“Bugün akşama kadar bana on beş bin yedi yüz elli” diye para isteyen kayınvaliye Zeynep, Murat’ın gitmesinin şokuyla sessizce telefonu açtı

Hikâyeler
Bu adaletsiz, aşağılayıcı sessizlik dayanılmazdı.

Zeynep, apartmanın dış kapısını arkasından kapattıktan sonra bir an kıpırdamadan durdu; sırtını serin metal yüzeye yasladı. Evin içinde alışık olmadığı kadar derin, insanın kulağını acıtan bir sessizlik vardı. Askılıkta artık Murat’ın gri montu durmuyordu. Ayakkabılıktaki en sevdiği kahverengi botlar da yerinden yok olmuştu. On iki yıllık evlilik, o sabah koridorda yapılan kısa ve boğuk bir konuşmayla bitivermişti. Murat gözlerini kaçırmış, çantasının fermuarını aceleyle çekmiş, duygularının eskisi gibi olmadığını, gerçek aşkı bulduğunu, bu ayrılığı medeni biçimde halletmeleri gerektiğini geveleyip durmuştu.

Zeynep bağırıp çağırmamıştı. Onun kalması için yalvarmamış, eteğine yapışmamıştı. Sadece susarak izlemişti. Hayatının en güzel yıllarını verdiği adam, korkakça başka bir kadının yanına gidiyordu. Hem de son altı aydır yalnızca aynı iş üzerinde çalıştığını söylediği o genç, hırslı Elif’in yanına.

Tam o sırada telefonun keskin sesi, evin ağır sessizliğini bıçak gibi yarıp geçti. Zeynep dalıp gittiği karanlık düşüncelerden sıyrıldı. Ekranda yazan isim belliydi: “Hatice.” Kayınvalidesi.

Derin bir nefes aldı. Murat’ın annesiyle konuşmak, şu anda isteyeceği en son şeydi. Hatice, oldum olası buyurgan bir kadındı; gelinini de aileden biri gibi değil, sanki ihtiyaç anında kullanılacak hazır bir el gibi görürdü. Kendi evinin faturalarını ödetmek, hafta sonları ağır pazar poşetlerini taşıtmak, yazlık evin çatısına yapılacak onarım için para istemek… Bunların hepsi dönüp dolaşıp Zeynep’in omuzlarına yüklenirdi. Murat ise çoğu zaman işlerinin yoğunluğunu, yorgunluğunu bahane eder; bu meselelerin dışına sessizce çekilirdi.

Zeynep telefonu açtı.

— Evet Hatice Hanım, buyurun, — dedi sesini olabildiğince sakin tutarak.

Karşıdan canlı, itiraza pek yer bırakmayan bir ses duyuldu.

— Zeynep kızım, merhaba. İş için arıyorum. Yarın arsaya ustalar gelecek, yeni sac panel çit takılacak. Geçen ay konuşmuştuk ya, anlaşmayı yapmıştık. Bugün akşama kadar bana on beş bin yedi yüz elli lira göndermen gerekiyor ki kapora verebileyim. Ha, bir de unutma; hafta sonu gelip eski tahtaları sökmeme yardım edeceksin.

Zeynep gözlerini kapattı. On beş bin yedi yüz elli lira… Üç yıldır neredeyse izin kullanmadan, kamu hizmetleri merkezinde kıdemli yönetici olarak çalışıp kenara koyduğu primiydi bu. Bir kaplıca tatiline gitmek için biriktiriyordu; bedeninin de ruhunun da artık dinlenmeye ihtiyacı vardı.

— Hatice Hanım, bugün oğlunuzla konuştunuz mu? — diye sordu Zeynep, sesindeki dengeyi bozmadan.

Hattın öbür ucunda ağır bir sessizlik oluştu. Bu soru, kayınvalidesini açıkça hazırlıksız yakalamıştı.

— Murat’ın bununla ne ilgisi var? — dedi Hatice; sesi bir perde incelmiş, içine rahatsız bir sertlik karışmıştı. — Murat çalışıyor, evi geçindiriyor, çitle çubukla uğraşacak zamanı mı var? Biz seninle her şeyi konuşmadık mı? Hem Zeynep, bu nasıl konuşma böyle?

Zeynep omuzlarını dikleştirdi. İçinde, şaşırtıcı biçimde soğuk ve sağlam bir kararlılık yayılıyordu.

— Konuşmamda tuhaf bir şey yok Hatice Hanım, — dedi yavaşça. — Murat artık bizim evi geçindirmiyor. Çünkü ortada “bizim ev” diye bir şey kalmadı. Oğlunuz bu sabah eşyalarını topladı ve yeni kadınının, Elif’in yanına taşındı.

Yeniden sessizlik oldu. Fakat bu kez suskunluğun ağırlığı bambaşka bir anlam taşıyordu.

Şükrüye'nin Penceresinden