“Elif, sakın yanlış anlayıp gücenme ama annem yazlığı Mehmet’in üzerine bırakmaya karar vermiş” dedi Ayşe, Elif kapının eşiğinde donup kaldı

Hikâyeler
Sofranın utanç dolu, adaletsiz sessizliği çökmüştü.

— Elif, sakın yanlış anlayıp gücenme ama annem yazlığı Mehmet’in üzerine bırakmaya karar vermiş.

Ayşe bunu daha kapının ağzında söyledi. Elif, ıslanmış paspasa çorabıyla basmadan çizmesini çıkarmaya uğraşıyordu. Ayşe sesini alçaltmıştı; kötü bir haber vereceği zaman yüzüne yerleşen o tuhaf, zoraki gülümseme yine dudaklarındaydı. Sözünü bitirir bitirmez de aynaya döndü, saçlarını düzeltmeye koyuldu.

— Benim buna alınmam mı gerekiyor? — diye sordu Elif.

— Ne bileyim, insanlık hâli. Şimdi herkes her şeye hassas.

İçeriden Fatma’nın sesi duyuldu:

— Daha ne kadar bekleyeceğiz sizi? Ördek soğuyor!

Ayşe çantasını kaptığı gibi sofraya doğru önden yürüdü. Elif ise elinde diğer çizmesiyle birkaç saniye antrede öylece kaldı. Salonda Mehmet çoktan annesinin yanına oturmuştu; sabah iyi bir pasta bulabilmek için üç ayrı dükkân dolaştığını yüksek sesle anlatıyordu.

Yazlıktan ona tek kelime etmemişti.

— Anne, sana güzelini getireceğim demedim mi? — diyordu Mehmet, pasta kutusunun bantlarını bıçakla keserken. — Sen de gidip sıradan bir şey alacağım diye telaşlanıyordun.

— Telaşlandığımdan değil oğlum, seni bilirim, — diye karşılık verdi Fatma. — Bir işe el attın mı hakkını verirsin.

Ayşe, bu söz yalnız pastaya değil de kardeşinin bütün hayatına söylenmiş gibi başını onaylarcasına salladı.

Elif, Mehmet’in yanına ilişti. Mehmet onun önüne tabak çekti, dirseğiyle koluna hafifçe dokundu ve alçak sesle sordu:

— Ne oldu, niye kaldın orada?

— Çizme çıkmadı.

— Beni çağırsaydın.

Elif ona baktı; ama Mehmet çoktan annesine dönmüş, kutlama için şerbet şişesini açmayı teklif etmişti.

Yazlık meselesi hemen açılmadı. Önce Fatma’nın sağlığından söz edildi, sonra aile sağlığı merkezindeki yeni sorumlu hemşireden, ardından da üst kattaki komşunun yine merdiven boşluğunda sigara içmesinden yakınıldı. En çok Ayşe konuşuyordu. Annesinin sözünü sık sık kesiyor, baharda yaptırmayı düşündüğü tadilatın fotoğraflarını göstermek için birkaç kez telefonunu kurcalıyordu.

Mehmet iştahla yiyordu. Elif iki kere istemediğini söylediği hâlde tabağına tekrar ördek koydu.

— Bugün pek sessizsin, bir şey mi var? — diye sordu.

— Yok, iyiyim.

— İyi o zaman.

Bunu öyle bir rahatlamayla söyledi ki, sanki çalışıp çalışmadığını merak ettiği bir ampule bakmış da hâlâ yandığını görünce içi ferahlamış gibiydi.

Sıcak yemek bitince Fatma salata kâselerini masanın kenarına aldı, dolaptan mavi renkli bir dosya çıkardı. Dosyayı önüne koydu, kapağını avucuyla düzeltti; ardından nedense masa örtüsünün kıvrımını da çekiştirip hizaladı.

— Sizi bugün sadece doğum günüm diye toplamadım, — dedi. — Kutlama ayrı, ama bazı meseleleri vaktinde konuşup karara bağlamak lazım.

Mehmet çiğnemeyi bıraktı. Ayşe birden dikleşti ve gözlerini Elif’e çevirdi.

— Anne, bunu sonra konuşsak olmaz mı? — diye sordu Mehmet.

— Sonra ne zaman? İkiniz de buradasınız, Ayşe de burada. Yarın ölecek değilim, öyle bakmayın. Sadece benden sonra kimse birbirine düşmesin istiyorum.

Fatma dosyayı açtı. Elif, yazlığa ait tapu fotokopisini, arsanın eski planını ve kayınvalidesinin el yazısıyla doldurulmuş birkaç sayfayı gördü.

— Yazlığı Mehmet’in üzerine yapmaya karar verdim, — dedi Fatma. — Ayşe’ye babasından kalan ev var, onun başını sokacak yeri mevcut. Mehmet de erkek adam, ev bark işinden anlar, bahçeyi sever, düzeni korur.

— Anne, şimdi bunun sırası mı? — Mehmet dosyaya uzanacak oldu, fakat Fatma avucunu dosyanın üstüne bastırdı.

— Sırası, çünkü ben böyle uygun gördüm. Sen güvenilir adamsın Mehmet. Kendi evini aldın, arabayı yeniledin, karına bakıyorsun. Yazlığın sahipsiz kalmayacağını bilmek içimi rahatlatır.

Elif başını çevirip kocasına baktı. Mehmet gözlerini tabağına indirmiş, çatalın ucuyla kızarmış deriyi kazıyordu.

Ayşe bu bakışı fark etti.

— Ne var? — dedi. — Bana kalırsa gayet adil. Mehmet parayı nasıl idare edeceğini her zaman bilmiştir. Zaten o güzel evi de onun sayesinde aldınız.

— Onun sayesinde mi? — Elif’in sesi boğazında düğümlendi.

Mehmet aceleyle ekmek sepetini ona doğru itti.

— Elif, ekmek al.

Elif sepete elini bile sürmedi.

— Ayşe, ne demek onun sayesinde?

— İlk ödemeyi o biriktirdi ya. Sen o sıralar daha yeni işe başlamıştın. Yanlış mı hatırlıyorum?

Ayşe, onay bekler gibi kardeşine döndü. Mehmet su bardağını aldı, bir yudum içti ve bardağı masanın kenarına fazla yakın bıraktı.

— Ayşe, şimdi hesap kitap açmayalım, — dedi. — Annemin doğum günü sonuçta.

— Ne var bunda? Kardeşimi övüyorum sadece.

— İlk ödeme meselesini sana kim anlattı? — Elif’in sesi sertleşmişti.

Ayşe omuz silkti.

— Mehmet söylemişti. Epey zaman oldu.

Mehmet tabağını sertçe geriye itti.

— Ben öyle demedim.

— Nasıl dedin peki? — diye sordu Elif.

— Hatırlamıyorum artık, üstünden yıllar geçti.

— Beş yıl geçti.

— İşte görüyorsun, sen hatırlıyorsun, ben hatırlamıyorum.

Gülümsemeye çalıştı ama sofrada kimse ona eşlik etmedi. Fatma parmaklarını açık dosyanın üzerinde tutuyor, önce oğluna, sonra Elif’e bakıyordu.

— İlk ödemeyle ilgili ters olan ne? — diye sordu.

— Bir şey yok anne, — dedi Mehmet hemen. — Lütfen büyütme.

— Ben büyütmüyorum. Sadece sordum.

Ayşe gözlerini devirdi, önündeki bardağı eline aldı.

— Allah aşkına, sıradan bir cümleden şimdi koca mesele çıkaracaksınız. Kim ne yatırmış, ne fark eder? Sonuçta evli barklı insanlar, aynı aile.

— O zaman az önce neden evi Mehmet aldı dedin? — diye sordu Elif.

— Çünkü konut kredisiyle o uğraştı. Bankalara gitti geldi, konuştu, evrak topladı.

— Kredi işleriyle ben uğraştım!

— Belki beraber uğraşmışsınızdır.

— Ayşe, sen bunları nereden biliyorsun?

— Neleri?

— O zaman yeni işe başladığımı, Mehmet’in güya ilk ödemeyi topladığını, bankalara onun koştuğunu… Bunları kimden duydun?

Ayşe, cevap arar gibi Mehmet’e döndü.

Şükrüye'nin Penceresinden