“Ya eski eşim çocuklarıyla birlikte buraya taşınır ya da sen bu evden gidersin. Seçimini yap!” dedi Mert, mutfağın ortasında dikilip hiç utanmadan

Hikâyeler
Böylesi haksızlık dayanılmaz, vicdan sarsıcı.

Sonunda buzdolabına yöneldim; onun yemek denemelerinden geriye kalan bütün izleri tek tek ayıkladım. Raflarda yalnızca sevdiğim peynirler, taze yeşillikler ve anneannemin ahududu reçeli kaldı.

Her hareketim, içimde küçük bir kilidin açılması gibiydi. Sanki parça parça kendime geri dönüyordum.

İki gün sonra kapıda belirdi. Ne aramıştı ne de mesaj atmıştı. Elinde bir poşet, gözleri yerde, öylece bekliyordu.

“Düşündüm de…” dedi güçlükle. “Belki bir yolunu bulabiliriz. Bir süre arkadaşımda kalırım ama…”

“Mert,” diye sözünü kestim, sesimi yükseltmeden. “Sen yetişkin bir adamsın. Beni dahil etmeden bir çözüm bulabilirsin. Yolun açık olsun.”

Kapıyı kapattım. Uzun zamandan beri ilk kez içim hafifti.

4. Bölüm: Yeniden Doğuş

Mert gittikten sonra hayatım şaşırtıcı biçimde genişledi. Evin metrekaresi değişmemişti elbette; genişleyen yer içimdi.

Kaybettiğimi sandığım şeyleri yavaş yavaş geri toplamaya başladım. Arkadaşlarımla yeniden buluştum, akşamları koşuya çıktım, yıllardır içimde kalan ama “vakit yok” diyerek ertelediğim dans kursuna yazıldım.

Lale artık daha gür mırlıyordu. Ben de daha sık gülüyordum. Bazı sabahlar gözümü açar açmaz şunu düşünüyordum: “Yalnız kalmaktan korksaydım hâlâ o gölgenin altında yaşayacaktım.”

Meğer yalnızlık dediğim şey bir yanılsamaymış. Ben kendimle beraberdim. Bu da bana yetiyordu.

5. Bölüm: Başka Bir Bakış

Bir ay kadar sonra dans kursundan biri bana yazdı. Adı Emre’ydi. Uzun boylu, sakin tavırlı, yüzünde insanın içini ısıtan bir tebessüm taşıyan bir adamdı. Beni bir sergiye davet etti. Kitaplardan, yolculuklardan, iyi demlenmiş çaydan ve insanın kendinden ödün vermeden yaşayabilmesinden konuştuk.

Acele ettirmedi. Üstüme gelmedi. Sadece oradaydı; varlığıyla alan açıyordu.

Ben de hayaller kurup geleceği boyamaya kalkmadım. O anın tadını çıkardım. Bilerek, fark ederek, telaşsızca.

Bir gün bana, “Sende başka bir şey var,” dedi. “Kendi olmandan korkmuyorsun sanki.”

Gülümsedim.

Çünkü artık gerçekten korkmuyordum.

6. Bölüm: Evin Başladığı Yer

Aradan birkaç hafta daha geçti. Bir akşam pencerenin önünde duruyor, elimdeki çay fincanıyla rüzgârın yaprakları nasıl savurduğunu izliyordum. Odanın içinde vanilya kokusu ve yumuşak bir sıcaklık dolaşıyordu.

Hayatım yeniden bana aitti.

Geçmiş bazen yine kapımı yokluyordu: Mert’ten gelen beklenmedik mesajlar, zihnime düşen anılar, “ya şöyle olsaydı” diye başlayan sorular… Ama artık cevap vermemeyi, içimi yeniden bulandırmamayı, kendi kararımı sorgulamamayı öğrenmiştim.

Ev dediğin yalnızca duvarlardan ibaret değildi.

Ev, insanın içinde kurduğu bir hâldi. Kendine saygı duymaya başladığında, sana aynı saygıyı göstermeyenleri o eşiğin içinden geçirmemeyi de öğreniyordun.

Ara Bölüm: Basit Bir Seçim

Bir zamanlar bana, “Seçimini yap,” demişti.

Ben de seçmiştim.

Sonra anladım ki o seçim, hayatım boyunca verdiğim en doğru karardı; çünkü ilk kez kendi tarafımda durmuştum.

7. Bölüm: Eski Sevgiliden Gelen Mektup

Bir aylık sessizliğin ardından, bir pazar sabahı tam saat dokuzda bir mektup aldım. Gerçek bir mektuptu bu; zarfı, pulu ve üzerinde onun el yazısı vardı.

Bir süre elimde tuttum. Açmalı mıydım, yoksa hiç bakmadan atmalı mıydım? İçimdeki kendini koruma sesi, “Çöpe at,” diye bağırıyordu. Merakım ve henüz tam kapanmamış o eski yara ise, “Oku,” diye ısrar ediyordu.

Zarfın içinden iki sayfa çıktı. Sade, kısa ve ağır bir metindi:

“Merhaba.

Neden yazdığımı ben de tam bilmiyorum. Sanırım vicdanım, sandığımdan daha ağır basıyor.

Seni kanepede kitabınla otururken hatırlıyorum. Kedinin mırlayışını, sabahları odaya yayılan kahve kokusunu… O günlerde bunların hepsini fazla olağan saymışım. Her şeyin hep böyle süreceğini sanmıştım.”

Şükrüye'nin Penceresinden