Ekrana bir süre öylece baktım. Sonra telefonu masanın üzerine ters çevirdim ve bildirimleri sabaha kadar sessize aldım. Numarasını engellemedim; bunun için henüz erken olduğunu biliyordum. Ama sesini, mesajlarını, her titreşimini o gece hayatımdan çıkarmaya hakkım vardı.
Birkaç dakika sonra bu kez Elif aradı.
— Ayşe Hanım, toplantı tutanağı katılımcılara gönderildi. Mehmet teslim aldığını teyit etti. Ayrıca şirket e-postasına bir yazı yollamış. Toplantının iptal edilmesini istiyor. Gerekçesi de şu: “Aile içi meselelerin işle ilgisi yoktur.”
Gözlerimi kapatıp kısa bir nefes aldım.
— Standart yanıtı gönderin.
— Gönderdim bile. Değerlendirilen konunun şirket malına verilen zarar, erişim kurallarının ihlali ve opsiyon sözleşmesindeki şartlar olduğunu belirttim.
— Teşekkür ederim.
Elif kısa bir duraksamanın ardından ekledi:
— Bir de çalışanlar yarınki planlama toplantısının yapılıp yapılmayacağını soruyor.
Takvime baktım. Sabah saat onda yatırımcılara yapılacak gösterim duruyordu. Hiçbir şey durmuş değildi. Dünya aynı hızla dönüyordu. Proje ortadan kaybolmamıştı. Ekip benden bir işaret bekliyordu.
— Yapılacak, dedim. Her zamanki saatte.
Ertesi sabah Mehmet yine de şirkete geldi.
Saat sekiz kırk sekizde iş merkezinin girişindeki turnikenin önünde duruyordu. Kartını okuyucuya tuttu. Bir kez. Sonra bir daha. Ardından üçüncü kez.
Ekranda kırmızı ışık yandı.
Güvenlik görevlisi bankonun arkasından kibar ama kesin bir sesle konuştu:
— Erişiminiz aktif görünmüyor.
Mehmet o sırada beni asansörlerin yanında fark etti.
— Ayşe!
Durup ona döndüm. Yanımda iki yazılımcı ile proje yöneticisi vardı. Üçü de aynı anda telefonlarına bakıyormuş gibi yaptı; insanın başını kaldırmamak için ne kadar uğraşabildiğini o an gördüm.
— Şirketle ilgili konuları giriş holünde konuşmam, dedim.
Yüzü gerildi.
— Beni herkesin içinde küçük düşürmeye mi çalışıyorsun?
— Ben işe geldim.
— Ben de öyle.
— Senin giriş yetkin yok.
— Burası benim de firmam!
Sesimi yükseltmedim.
— İmzalanmış sözleşmeye göre yüzde on sekizlik opsiyon payı alma hakkın vardı. Yönetim kurulunun aldığı kararla, sözleşmedeki şartlar gerçekleştiği için bu hak sona erdirildi.
Bir adım bana doğru yaklaştı. Güvenlik görevlisi hemen yerinden kalktı. Mehmet bunu gördü; öfkesinin üstüne bir de ihtiyat bindi.
— Üzerime güvenlik mi salıyorsun şimdi?
— Erişim düzenini uyguluyorum.
Bir an yüzündeki sertlik yumuşar gibi oldu. Sesini alçalttı.
— Ayşe, yeter artık. Ben de sinirlendim, annem de. Biliyorsun, onun yapısı öyle. Eski usuldür, fevridir, huyu serttir.
— Huy sertliği, şirket malına zarar verme hakkı doğurmaz.
— Sana yeni bir bilgisayar alırım.
— Bana değil, şirkete. Üstelik mesele bununla kapanmıyor.
Dudaklarını birbirine bastırdı.
— Ne istiyorsun benden?
— Yazılı açıklama. Tüm giriş kartlarının iadesi. İşe ait bütün veri taşıyıcıların teslimi. Ve hukuk biriminin bilgisi olmadan çalışanlarla temas kurmaman.
— Benimle yabancı biriymişim gibi konuşuyorsun.
— İş açısından şu anda uyuşmazlık tarafısın.
Etrafına baktı. Önce yanımdaki çalışanlara, sonra güvenlik görevlisine, en sonunda da açılmayan turnikeye. Daha dün, aile itibarını korumaya çalışacağımı sanıyordu. Bugün ise herkesin önünde kendi itibarını toparlamaya mecbur kalmıştı.
Cebinden giriş kartını çıkardı ve bankonun üzerine bıraktı.
— Alın.
— Diğerini de, dedim.
Olduğu yerde dondu.
— Hangi diğerini?
— Eski siyah kartı. Dün toplantı odasında elinde tuttuğun kart.
Güvenlik görevlisinin bakışları daha dikkatli bir hâl aldı.
Mehmet birkaç saniye kıpırdamadı. Sonra ceketinin iç cebine uzandı ve ikinci kartı çıkardı. Tek kelime etmeden ilkinin yanına koydu.
Bankonun üzerinde iki küçük plastik parçası duruyordu. Son aylarda elinde tuttuğunu sandığı bütün güç, işte o kadardı.
Asansöre bindim. Dokuzuncu kata çıktığımda toplantı odasında ekip hazır bekliyordu. Ekranda deneme ortamı açılmıştı. Yatırımcılar güvenli bağlantı üzerinden toplantıya katılmak üzereydi.
Murat bana döndü.
— Başlayalım mı?
— Başlayalım.
Sunum beklediğimden daha sakin geçti. Mehmet yoktu. Araya girip sesi yükselten, konuyu dağıtan, kadın yönetimiyle ilgili alaycı cümleler kuran, “Ayşe’nin yumuşak gücü” diye beni güya öven ama aslında küçülten sözler söyleyen kimse yoktu. Ürünü gerçekten ortaya çıkaranlar konuştu: yazılımcılar, analiz uzmanı, uygulama sürecinin başındaki ekip lideri. Ben toplantıyı bir sonraki aşamanın takvimi üzerinde anlaşarak kapattım.
Bağlantı kesildikten sonra odada birkaç saniyelik bir sessizlik kaldı. Garip bir boşluk değildi bu; düzenli, toplanmış, işe yarayan bir sessizlikti.
Emre dosyasını açtı.
— Ayşe Hanım, yeni erişim matrisi hazır. Bu kez yönetici yakınları için hiçbir istisna bırakmadım.
— Çok iyi, dedim. Onay gündemine alalım.
Öğleye doğru Mehmet’ten uzun bir e-posta geldi. İçinde kırgınlıklar, suçlamalar, yıllarca aynı evi paylaşmış olmamıza yapılan imalar, “anneme saygısızlık” diye ayrılmış bir paragraf ve en sonunda “yasal payımın iadesini talep ediyorum” cümlesi vardı.
Elif cevap taslağını bana iletti.
Metin kupkuruydu. Gerektiği kadar soğuk, gerektiği kadar netti. Tek bir duygusal ifade yoktu.
“Mehmet adına şirket sermayesinde kayıtlı herhangi bir pay bulunmamaktadır. Opsiyon paketi edinme hakkı, taraflar arasında imzalanan sözleşmede belirtilen şartların gerçekleşmesi nedeniyle sona ermiştir. Bundan sonraki tüm başvuruların temsilci aracılığıyla yapılmasını rica ederiz.”
Okudum. Sonuna tek kelime yazdım:
“Uygundur.”
Akşamüstü kendi odama girdim. Eve değil; özellikle odama. Çünkü yatırımcıyla yapılmış sözleşmenin basılı nüshasını almam gerekiyordu.
Masamın üzerinde yeni yedek bilgisayar duruyordu. Siyah, çıkartmasız, tertemiz. Emre erişimleri kurmuş, gerekli hesapları tanımlamıştı. Yanında küçük bir not bırakmıştı:
“Materyaller geri yüklendi. Riskler kapatıldı.”
Parmağımı kapağın kenarında gezdirdim. Sadece düzgün kapanıp kapanmadığını kontrol ettim. Sonra takvimi açtım.
Yarın evlilikle ilgili süreç için avukatla görüşme vardı.
Ertesi gün misafir erişim kurallarının değiştirilmesi için ortaklar toplantısı yapılacaktı.
Bir hafta sonra Fatma’ya yönelik zarar tespiti ve ihtar süreci başlayacaktı.
Bir ay içinde tüm yönetim yetkilerinin denetimi planlanmıştı.
Eskiden olsa bütün bunlara “zor bir dönem” derdim. Şimdi başka bir ad veriyordum: düzen kurmak.
Mehmet benim yerime yorgunluğumdan, akrabalık bağlarından ve başkasının eliyle yaratılmış bir kargaşadan geçerek oturabileceğini sanmıştı. Annesi bilgisayarımı yere fırlatınca benim açıklama yapmaya başlayacağımı, “evi işle karıştırmayalım” diye yalvaracağımı, aile meselesinin ofise taşınmaması için onu ikna etmeye çalışacağımı düşünmüştü.
Yanıldığı tek bir yer vardı.
Ben kişisel olanla kurumsal olanı ayırmayı zaten çoktan öğrenmiştim. Sadece bu kuralı kendi kocama uygulamakta gereğinden fazla gecikmiştim.
Ondan gelen son mesaj gece geç saatte düştü.
“Beni hiçbir şeysiz bıraktın.”
Bu cümleye baktım ve o gün ilk kez içimdeki nefesi sakince bıraktım.
Onu hiçbir şeysiz bırakan ben değildim. Gelecekte sahip olabileceği payı, benim emeğimin başkasının eliyle parçalanabileceğini sandığı gün kendi elleriyle yere koymuştu.
Çalışma ekranını kapattım. Sözleşmeyi çantama yerleştirdim ve odadan çıkıp asansöre yöneldim. Cam duvarın ardında kalan şirket, artık aile mutfağıymış gibi davranmak zorunda değildi.
