“Pasta gösterişli olacak, anlıyor musunuz? Öyle eski usul, demode süslemeler istemiyorum. Yağlı kremadan yapılmış güller, bayağı kuğular falan asla olmasın. Benim erkeğim en iyisini hak ediyor; yıl dönümümüz var. İç dolgusu kırmızı kadife olacak. Bir de en önemlisi, üstünde yenilebilir fotoğraf bulunmalı. Size şimdi resmi göndereceğim, orada inanılmaz çıkmış. Benim canım sevgilim… Yanına da sürprizli bir balon ekleyin.”
Mesaj uygulamasındaki ses kaydı kırk saniye sürmüştü. Merve, kaydı sonuna kadar dinlerken bir yandan da elindeki nemli süngerle mutfak tezgâhını dalgın dalgın siliyordu. Elif adındaki müşteri, önceki akşamdan beri ona yazıyor, gönderilen taslakların hepsinde ayrı bir kusur buluyordu. Birinde şeker hamurunun rengi “fazla ucuz” görünmüş, diğerinde yazı karakteri “yeterince tutkulu” gelmemişti. Merve sesini çıkarmadı. Sipariş iyi para kazandıracaktı; evde de fazladan gelen her kuruşa ihtiyaç vardı. Hele bu aralar, çocukların özel dersleri gündemdeyken.
Telefon kısa bir sesle titredi. Fotoğraf gelmişti.
Merve süngeri kenara bıraktı, musluğun altında ellerini yıkadı, mutfak havlusuyla kuruladı. Ancak ondan sonra ekran kilidini açtı.
Böyle işler yaparken başkalarının yüzlerini görmeye alışkındı. Balık tutarken gülümseyen adamlar, takım elbiseli ciddi müdürler, ellerinde gitarla poz veren delikanlılar… Fakat bu kez ekrandaki fotoğraftan, güneş yüzünden gözlerini hafifçe kısmış halde ona bakan kişi kendi kocasıydı. Mehmet.

Üzerinde, Merve’nin geçen ay indirimden aldığı koyu lacivert polo yaka tişört vardı. Arka tarafta bir parkın ağaçları seçiliyordu. Mehmet’in yüzünde, uzun zamandır evde hiç görmediği türden bir gülümseme duruyordu; rahat, keyifli, karnı doymuş bir kedi gibi memnun.
O an etrafındaki her şey dondu sanki. İçinde ne varsa bir süpürgeyle silinip atılmış gibi boşaldı. Yemek kokularıyla ağırlaşmış, boğucu mutfak havası birden tahammül edilmez hale geldi. Nefes almaya ihtiyacı vardı. Pencereye yöneldi. Kolu çevirmekte zorlandı ama sonunda kanadı araladı. İçeriye sokaktan gelen uğultuyla birlikte keskin, soğuk bir rüzgâr doldu; Merve’yi yeniden o daracık gerçeğin içine çekti.
Parmakları, sanki kendisine ait değilmiş gibi ekranda bir cevap yazdı:
“Fotoğrafı aldım. Baskı için uygun, kalitesi iyi. Resmin altına nasıl bir yazı ekleyelim?”
Elif uzun süre yazdı. Belli ki içini dökmek, tanımadığı bir pastacıya bile zaferini anlatıp övünmek istiyordu.
“Şöyle yazın: İlham perisinden kazanana. Biliyor musunuz, biz tam bir yıl önce tanıştık. O zaman öyle kaybolmuş gibiydi ki… Karısı tam ev kadını tiplerinden. Evde oturur, börek çörek yapar, her kuruşun hesabını sorup adamın başının etini yer. Onun yanında canı çok sıkılıyor. Ona gerçek hayatın ne olduğunu ben gösterdim. Bu cuma bir yılımızı kutluyoruz. Sonunda boşanma davası açmaya hazır olduğunu söyledi. Yani bu pasta bizim zaferimizin simgesi olacak. Lütfen kusursuz yapın!”
Merve mesajı iki kez okudu. Göğsünün içinde ince, inatçı bir sızı yayıldı. Ev kadını… Her kuruşun hesabını soran kadın…
“En iyi şekilde hazırlayacağım,” diye yazdı. “Cuma günü teslimat için adresi ve saati netleştirir misiniz?”
“Fıskiye Sitesi, Deniz Sokak No: 14, Daire 84. Akşam yediye doğru gelsin. O da işten çıkıp tam o saatlerde bana geçecek.”
Koridordan anahtarın kilitte döndüğünü belirten tanıdık ses geldi. Ardından dış kapı kapandı, yere bırakılan çantanın tok bir gürültüsü duyuldu. Mehmet işten dönmüştü.
Çocuk odasından on bir yaşındaki Emre ile sekiz yaşındaki Zeynep koşarak çıktılar.
“Babam geldi!” diye bağırdı Zeynep ve Mehmet’in boynuna sarıldı.
Merve mutfaktan çıktı. Kocası ayakkabılarını ellerini kullanmadan, topuklarına basarak çıkarmaya çalışıyordu. Sıradan bir akşamdı bu. Sıradan bir koca. Biraz yorgun, çenesinde hafif sakal gölgesi, üzerinde metro ve sigara kokusunun alışılmış karışımı.
“Mahvoldum bugün,” dedi Mehmet, Merve’nin yanağına kısa bir öpücük kondururken. Dudakları kuru ve soğuktu. “İş yerinde ortalık karışık, müdür yine herkesi gerdi. Akşam yemeğinde ne var?”
“Kıymalı makarna ve salata,” dedi Merve, sesini olabildiğince düz tutarak. “Git, ellerini yıka.”
Biraz sonra sofraya oturmuşlardı. Mehmet hızlı hızlı, iştahla yiyor; makarnanın ardından salatadaki sebzeleri ağzına atıyordu. Merve ise tabağındaki yemeği çatalla evirip çeviriyor, gözlerini ondan ayıramıyordu. Çenesinin nasıl hareket ettiğine, telefonunda bir şeylere bakarken kaşlarını nasıl çattığına, hiçbir şey olmamış gibi sofrada oturuşuna bakıyordu. Bir yıl boyunca başka bir kadınla birlikte olup sonra bu eve dönmeyi, onun hazırladığı yemeği yemeyi, gece çocukların alnından öpmeyi nasıl başarabilmişti?
