun?”
“Evet, gayet ciddiyim,” dedi omuz silkerek. “Elif zor durumda. İki çocuğu var. Kalacak yerleri yok. Onları ortada bırakamam.”
“Peki bunu benimle konuşmayı düşündün mü?” Sesim alçaktı ama içinde sert bir çelik tınısı vardı.

“Anlayacağını sandım. Sen hep dürüstlüğe değer verdiğini söylersin.”
“Dürüstlük, insanı olmuş bitmiş bir kararın önüne koymak değildir. Dürüstlük, oturup konuşmaktır,” diyerek ayağa kalktım. “Benim de şartlarım var.”
Kaşlarını çattı. “Ne şartı?”
“Ya eşyalarını toplar ve gidersin ya da ben onları kapının önüne koyarım. Bağırmadan, çağırmadan, olay çıkarmadan.”
Mert donup kaldı.
⸻
1. Bölüm: Benim Sığınağım
En sevdiğim, yumuşacık gri kumaş kaplı kanepeme kurulmuş, kitap okumaya çalışıyordum. Fakat gözlerim satırlarda tutunamıyor, her defasında kayıp gidiyordu. Zihnim, pencerenin ardında ince sonbahar yağmuruyla savrulan yapraklar gibi oradan oraya dağılıyordu.
Kedim Lale kucağımda kıvrılmış, huzurlu huzurlu mırlıyordu. Sanki bana sessizce şunu hatırlatıyordu: “Evindesin. Burası senin kalen. Kimsenin yıkmasına izin verme.”
Dairenin içinde yeni demlenmiş kahvenin ve tarçının sıcak kokusu dolaşıyordu. Her köşe benim anılarımla, benim seçimlerimle, benim zevkimle doluydu. Buna rağmen artık bu eve yabancı bir düzen sızmıştı. Sert, kaba, danışılmadan yerleşmiş bir düzen. Mert’in düzeni.
İki yıl önce hayatıma girdiğinde bana bir kurtuluş gibi görünmüştü. Nazikti, ilgiliydi, biraz da kaybolmuş gibiydi; ben de onu kanatlarımın altına aldım. Zamanla eşyaları yavaş yavaş evime taşındı. Önce sadece diş fırçası ve ertesi gün giyeceği bir gömlek vardı. Ardından kutular, bilgisayarı, dosyaları geldi. Ben bunu birlikte bir yuva kuruyoruz sanmıştım.
Oysa şimdi anlıyordum: Yuvayı ben kurmuşum, o ise yalnızca içine yerleşmiş.
⸻
2. Bölüm: Taşan Sabır
Akşam mutfağa girdiğimde Mert masada oturuyor, bilgisayar ekranına gömülmüş halde bir şeylerle uğraşıyordu.
“Konuşmamız gerek,” dedim.
Başını bile kaldırmadan karşılık verdi:
“Yine mi? Her şeyi konuştuk ya.”
“Hayır, Mert. Sen konuştun, ben sustum. Şimdi sıra bende.”
Derin bir nefes verdi, ellerini klavyeden çekti ve nihayet gözlerini bana çevirdi.
“Sen benim evimde yaşıyorsun. Faturaları ben ödüyorum, mutfağın masrafını ben karşılıyorum, günlük ihtiyaçları ben düşünüyorum. Benim payım bu. Peki seninki ne? Sadece varmış gibi görünmek ve eski eşinin hayatını toparlamaya çalışmak mı?”
“Ben boş gezen biri değilim,” diye sözümü kesti. “Sana yardım ediyorum. Sadece sen bunu görmüyorsun.”
“Yardım dediğin şey haftada bir bulaşık yıkamak değildir. Yardım; saygıdır, sorumluluk almaktır, açık olmaktır. Sende ise Elif’le gizli mesajlaşmalar, alaycı sözler ve bitmeyen suçlamalar var. Senin dramına güç yetiştiren biri olmaktan yoruldum.”
Birden ayağa fırladı, sandalye geriye doğru sertçe kaydı.
“Yani beni evden mi kovuyorsun?”
“Hayır,” dedim sakin ama kararlı bir sesle. “Sadece bana saygı duymayan biri için kendimi feda etmeyi bırakıyorum. Ne istediğine karar ver. Ama bu karar benim hayatımı ezip geçerek alınmayacak.”
⸻
3. Bölüm: Sonuçları
Ertesi sabah işe gitmek üzere çıktı ve gece eve dönmedi.
Ağlamadım. Bunun yerine daha sert bir kahve yaptım, pencereleri ardına kadar açtım ve evi baştan aşağı temizlemeye başladım. Önce banyodaki çekmecesine el attım; ardından gardıropta ona ayırdığım rafı boşalttım.
