“Bugün akşama kadar bana on beş bin yedi yüz elli” diye para isteyen kayınvaliye Zeynep, Murat’ın gitmesinin şokuyla sessizce telefonu açtı

Hikâyeler
Bu adaletsiz, aşağılayıcı sessizlik dayanılmazdı.

Bu sessizlik gergin, ölçüp biçen, neredeyse hesap yapan bir suskunluktu. Zeynep o anda her şeyi anladı: kayınvalidesi olan bitenden haberdardı. Biliyordu; buna rağmen arayıp para istemekten geri durmamıştı.

— Zeynep, niye hemen bu kadar büyütüyorsun? — diye söze girdi Hatice, sesi yatıştırıcı görünse de içinde küçümseyen bir ton vardı. — Erkek işte, bir hata etmiş. Kimin başına gelmez? Geçici bir şey bu. Biraz dolaşır, aklı başına gelir, yine döner. Sen daha akıllı davranmalısın, öyle kestirip atmamalısın. Yuva dediğin kolay kurulmaz, hemen yıkılmaz. Erkekler bazen çocuk gibidir; nerede huzur bulduklarını anlamaları için biraz serbest bırakmak gerekir. Sen bekle hele. Ama şu çit meselesini de çözmemiz lazım. Ustalar, siz barışacaksınız diye kapıda bekleyecek değiller ya.

Zeynep onun sözlerini dinledikçe gözlerinin önündeki perde yavaş yavaş kalkıyordu. Bunca yıl kendini sıradan, sorunları olan ama yine de aile sayılabilecek bir düzenin içinde sanmıştı. Evet, zorluklar vardı; evet, Hatice kimi zaman haddinden fazla talepkâr davranıyordu. Ama sonuçta akrabaydılar, aynı sofraya oturmuş, aynı hayatın yükünü paylaşmış insanlardı. Şimdi ise gerçeğin bambaşka olduğu yüzüne çarpıyordu: O, onların gözünde kullanışlı bir para kaynağı ve karşılıksız hizmet eden biriymiş. Hatice, oğlunun ihanetini bile görmezden gelmeye hazırdı; yeter ki kendi rahatından olmasın.

Zeynep’in sesi bu kez titremedi.

— Bundan sonra size hiçbir konuda yardım etmeyeceğim. Oğlunuz başka bir kadının yanına gittiyse, buyursun o hanım ilgilensin sizin ihtiyaçlarınızla.

Hatice’nin nefesi kesilir gibi oldu.

— Sen ne söylediğinin farkında mısın? — diye çıkıştı öfkeyle. — Ne demek “o hanım”? Elif öyle kaba işlerden anlayacak biri değil, hassas ruhlu bir kız o! Hem biz seninle akrabayız. Bana böyle davranmaya hakkın yok. Ben insanlarla çoktan konuştum, söz verdim!

— Sözü siz verdiyseniz, parasını da siz ödersiniz. Size iyi günler Hatice Hanım. Bir daha beni aramayın.

Zeynep telefonu kapattı. Birkaç saniye ekrana baktıktan sonra numarayı engelledi. Ardından mutfağa geçti, musluğu açıp kendine bir bardak soğuk su doldurdu. Parmakları hâlâ az önceki gerilimin etkisiyle hafifçe titriyordu; ama içinde şaşırtıcı bir ferahlık yükselmeye başlamıştı. Sanki yıllardır sırtında taşıdığı ağır bir taş nihayet yere düşmüş, omuzları ilk kez nefes almıştı.

Aynı dakikalarda, şehrin öteki yakasında Murat, Elif’in geniş ve özenle döşenmiş dairesindeki pahalı deri koltuğun üzerinde oturuyordu. Hayalini kurduğu yeni hayat, daha ilk günden beklediği gibi başlamamıştı. Elif karşısındaki berjerde oturmuş, uzun tırnaklarıyla telefonunun ekranına sabırsızca vuruyordu. Yüzündeki ifade, keyifsizliğini saklamaya çalışmadığını açıkça belli ediyordu.

— Murat, annen neden sabahtan beri telefonumu susturmuyor, bana açıklayabilir misin? — diye sordu. Gözlerini ekrandan bile kaldırmamıştı; ama sesi buz gibiydi.

Murat boğazını temizledi, sonra huzursuzca yutkundu.

— Şey… Annem yazlıkta biraz tadilat işine girişmişti ya. Bahçe çitini değiştirmek istiyor. Bu tür şeylerde Zeynep eskiden ona yardım ederdi. Ustaları ayarlar, ödemeyi gönderir, işi takip ederdi. Şimdi… malum, Zeynep kabul etmemiş. Annem de telaşlanmış. Arayıp duruyor, yardım istiyor.

Elif telefonu usulca yanındaki sehpaya bıraktı. Sonra başını kaldırıp Murat’a uzun uzun baktı. Bakışı öyle keskindi ki Murat yerinde biraz daha küçülür gibi oldu.

— Demek Zeynep hallediyordu, — dedi Elif ağır ağır. — Parayı Zeynep gönderiyordu. Şimdi de aynı şeyi benden bekliyorsun, öyle mi?

— Hayır, hayır Elif, olur mu öyle şey! — Murat hemen ellerini iki yana açtı. — Sadece annem ustalara kapora vermek için on altı bin lira istiyor. Ben de düşündüm ki… Hani deniz tatili için ayırdığımız paradan bir kısmını alsak? Bir sonraki maaşımla yerine koyarım zaten.

Elif’in yüzü öfkeyle gerildi.

Şükrüye'nin Penceresinden